15 Temmuz 2008 Salı

YAŞAM NOTLARI

Sen bilirsin ne diyeceğimi
Yaşayacaksın inadına
Derdim ya hep,
Kazılsın sökülmemek üzere!
Yaşayacaksın bıktırırcasına
Daldan dala konan bir serçe,
Her çiçekten polen alan
Kışın yaşamadığı sanılan
Baharda vızıltılaşıp
Etrafa yayılan
Bir arı gibi yaşayacaksın,
Çaktırmadan ve çalışarak!
Yaşacaksın karanlıklara inat
Aydınlığı avucunda
Umudu yarınlarda
Arayarak koşacaksın
Kimsesi olmayan yollarlara!
Bir kıvılcım gibi yaşacaksın
Hep önde gideceksin,
Işık yayılmadan
Gümbürtü koparmayacaksın,
Severek yaşayacaksın
Sevmediklerin arasında
Hem de öyle seveceksin ki,
Sevgisizler sende bulsun kendini!
Seveceksin ölesiye
Doğmamış çocuğu
Yağmurdan sonraki güneşi,
Seherde öten üveyiği
Kışın yerine geleni
Kaya dibindeki gölgeyi
Gece gülümseyen çehreni
Yani seveceksin,
Kendi kendini!
Kendini severken
Yaşamayı bileceksin
Sevgidir yaşamak dediğin
Hatırlamazsın doğduğunu
Nasıl emeklediğini bileceksin,
Emekleyerek başlar yaşamak
O günlere dön bir müddet
Gelişen bacakların
Atletik vücudun
Sempatik yüzün
Tombul tombul pazıların
Alnına dökülen perçemin
Nasıl varsa hafızanda bu gün,
Onların büyümesi gibi
Yarınlarını büyütmek için
Kendini severek yaşayacaksın!
Zekice yaşamanın kuralı bu
Uyanık dur her zaman
Tilkilerin çoğaldığı bir çağda
Kurnazlık geçmesin yanından
Sansar gibi bekleme inde
Punduna getirmek değil görevin,
Koy yüreğini ortaya yere
Herkes adam gibi,
Adam görsün!
Adam gibi yaşayacaksın
Adamların tükendiği günde,
Daralsa da çemberin
Hepsini göğüsleyerek geçeceksin;
Yoksa nerde kalır yaşamak dediğin!
Yaşamak, adam gibi yürek ister
İşte o yürek, sende var, bilirsin
Sen o yüreği sevmelisin
Başkası var mı senin için
Kendine inanacaksın
Böyle biline hayat;
Umutla,
Görmediğin günler anısına
Yüreğinde hissederek
Her şeye inat
Yaşamayı becereceksin,
Durduğunda ve yürüdüğünde
Dimdik duracaksın,
Yaşadığın görülmeli
Çıldırtmalısın,
Seni yaşamdan koparanları!
Onlara inat
Umutla ve inançla
Yaşamalısın,
Yaşamadığın günleri!
Budur kendini sevenin hali
Bu enerjinin tümü sende gizli
Yaşamak için patlat kendini
Karanlıkları delerek yaşamanın
Tam zamanı şimdi!
İşte! Sen karanlıklara inat
Aydınlık taşıyan birisin
O aydınlıklar uğruna;
Ölmemek için yaşayacaksın,
Sen yaşayacaksın
Yaşadığını kanıtlamak için,
Sevgisiz ve umutsuzlara…
Sevgisizler içinde
Umutla inadına
Yaşamak için yaşayacaksın,
Sen yaşamak için geldin!
Yıl:28.12.2004
Saat:01.30—02.10
Çengelköy/İst.
(E.KEKEÇ)

