28 Şubat 2011 Pazartesi

KARŞI KIYIDA!!!

Bir can aldı beni,
Koparıldım dalımdan
Beyaz kumsalda
Yükselen dalgalar,
Sesizce girdi aramıza!...
Uyuyan gözlerim
Daldı okyanuslara,
Masmavi gökyüzü
Çizgiye dönmüş
Bulut kümeleri;
Kuruldu köprü
Dalgalar üstüne,
Karşı kıyıda
Bir söğüt ağacı,
Küçük dalında
Yuva kurmuş serçelere,
O da anladı beni
Yalnızlığımı
Hayallerimi,
Fırtınadan kalan sesizliğimi,
Katıksız sevdamı
Küskün bakışlarımı!...
Bedenin dili,
Varsa içinde eseri
Dökülür bir bir!...
Gelir köprüden düğün alayı,
Kuşlar uçtu söğütten
Koro halinde,
Küçük gagalarıyla
Dalgalardan kalan,
Aramızdaki suları,
Dağıtmak için;
Kavuştu ozaman
Can ile Canan!...
Beyaz kumsalda
Söğüt dalları
Ne gezer
Deme o zaman,
Bu sevda
Söğütten bize
Armağan!...
Yıl:06.01.2004
Saat:14.40-14.50
Yer:Kadıköy/İst.
EROL KEKEÇ

SEVGİ İSTERİM !!!

Bir sevgi isterim,
Sevilmeyi hakeden
Sıcakta yanmadan
Soğukta donmadan
Her şartta,
Filizlenip çoğalan...
Bir sevgi isterim,
Mejnundan armağan
Leylada konaklayan
Bulutların üzerinde
Yorulmadan koşan,
Ay gibi parlayan...
Bir sevgi isterim
Cananda canı bulan
Bahçede güle konan
Kuşların kanatlarında
Sürekli hayal kuran,
Sevdaları birlikte soluyan...
Bir sevgi isterim,
Yetim çocuklar gibi
Okşandıkça hoşlanan
Şehla bakışlardan,
Bir kıvılcım gibi yansıyan,
Adı hiç yorulmamak olan...
Bir sevgi isterim,
Ayazlı havada
Soğuk bir kayada
dermansız kalsakta
Paylaşmak için,
Attığımızda adımları
Yalpalamadan
Aynı dala konan,
Arı gibi çalışkan,
Kelebek kadar izsiz,
Alın teri gibi helal...
Su gibi aziz,
Memleketler
Arşınlayan!...
Yıl:06.01.2004
Saat:11.40-11.50
Yer:Kadıköy/İst
EROL KEKEÇ

İSKELE !!!

Ölüler şehrinden yola çıktım,
Diriler arasında hiç konaklamadım
Yollar iaşeretlerle dolu,
Mekanik araçlar bir başka
Savrulmuş dallar hep sokakta
Dumanlar çökmüş Barbarosa
Zılgıtlar ağıtlar bir arada,
İnceden inceye kar yağar yollara
Kayan araçlar sıralanmış arka arkaya,
Her köşede bir dilenci serilmiş muşambaya
Bankalar önündeki insanlar,
Dizilmiş apar topar kuyruklara,
Yarım kalan sevdalar kol kola...
Viran olmuş Beşiktaş!
Sökülmüş kaldırımlarla;
Başım yine belalı
Sarıldı etrafım kara dumanlarla;
Adımlarım kararsız,
Takıldım kırmızı ışıklara,
Taksime dolmuşlar boşalmıştı,
Ansızın koştum duraklara!
Aldım telefonu elime,
Vazgeçtim binmekten bu dolmuşa
Bu ara doluştu kanaryalar etrafıma
Bakıştık göz göze bir kanaryayla!...
Çıktı yine aklım seyahate,
Kaldım başbaşa duygularla,
Bir türlü demir atamadım;
Diriler şehrinde,
Bir iskeleye.....
Yıl:06.01.2004
Saat:10.45-10.55
Kadıköy/İst
EROL KEKEÇ

ELVEDA!!!

