28 Haziran 2008 Cumartesi

BENİM BABAM




Yetmişli yılların başında
Biçerdöverler yokken
Urfa Harran ovasında
Buğday tarlaları
Sapsarı kesildiğine
Babam binermiş
Frensiz lülüfer traktöre
Patozu takarmış peşine
Bir çırpıda varırmış
Harran eline,
Yüzü gözü toz sap içinde
Her yaz gidip gelmiş
Bir ekmek peşinde…
O gün akan terle
Helal rızk gelmiş
Körpe yavrularının midesine;
Benim babam
Böyle katlanmış gecelere
Kaynamış sular inmiş
Temmuzda hücrelerine
Benim babam bir taneydi
Kimse su dökemezdi
Onun eline,
Adamların tükendiği günde
Adam olmanın
Kitabını yazdı yüreğimize…
Bir gün telefonum çaldı
Sabahın yedisinde
Acılı haber
Erken yetişti pencereme
Anam ağıtlı bir halde
Oğlum bir haberim var sana,
Baban şu an hastanede
Durma çabuk gel eve,
Dizlerim tutmaz oldu
Kaldım olduğum yerde,
Bir anda irkildim
Geldim kendime
Anne bir şey mi oldu
Babama dediğimde
Annem soğuk bir dokunuşla
Kardeşine haber vermeyi unutma
Bir an evvel gelin memlekete
Çat telefon kapandı yüzüme
Anladım ki çekildi perde
Yıldızlar döküldü pençe pençe
Vakit tamamlanmış
Can dayanmış kemiğe
Çaremi çırpınma dövünme
Çok dua ettim yüce Rabbime
Metanet verdi dizlerime…
Hayat bambaşkaydı o gün
Sekiz saat gittim otobüste
Nihayet vardım bizim ele
İlk karşıma çıkan abime,
Söyle ne oldu dediğimde
Bakakaldı gözümün içine
Sonra oturdu olduğu yere,
Babam babam dedi
Birkaç defa;
Tuttum kollarını elimle
Ne oldu babama
Söyle Allah aşkına
Birden boşandı
Yaşlar yüzüne;
Anladım ki babam
Çoktan gitmiş Rabbine
Kuşlar uçmuyor gökyüzüne
Yazları patoza giden adam
Veda etmiş Harran eline,
Toplandı aile fertleri
Dizimin dibine
Bir çift sözüm oldu
Onların hepsine,
Her canlı ölecektir mutlaka
Babam da canlı olduğuna göre
Oda gitti geldiği yere,
Bağırmak ağlamak
Olacaksa fayda
Gelin birlikte bağıralım
Çıkıp sokağa,
Bu veciz hatırlatma
Döndürdü herkesi hayata
O günden sonra
Güneş yeniden doğdu
Bizim sisli ocağa…
Güneş doğdu doğmasına da
Gecenin karanlığına
Gömülenler oldu daha sonra,
O gündür bu gündür
Hep babam gelir rüyalarıma,
Galiba çok kızmış çocuklarına
Yoksa neden gelir hep yanıma
Ey baba!
Rahman ve Rahimden
Rahmet diliyorum sana
Çok yorulduk
Halımıza bir baksana
Belki ruhun dolaşıyor aramızda
Biz bundan habersiz yaşasak ta,
Hakkını helal et çocuklarına
Yoksa karanlıklar,
Hiç gitmeyecek uzaklara!
Yıl:27.04.2006
Saat:01.00—01.25
Çengelköy/İst
(E.KEKEÇ)