Gönderen Fuzuli zaman: 2.6.08

6 Temmuz 2008 Pazar

BÖYLE KAZILSIN

Yeniden gelirsem bu dünyaya
Ağlayacağım doğarken doya doya,
Bu gelişim geçti boşu boşuna
Karayılan gibi talihim dolandı boynuma,
Virajlı yollar çıktı akalnımdan ortaya
Doğarken güldüğümden bunlar reva görüldü bana!..
Yeniden gelirsem bu dünyaya,
Kimse yazamaz hakkımda bir kara sayfa
Karanlıklarda oynadığım senaryolar anısına
Ahdim var bir daha karanlıkta oynamamaya,
Vefa bu mu dağıldı hücrelerim her yana,
kurusun sular bana,uğrarsam sizin toprağa!...
Yeniden gelirsem bu dünyaya,
Zamansız yakalanmam aşka sevdaya
Sarhoşken çıksa sahrada Leyla karşıma,
Vallah'i ayılmam derdimi anlatırım kumlara;
Haremiler şehri üstünde dururken havada
Bir üveyik gibi kanadımı kırdılar bir anda!...
Yeniden gelirsem bu dünyaya,
Dolu dolu yaşamak var aklımda,
Umutlarım akıntıda kaybolsa da
Karabatak gibi çıkar bir gün ortaya,
Alnımda kazılan virajlı yollara
Umut çiçekleri patlayacak ruhumla!...
Yeniden gelirsem bu dünyaya,
Elimde çiçek kurşun atarım, zalim domuzlara
Onlar yaşadı biz taşıdık baksana oyuna
Her ağacın borcu var mutlaka bir baltaya
Dallar uzayarak tırmansa bulutlara
Gelişim muhteşem olacak,
Bunca zorluklara direnerek yaşadıktan sonra!...
Yeniden gelirsem bu dünyaya,
Sevinçten ağlamalı sevdiklerim arkamda
Sansarlar beklemesin pusu için inde boşuboşuna
Küçük umutları büyüttüm geceleri koynumda,
Yalnız onlarla çıkacağım yollara,
Her leşten sonra bir post olacak namlımın ucunda,
Ölsem de cesedim dimdik duracak ayakta
Bu beyinlere böyle kazıla!...
Yıl:04.01.2005
Saat:16.40-17.15
Yer:Kuzguncuk/İST
(E.KEKEÇ)

KAHBE DÜNYA

Kahbe dünya
İsyanlardayım işte!
Zalimleri kucaklayan seni
Nereme sığdırayım ki,
Koma ardına elinden geleni
Masum yavruları
Parçaladığın günleri
Papatya çiçeği gibi
Bir bir saydım geceleri,
Unutmadım sendeki
Sinsi kahbelikleri!
Kahbe dünya kahbe dünya,
Vicdanın hani
Yutmadın mı civanları
Sakladın bir ana gibi,
Gönül eğleyen mendeburları...
Unutma ensendeki gizli eli,
Zalimlerin tüm derdi
Bize acı vermek mi!...
Yalan dünya yalan dünya
Yalan olacağın günleri
İple nasıl çektiğimi
Sana nasıl anlatırım ki,
Köhnemiş tenlerini
Kararmış çehreni
Hantal bedenini
Sevdiklerin ne de yerdi,
O dosların varya
İşte onlar seni tüketti
Kahbesin ulan kahbe!
Döneklikten başka
Ne büyüttün ki,
Bağrındaki yamyam sürüleri,
Garibin elindekileri
Amuduyla çalıp gitti
Ey kahbe dünya!
Sözlerine nasıl güvenmeli
Midemizdeki besinleri
Solucan gibi somuranları
Nasıl alkışladığını
Biz unutmadık ki,
Nankörsün ulan nankör...
Ellerimizin içini
Derlediğimiz dikenlerin
Delip geçtiğini,
İsyan ederek mi söylemeli,
Kahbesin işte...
Hiçbir ninnin
Artık etkilemez beni,
Kendimi bildim bileli
Çarıksız gezdim üzerini,
Zalimlerin balyozları
Ezdi geçti tepemizi,
Kahbe dünya, zalimsin işte!
Belli tümünüzün mektebi
Sen zalim değilsen,
Bu zalimlerle işin ne peki!...
Ben anlamıyorum seni,
Bize çektirdiğin
Dertlerin hepsi,
Çok feci...
Unutma ki,
Gözetliyor seni
Herşeyin sahibi,
Bırak bu hainlikleri
Kurduğun her tuzağı,
Bir bir sökecek
Mazlumun ALLAH'I!...
BİZ MAZLUMLARIN AYAKLARI
Ustaca parçalayacak
Zalim domuzları,
Ey kahbe dünyanın
Doyumsuz uşakları,
Siz anlayamazsınız
Gözümüzdeki parıltıları!...