Elveda Güneşin gölgesine,
Hasret kalacak dünya;
Baykuşlar tüneyecek üzerine
Kanadı kırık bülbül damanında,
Hasret kaldı masmavi göğe;
Rüzgar pencerene çarptığında
Çocuklar tebessümle bakacak sokağa!...
Elveda beyin işgaline son defa,
Askerin yüreği paramparça
Demir halatlar bağlansa ayaklara
Nöbetçi kalsa her askerin başında
Güneş doğmayacak bir daha damına
Büyümenin yolu basmamak omuzlara,
Kenetlenip kulaç atmak sulara
Dalgalar kıyıda şahlansa da
Bakire kalacak yerinde kara,
Bakirelik beyinde bozulunca,
Beyin ve kara tecavüze uğrar işte,
Asalet yok ki,tecavüz çocuklarında,
Eylem beynin çocuğu olduğuna göre,
Piç eylemin asaleti nerde?
Elveda fahişe beynin çocuklarına!
Elveda asaletsiz eylem ordusuna
Elveda ederek gidiyorum bu yolda,
Basmadan yavaş yavaş karınca yuvalarına,
Göğüs göğüse mücadelem sansarlarla,
Biliyorum punduna getirmeyi bekler ininde
Oysa ben seherin sessiz sakinliğinde
Şahin kuşu ötmeden çıkarım yollara,
Sevmezse birileri beni bu elde,
Kalırsam namerdim sizin yerde
Gidiyorum haydi elveda sizler,
Güneş doğmayacak bir daha üzerinize,
Kanadı kırık Bülbül havalandı gökyüzüne
Bulutları savurdu Bülbülün kanadı yere,
Gökten inen bulutlar kümelendi gözünüze
O bulutlar dağılmayacağına göre,
Kurtlar yatar hep sisli havada
Doğmaz ki Güneş kurtlar sofrasına
Kurtlar sofrasında kuzu olmaktansa,
Elveda ederek gidiyorum,
Güneşin hiç batmadığı bir gezegene!...
Yıl:10.06.2004
Saat:08.25-08.45
Yer:Kadıköy/İst.
EROL KEKEÇ

26 Şubat 2011 Cumartesi

ÇAYCI !!!

Çaycı nedir bu çile,
Tepsi elinde geziyorsun yine;
Şafakta kalkmışsın belkide,
Bir lokma ekmek uğruna
Değer mi bu dertlere,
Buradan gelip geçtiğimde
Gel muhabbet kuralım seninle!...
Çaycı bayatladı çaylar demlikte,
Bir bardak çay ver içelim keyifle
Çay olmadan ciğara gitmiyor ciğere
Ciğara çayla izdivaca girince
Böyle soluk yüzler görünür işte;
Çaycı akşam eve girdiğinde
Dertlerde eve gider mi seninle,
Rüzgarla savuramıyorsan kapının önüne,
Sevmedim bu işi öyleyse;
Zaten büküldü boynum dertlerle...
Sen de dert yok diye oturdum kürsiye
Çayda güzel gider bu saatte,
Otur bir çay içelim birlikte
Belki efkarımız dağılır göğe!...
Çay olmasa elimizde,
Yaşamak zor olur bu günlerde
Zaten seneler gibi geçiyor saatlerde,
Çaycı kalk getir o demlenmiş çayı,
Yoksa gitmeyecek içimizdeki acı
Bu acılar içimizi dışımızı yaktı;
Sanırım acılar ikimizin ortak kaderi
O halde doldur o demli çayları,
Bu muhabbeti iyice koyulaştıralım haydi
Belki dağılır efkarımız akşamları,
Zindanda geçirdiğim nice yılları
Unutmak için,doldur bu çayları!...
Çaycı var mı sende gönül alıcı,
Varsa yak şu ciğaramı
Uçursun kafamızdaki dumanları,
Sende git kokla küçük yavrularını
Zaten yine geldi akşam karanlıkları;
Alıp gideceğim,ben de bu belalı başımı
Geride kalan tüm acılı yıllarımı
Unutmak için yakacağım kalan ciğaramı!...
Yıl:06.01.2005
Saat:16.30-17.00
Yer:Kuzguncuk/İst.
EROL KEKEÇ

TARİHİ YOLCULUK!