15 Haziran 2008 Pazar

SEDEF KOKUSU



Bu şehir ovada
Aslanlar yatağında,
Haritanın güneyi
Dağlardan aşırı
Kuşlar tünemez
Bol olur yeli!
Irgatlar pamuklara
Leylekler ayrıklara
Beyazlar bir başka…
Çıngılar çıkar yazları
Hararet kavurur
Ovayı bayırı,
Teksas şapkalı
Pamuk sucuları
Omzunda kürek
Lösleye lösleye
Bata çıka çamura
Çevirir suları!
Bu şehir güneyde
Ağıtlar gömülü iliğinde
Asi bir suyu var
Tam orta yerinde;
Esatın babası
Birden kesince suları
Lağımlar kokutur
Dört bir yanı;
Böğürtlen dikenleri
Sivrisinek yuvaları,
Güneş aşınca dağları
Tıngırdar köylü çocukları
Elinde havlu
Bir oyanı bir bu yanı
Vururda kollar bacakları,
Her tarla başında
Bir cibinlik kurulur akşamları;
Bu şehir çok ötede;
Tam fecir vaktinde
Güzel bir seda gelir
İçli yüreklere
Dar sokaklardan
Tıpır tıpır dökülür
İnsanlar salât etmeye…
Bu şehir 1939’da
Bir el verdi
Ankara’daki meclise
Verdi vermesine de
Bu el yetmedi efendisine
Bir başka el
Doldu içine…
Dereler karıştı
Bulandı çevre
Güpegündüz orta yerde,
Bende kırıldım
Gitmiyorum o şehre,
Uzun çarşıdaki
Sedef dükkânı
Sedef gibi kokar
İçerimde!
Bu şehir varya
Bağımlılık var
Havasında suyunda,
Köşkerin elindeki bizi
Delip geçse avuç içimizi,
Bakır kazana atılan
Kalaydan çıkan
Pis duman kokusu
Kavursa da boğazımızı
Yine de bir başka
O şehrin tadı!
Caddeler sokaklar
Cıvıl cıvıl,
Düğün şenlik havasında
Selam aleyküm
Mahamet ağa
Sevgisinin içinde
Olur mu hiç, hile hurda,
Kasap Ahmedin
Gözler önünde
Kestiği budu
Evire çevire
Zırhla doğrayıp
Özenle yaptığı tepsi
O şehirden başka
Nerde var ki!
BU şehir taa güneyde
Künefenin doğduğu yerde;
Akşam olur Arap kızları
Kol kola dolanır sokakları
Kimse görmez onları
BU şehir çok beride
Kel Dağa varmadan önce
Sempiyer hemen tepesinde
Harbiye şelaleleri
Güney kesiminde
Habibi Necar gibi biri,
Yüreğinin tam içinde;
Orda birisi var
İçin için ağlar
O gözyaşları
Ancak anamdan akar!
Asi susuzluktan
Yoksa ne yapar…
Ben o şehirdenim işte
O şehre mersiyeler değil
Methiyeler dizeceğim
Her taşına
Bir gül dikeceğim!
Yıl:19.04.2006
Saat:24.00—24.50
Çengelköy/İst.
(E.KEKEÇ)

12 Haziran 2008 Perşembe

SON NEFESİM

Senden yana hep söyleyeceğim,
Patlamış goncalarla sana geleceğim
Anneye hasret çocuk nasıl yanarsa
İçimde bir yerim öyle yanar sana!
Senden yana hep söyleyeceğim,
Yüreğimle yüreğine gireceğim
Arılar polen için nasıl gezerse
Her çiçekte izini süreceğim!
Senden yana hep söyleyeceğim,
Sen güneş ben zaman peşinden geleceğim
Aşkın narından üfledin bana
Bu yangını sende söndüreceğim!
Senden yana hep söyleyeceğim,
Kayan yıldızlarda taşınır hücrelerim
İnci mercan değil, bunlar benim yüreğim
Aşkım dökülür ellerine sökülse yüreğim!
Senden yana hep söyleyeceğim,
Sensiz bu denizlerde neyler gözlerim
Sahrada kum gibi yanar her yerim
Bir ateş ki sensiz savrulur küllerim!
Senden yana hep söyleyeceğim.
Eledim eledim kalan senin sevgin
Gökle yer öpüşse kesilmez nefesim
Senin aşkın olsun son nefesim!
Yıl:03.06.2007
Saat:01.10----01.40
Çengelköy/İst.
(E.KEKEÇ)

7 Haziran 2008 Cumartesi

SEVMEYİ SEVDİM

Gecenin karanlığı çöktüğünde
Güneşten sonra,
Yıldızlardan kopan
Meteor taşları altında
Selamlaşıp baktığında bana
Senin o bakışlarını sevdim!
Yorulmadan gidip geldiğin,
Kurbağa sesleri arasındaki
Hasta yollarını sevdim,
Dona kaldığında meyveler ağaçta,
Onları incitmeden kopardığın
O narin parmaklarını sevdim!
Tomurcuklanmış çiçekleri
Kimse koparmasın diye
Cam kavanozlarda özenle sakladığın;
O titiz davranışlarını sevdim!
Ülke coğrafyasının acılarını,
Yüzlerinde çizgi çizgi anlatan
Zavallı anaların gözlerinden akıttığı,
Damla damla dökülen yaşların
Ana kaynağı, senin o yüreğini sevdim!
Tüm kolları vahşice budansa da
Kesilen kollar daha haşin göverir
Verimli toprakta yaşadıkça, dediğin
Umut dolu sözlerini sevdim!
Sen bensiz ne yaparsın,
Düşündüğümde seni
Bırakmak istemiyorum bu halde
Düşene vuran eller kırılsın,
Hayat felsefem budur benim,
İşte senin hayat felsefeni sevdim!
Seni sevmeyi sevdim…
Dokunaklı okuyuşlarını
Saf temiz yüreğini,
Ahmakça olmayan
Sevgi dolu gözlerini
Yüreğindeki heyecanını
Heyecanının verdiği sıcaklığı sevdim!
Yirmi altı marttaki hazırlığı,
Yirmi sekiz mayıstaki durgunluğu
Gecenin mehtabındaki gölgeni
Yorulmayan aşkını sevdim!
Aşkın bir adı da yorulmamaktır
Senin yorulmadan sürekli yürümeni
Yürüdükçe çoğalan sevgini sevdim!
Buğday başağı gibi
Bire on veren
Almasa da karşılıksız sevmeyi beceren
Koyu karanlıkta bir kıvılcım gibi,
İnsanlığa bir anıt olan
Senin gönlündeki patlamaya hazır,
Tüm sevgileri sevdim!
Ben seni sevmeyi sevdim!