Yıl:02.01.2005
Saat:22.50-23.05
Yer:Çengelköy/İST
(E.KEKEÇ)

5 Temmuz 2008 Cumartesi

SEVGİ GETİRİYORUM

Sevgiye susadım
Çağlayanlar gölgesinde
Bir nehir gibi aktı
Yüreğim hasretle…
Sevgiye susadım!
Gönlümün ilacı
Tek yoldaşım
Mehtapsız gecelere
Şarkılar söyledim
Sensiz kendime…
Sevgiye susadım
Solmuş menekşe
Buruşmuş nergislerle
Nöbet tuttum içerde!
Sevgiye susadım
Yoruldum bu denizde
Berdi yılanı gibi
Zehirin karıştı iliğime
Bir dala kurduğumuz yuva
Uçup gitti bir rüzgârla!
Sevgiye susadım
Gülüşler yalan
Hesaplar yanlış
Gardiyanlar iş başında
Umudum hüzünlü bahara…
Sevgiye susadım
Böğürtlen bakışlı
Elma yanaklı
Uzan yakama
Bak bitler çoğaldı arkama,
Aynalarda yabancı bana
Veda sevgisiz yaşama!
Sevgiye susadım
Gecenin yalnızlığını
Sıkıca alıyorum koynuma
Deredeki kurbağa
Toprağa inen cemre
Yanmıyor acıma…
Sevgiye susadım
Gölgesiz zamana
Kavuşmak aşkıyla
Bir mektup yolla
Gelecek bayrama,
İğde kokusunu unutma
Bir dal koy zarfa
Kaya yosunu gibi göverecek
Gözümdeki yaşla…
Bu sevinçleri
Çıkınlayıp gömleğime
Geleceğim gelecek yıla,
Bekle sevdiğim!
Sevgiye susadığım bu yerden
Sevgi getiriyorum sizlere!
Yıl:14.01.2005
Saat:21.00—21.20
Kuzguncuk/İST
(E.KEKEÇ)