Nice kervanlar gelip geçti
Her oymak bu sudan içti,
Nehirler dolusu gelen selleri
Dağ taş nasıl önleyebilirdi;
Çılgın serseri vahşileri
Bu eller sinesinde gizledi,
Mayınlar dolusu bu ülkeyi
Santim santim parçaladı elleri;
Garipler yatağı sarp vadiyi
Delip geçer mi kartal pençeleri,
Sen değil misin buranın neferi
Nereden çıktı bu leş sürüleri,
Çiğne geç aldırma zalim güçleri,
Bir bir patlat gizli mayınları
KOrkma! uçan kuş taşır bu haberi
Dinle yüreğindeki o sesi,
Bu savaşı başka kimse beceremedi;
Yiğit eylem bir güneş gibi
Haşin kayaları bile delip geçmeli
Yüreğindeki o gizil güçleri,
Uyandırmanın tam zamanı şimdi;
Pes etme kaçış yok ileri geri
Unutma önündeki denizleri,
Etrafını çevirse leş sürüleri
Tuzak kuaranların en iyisi
Allah bilir tüm yürektekileri,
Bil ki,zayıftır düşmanın hilesi
Korkma yak kendini İbrahim gibi,
Hayatın doğacak yeni filizleri
Senin savrulan küllerinde gizli,
O küller rüzgarla dolaşır ülkeyi
Küllerin değdiği her yeri
Tarih yazıcıları iyi bilmeli;
Mayınların döşendiği yerleri
Nasıl anlatırlarsa geceleri,
Senin bu korkusuz halini
Kahraman tarih derleyicileri,
Doğacakların hücrelerine çekiçle çivilemeli,
Bilmediğin bu hüzünlü yerleri
Nice kervanlar gelip geçti,
Ülkenin her karış geçidini
Yetim çocukları bekledi,...
Onlardan kalan bu yerleri
Senden başka kime teslim ederim ki,
Yansan da ateşlerde diri diri,
Kanların yeşertecek civan erleri...
Bu ülke kimin eseri,
Senin gibi yiğit erlerin yüreği
Kanlarıyla çizdi kuzeyi güneyi,
Yirmialtı kırkbeş doğu meridyeni,
Bu toprakların aşılmaz kaleleri
Otuzaltı kırkiki kuzey pareleli,
Belirsiz kalemlerle çiziliverdi;
Sen bu toprakların yiğit neferi,
Biyolojinde yok korkusuzluk güneşi,
O güneşi yaradanın sana verdi,
Sarıl ona patlat yak kendini
Çıksın ortaya bu toprakların erleri;
Yaradanın verdiği müjdeli haberi
Sendeki korkusuzluk bildirmeli,
Korkak oymakları geç git ileri
Seni kuşatsın Rabbinin görünmez eli!...
Yıl:05.01.2005
Saat:15.00-15.40
Yer:Kuzguncuk/İst.
EROL KEKEÇ

25 Şubat 2011 Cuma

AYRILIŞ!

Zaman çoktan geçti,
Mevsimlerden kış
Günlerden çarşamba
Kapıma dayandı,
Akşamdan önce;
Mırıldanırken
Gelecek hakkında,
Fırsat tanımadı bana
Kondurdu,
Alnımın çatına,
Sen uğramazken bana
Ben çıktım,
Seni karşılamaya;
Rahatsız etmezsem
Şu anda,
Oturalım birlikte,
Bu yanda,
Anlatacaklarım var sana,
Daldırdı beni
Ruhlar alemine,
Baktım ki,
Karşımda refiki ala...
Sanmazdım
Mesafeler bu kadar kısa,
Anladım anladım
Ama anlatamadım,
Akan yaşları
Göz kapaklarımdan
Toprağa yolladım,
Bir fidan olsun da
Ben sonra uçayım...
Yıl:15.12.1999
Saat:22.30-22.50
Yer:Elazığ
EROL KEKEÇ

GÖVEREN UMUT!

Uzunca bir zaman
Çıkmayın sahneye,
Yazılmamış senaryosu
Mehtaplı gecelere;
Vursalar seni,
Dal budak üstünde,
Akıtma göz yaşlarını;
Anlarlar sonra yetimliğini,
Emekleye dur ellerinle
Konaklama hiçbir istasyonda,
Dağlara anlat acılarını
Gamlarını sal sulara,
Ah çekme derinden;
Kıs sesini şarkılarının
Gösterme nasrını ellerinin,
Bakarsın alevlenmiştir
Senin fenerin;
Tazelenmiştir umutların
Doruğa çıktığında dertlerin!...
Yıl:26.07.1994
Saat:19.40-19.50
Yer:Elazığ
EROL KEKEÇ
NOT:BU ŞİİR,Rahmetli babamın ruhuna atfen yazılmıştır.Babamın ölümünden 6 gün sonra yazdım,Babam Hakkın rahmetine:20.07.1994 tarihi saat,18.05 tarihinde intikal etti,o hüzünlü günler anısına bu şiiri kaleme almıştım.....