Yıl:30.01.2004
Saat:10.15—10.40
Kadıköy(f.b.merkezi) İst.
(E.KEKEÇ)
not:eşime ithaf olunur!....

2 Haziran 2008 Pazartesi

YAŞAM NOTLARI

Sen bilirsin ne diyeceğimi
Yaşayacaksın inadına
Derdim ya hep,
Kazılsın sökülmemek üzere!
Yaşayacaksın bıktırırcasına
Daldan dala konan bir serçe,
Her çiçekten polen alan
Kışın yaşamadığı sanılan
Baharda vızıltılaşıp
Etrafa yayılan
Bir arı gibi yaşayacaksın,
Çaktırmadan ve çalışarak!
Yaşacaksın karanlıklara inat
Aydınlığı avucunda
Umudu yarınlarda
Arayarak koşacaksın
Kimsesi olmayan yollarlara!
Bir kıvılcım gibi yaşacaksın
Hep önde gideceksin,
Işık yayılmadan
Gümbürtü koparmayacaksın,
Severek yaşayacaksın
Sevmediklerin arasında
Hem de öyle seveceksin ki,
Sevgisizler sende bulsun kendini!
Seveceksin ölesiye
Doğmamış çocuğu
Yağmurdan sonraki güneşi,
Seherde öten üveyiği
Kışın yerine geleni
Kaya dibindeki gölgeyi
Gece gülümseyen çehreni
Yani seveceksin,
Kendi kendini!
Kendini severken
Yaşamayı bileceksin
Sevgidir yaşamak dediğin
Hatırlamazsın doğduğunu
Nasıl emeklediğini bileceksin,
Emekleyerek başlar yaşamak
O günlere dön bir müddet
Gelişen bacakların
Atletik vücudun
Sempatik yüzün
Tombul tombul pazıların
Alnına dökülen perçemin
Nasıl varsa hafızanda bu gün,
Onların büyümesi gibi
Yarınlarını büyütmek için
Kendini severek yaşayacaksın!
Zekice yaşamanın kuralı bu
Uyanık dur her zaman
Tilkilerin çoğaldığı bir çağda
Kurnazlık geçmesin yanından
Sansar gibi bekleme inde
Punduna getirmek değil görevin,
Koy yüreğini ortaya yere
Herkes adam gibi,
Adam görsün!
Adam gibi yaşayacaksın
Adamların tükendiği günde,
Daralsa da çemberin
Hepsini göğüsleyerek geçeceksin;
Yoksa nerde kalır yaşamak dediğin!
Yaşamak, adam gibi yürek ister
İşte o yürek, sende var, bilirsin
Sen o yüreği sevmelisin
Başkası var mı senin için
Kendine inanacaksın
Böyle biline hayat;
Umutla,
Görmediğin günler anısına
Yüreğinde hissederek
Her şeye inat
Yaşamayı becereceksin,
Durduğunda ve yürüdüğünde
Dimdik duracaksın,
Yaşadığın görülmeli
Çıldırtmalısın,
Seni yaşamdan koparanları!
Onlara inat
Umutla ve inançla
Yaşamalısın,
Yaşamadığın günleri!
Budur kendini sevenin hali
Bu enerjinin tümü sende gizli
Yaşamak için patlat kendini
Karanlıkları delerek yaşamanın
Tam zamanı şimdi!
İşte! Sen karanlıklara inat
Aydınlık taşıyan birisin
O aydınlıklar uğruna;
Ölmemek için yaşayacaksın,
Sen yaşayacaksın
Yaşadığını kanıtlamak için,
Sevgisiz ve umutsuzlara…
Sevgisizler içinde
Umutla inadına
Yaşamak için yaşayacaksın,
Sen yaşamak için geldin!
Yıl:28.12.2004
Saat:01.30—02.10
Çengelköy/İst.
(E.KEKEÇ)

TOK MİDELER, AÇ VİCDANLAR

  Dediler ki: "Onlar yiyeceğine biz yiyelim!" Dedim ki: Buyurun yiyin efendiler, Yiyin de görün bakalım, Mideyle vicdanın kavgasın...