3 Temmuz 2008 Perşembe

DOSTA DOSTÇA

Senden görüşmeyeli neler oldu
Ey dost nasıl söylesem ki,
Turnalar uçmaz oldu göğümde
Yıldızlar bir bir avucumdan kaydı
Selvi dalları toptan kırıldı
Güneşin ancak yankısını görebildim
Martılar yorgun bakışlarıyla beni gözledi,
Minibüsler transit geçti yanımdan
Beklediğim duraklar birden boşaldı
Yalnız gezdim çamur yolları
Dudaklarım hep mırıldandı
Yasak düşünceler kafamda
Bastığım zeminler kayıp gitti
Sigaralar tek yoldaşımdı
O da düştü birden elimden
Mecalsiz kaldım bu acunda
Kimse anlamadı beni,
Yüreğimdeki dinmeyen ateşle
Gözlerim görmez oldu
Nasıl bakılırsa cam arkasından
O bile çok iyiydi benim halimden,
Algılarım çatal çatal çoğaldı
Psikiyatriler derman olamadı halime
Ey dost! Sanma ki unuttum seni
Rüyalarım beni anlattı
Anlatamadım ben kendimi,
Atıldım korunaksız vahşi denizlere
Herkes alkış tuttu yüzüme,
Hiç çalınmaz oldu kapım
Hasret kaldım telefon ziline
Telefoncular sırtını dönüyordu bana
Belki kontör sorarım diye,
Daha neler oldu neler,
Senelerce görüşmedim kimseyle
Şükür diyorum bu günlere
Beterin beteri gelirse ya!
Demekten başka ne var elimde,
Ey dost sen bilirsin beni
Nasıl birden silinip gitti
Böyle biri değildi ama nasıl oldu,
Acaba acaba diye kurduğun senaryoları
Etrafındaki parazitler yarattı…
Kim bilir daha görmeyeli neler oldu neler
Düğümlendi sana yollar birer birer,
Ama bildiğim bir şey var
O da kötü biri olduğumu bilmeniz
Bunun aksi için dil dökmeye ne var
Ama varsın böyle bilsin insanlar,
Benimde öyle yapacağımı bekliyorlar
Oysa ben dertlerden kule yaptım
Onun hem mimarı hem ustasıyım
Mimara nasıl proje yapıldığı sorulur mu?
İçimde gizledim o tılsımlı ustalığı
Olur ki başkaları da bir gün
Bu işe yönelmesin diye…
Ey dost ama ben unutmadım seni
Biliyor musun yürekteki mekanizmayı
Dalgayla yoklar biri diğerini
Yoklamadı benim yüreğim hiçbir yüreği
Parazit atıklar girdi aramıza
O parazitleri tek tek kovmak için
Uyumuyorum hiç geceleri
Tüm benliğimle arıyorum
Her şeyin sahibi mutlak Hükümdarı,
Onun egemen olduğu yerde
Başka kime eman derim ki,
Ey dost belki anlamıyorsun beni
Ne de laflar döktürüyor değil mi?
Diyebilirsin bıyık altından,
Ama şunu bilki;
Bu biçare adamın kalemi
Yerinden oynamaz Vallahi laf için,
Demiyor mu yüce yaratıcı
Andolsun kaleme ve yazdıklarına
İşte bu elimdeki kalemin,
O kalem olması için
Rabbime hep dua ediyorum geceleri
Ondan olsa gerek,
Olduğum gibi anlatıyorum kendimi!
Ey dost inan bana inan,
Hiçbir zaman unutmadım seni
Böylece psikolojim bozulup gitti,
Eskiden susmayan bir dilim vardı
O da Musa’nın diline benzedi
Harun gibi kardeşim yok ki
Size söylesin başımdakileri,
Ey dost biliyor musun?
Özlem duyduğum günlerden
Beni anlatan bir resim kaldı
O da cebimle göğsüm arasına sıkıştı,
Kalp atışlarımdaki ritimsizlik
Onu çok etkilemiş olmalı ki
Aynadaki benle o küsmüş gibi
Onun için kimlikleri de attım
Tanınmayan bu çehremi
Künyeme bakarak tanımasınlar diye;
Ey dost ama ben unutmadım seni!
Ola ki bir gün kavuşuruz belki,
O gün konuşmayacağım kesiyorum dilimi
İçinde sakladığın tüm soruları
Unutma şimdiden hazırla ki
Alnımdan okursun belki cevapları,
Nasıl söylesem anlıyorsun değil mi?
Anlamasanda sıkma tatlı canını
Bu dostunda anlaşılacak ne kaldı ki
Bir gün olsun dışımdakiler ısıtmadı içimi
Ama yinede sordum herkesi,
Birde kuşdili öğrendim görmeyeli
Süleyman gibi her dilden anlıyorum şimdi
Ama çözemediğim bir dil kaldı,
O dili bir anlasaydım ya!
Belki ben olurdum en bahtiyar kişi,
Çok çok zorlandım ama anlayamadım
Anlamadım diye çok kızdım,
Sokrat getireydi o baldıran zehirini
Gözümü kırpmadan bende içecektim.
Ey dost sen yine de takma kafana,
Eğer soracak olursan,
Kim bu anlamadığın kişi diye
İşte o adam bu satırlardaki,
Yani ben çözemedim kendi kendimi
Çözebilseydim o tılsımları ve düğümleri
Hiç durmadan aralıksız bağıracaktım
O bağırmayı da elimden aldılar
Bir gece ansızın yanıma yaklaştılar
Kimsin diye sormadan,
Bakışlarıyla yüreğimi çaldılar
Peki, çalınan bu yürek artık ne söyler
Söylese de kendi çalar kendi dinler,
Nasıl anlatsam ki bilemiyorum,
Öyle bir yolda yürüdüm ki
Yolun her noktasına asılı
Sollama yasağı levhası
Eski dostsun sen bilirsin beni,
Nasıl hızlı yaşardım yılları
Peki, ne olur o hızlı adamın
Bu levhalar karşısındaki tavrı.
Yok, etmeyi denedim kendi kendimi
Olmadı kafam beynim birbirine girdi,
O günden sonra bıraktım gaza basmayı
Yanımdan hiç ayrılmayan anı defteri
Bir anda silinip gidiverdi;
Silinen bir beyinle çözebilir miyim dilimi
Ey dost! Söyle biliyorsun belki
Seni unutmadığıma göre
Her halde var bir formülü,
O denklemi geçirirsem elime,
Mutlaka çözeceğim bir gün kendimi!...

Yıl:17.02.2005
Saat:24.00—01
Çengelköy/İst
(E.KEKEÇ)

TOK MİDELER, AÇ VİCDANLAR

  Dediler ki: "Onlar yiyeceğine biz yiyelim!" Dedim ki: Buyurun yiyin efendiler, Yiyin de görün bakalım, Mideyle vicdanın kavgasın...