24 Şubat 2011 Perşembe

HASAN ABİ!!!

Vay Hasan abi vay!
Ne çabuk geçti yıllar
Senden sonra,
Bir dağ gibi otururdun
Örsün başında,
Kaçak yıllarda
Kafanda şapka,
Kilis'in çıkışında
Polisler dolmuş,
Akpınar Tura
Sen oturmuşsun
Baştan sayılırsa
Yedinci koltuğa!
Arandığın halde
Bakmamışlar suratına
O gün sen
Başkalaşmışsın bir anda
Köye geldiğinde
Babama,
Ammi biliyor musun?
Bu gün ne geldi başıma...
Anladım ammi anladım,
Vallah'i Allah var
Yeni girdi hayatıma
Onların gözlerini
Allah bağlamasa,
Alıp götürürlerdi
Beni yanlarında;
Ama bu gün bir başka
Allah'ın koruması
İndi başıma...
VAy Hasan abi Vay!
Neden beğenmedin buraları
Bırakıp gittin bizleri...
Bir kış mevsiminde
Ortaokul üçüncü sınıfta
Arkadaşlarımda çizme,
Bense cıbıldak helde,
Elazığın çamur sokaklarında
Dönüp dolaşırken,
Donan ayaklarımı
Bir kahvenin sobasında,
Kurutup dönerdim
Okul pansiyonuna,
Yine bir gün aynı saatte
Pansiyona ulaştığımda
Nöbetçi koşarak,
Geldi yanıma;
Al bu senin
Mutlaka uğra
Yarın potaneye...
Galiba,
Bir koli gelmiş sana,
Sevincimden uçtum
Ayaklarım değmedi yere;
İple çektim sonraki günü
İlk ders,
Hocamdan izin alıp,
Koştum postaneye
Aldım paketi elime,
Baktım içine,
Bir bot gelmiş
Hasan abiden hediye!
O bot üşütmedi
Ayaklarımı senelerce,
Isınan ayaklarımla
Sevinç geldi yüzüme,
O günden sonra
Gülücükler dağıttım herkese,
Vay hasan abi vay!
Neden bıraktın böyle beni
Senin açtığın gülücükleri
Senden sonra çok gördüler,
Soldurdular hepsini döktüler yere,
Ben de kırıldım bir kere
Artık gülmüyorum kimseye,
Sen olsaydın şimdi,
Belki ortak olurdun derdime;
Vay Hasan abi vay!
Dönüp bakmıyorum Kilis'e
Davulcu ve zurnacı
Az mı çalıp söyledi
Son nefesinde bile
Gülerek gittin,
Sen eğlenmeyi severdin
Kıyak kafayla
BAzen uçup giderdin,
O halde bile
Cipe atlayıp
Bağları gezerdin...
Ben çok seviyorum sizleri
Artık kimse ayırmasın bizleri,
Nedir bu dedi kodu,
Anlamıyorum nedir bunların derdi,
Hepsi burda Güdemeni yeşili,
Bizimkiler niye uzaklaşıp gitti,
Benim bildiğim HAcı Burhan'ın nesli
Böyle birbirini yememeli,...
Vah Hasan abi vah!
Yok artık senin gibi biri
Peki ben kiminle paylaşırım
İçimdeki dertleri,
Akrabalar bir garip ki
KÖtü günde
Kimse görmez halimizi
İyi günde olurlar
Kapımızın eşiği;
Oysa sen,
En kötü günümde
Aramıştın beni;
O yüzümde açılan sevinci
Yattığın yerden kalksan şimdi
Bulamazsın Vallah'i...
Vay Hasan Abi vay!
Boş ver sen şimdi buları,
Oradaki yerin nasıl
Beğendin mi?

Yıl:24.04.2006
Saat:23.40-24.30
Yer:Çengelköy/İst.
EROL KEKEÇ

23 Şubat 2011 Çarşamba

SEN DE GEL!!

Aldanma gün doğarken akan çağıltılara,
Mutluluğu vuranlar doldu cihana
Yavrum kapa gözlerini açılmasın karanlığa
Rahimde kal isyan et bataklığa!...

Günlerin bitti anne karnında,
Gönlüm varmıyor seni oarada tutmaya
Gökkubbe yıkılsa da koca dünyaya
Senin de hakkın gelmek bu zindana!...

Doğduğunda cendereler vurulsa da
umudunu taşı sonsuzluk ummanına
Tüm tohumlar saklanmış umuduna
Taarruzla karşı dur,cihanın karanlığına!...

İsterim aşklar çiçeklensin avucunda
Mutluluğu vuranlar susuz kalsın çöl ortasında
korkma didin,hayatın bağlı yorulmaya
Sen yoruldukça aydınlık dolsun karanlığa!...

Yıl:08.05.2004
Saat:14.50-15.20
Yer:Kadıköy/İst.
EROL KEKEÇ

YÜREK İŞÇİLERİ!!!

Yüreklerinde kor soğudu
Elleri taş gibi nasırlı
Umut dolu bakışları
Atladı serseri mayınları
Onlar yürek işçileri!...

Çarık görmez ayakları
Toprağı sular kanları
İşte ülke coğrafyası
Alınlara çizilmiş acıları
Onlar kader emekçileri!...

Ahları parçaladı kayaları
Hayalleri kaydırdı yıldızları
Acılarla karıldı hamurları
Güneşten ışık çaldı gözleri
Onlar yürek seyisleri!...

Zor zaman erleri,
Bir bir sayılır kemikleri
Dalgalanır gökte uçurtmaları
Daracık yerde bedenleri,
Onlar umut emekçileri!...

Yıl:05.05.2004
Saat:12.30-13.15
Yer:Kadıköy/İst.
EROL KEKEÇ

ELLERİN!!!

Ellerin ellerin ve parmakların
Zambak gibi açar yüreğin,
Görünür ufukta aç kurtlar
İner üstümüze gökten bulutlar!...

El ele verince dağılır duman
Rakseder aşkımız,kimseye kalmaz meydan
Olacak ateşimizden göğe çıkan duman,
La demedikçe buluşuruz her zaman!...

Yavaşlar zaman,yüreğinden sızan
Üveyik sevdası beni derinden yakan
Camlar buharlanmış arkasında ben,
Ezilmiş yüreğim seni beklemekten

Kalmaz kimseye bu hüzünlü alem
Ebedi kalır bu alemde sevdası olan
Korkmayız biz aya karşı uluyan çakallardan,
Ensemizde hissederiz ölümün sesini taa derinden
Çabuklaşırız bu sevda ile yaşarken...

Elma yanakların çok şeyler söyler
Anlar ve akar gönlünden bir his
Şehla bakışlardan belli sendeki iz,
Irağı yakın eder küçük bir esiş,
Kıpırdar gönlümdeki sevdalar bir bir!

Neyleyim uzaktan bakışmaları
Oturup bir kıyıda koklaşmalı
Lale sümbül bir bir patlamalı,
Açmadan bizim eller ona uzanmalı
Canlanır o zaman sevda kıvılcımları
Kapama gözlerini bak bana doğru,
Parçalasın içimizdeki tüm tılsımları!...

Yıl:21.o4.2004
Saat:18.00-18.30
Yer:Kadıköy/İst.
EROL KEKEÇ

22 Şubat 2011 Salı

KALBİME GÖMECEĞİM!

Uzunca bir zaman,
Yavrucak yok aramızda
Issızca bir dağ yamacında
Saçları alnından dökülürken
Vurdular hainler onu arkadan...
Elleri boş değildi,
Umutları yeni filizlenmişti
Fikirleri kılıç keskinliğinde
Anlaşmak için tırmanıyordu
Çukurca derelerden yamaçlara
Aldılar Onu da çaktırmadan;
Uyan yavrucak uyan!
Senin destanını yazmayacağım
Sevgini kalbimde taşıyacağım
Ellerimle emekleyeceğim yolunu,
Adını mermilerime kaydedeceğim
Silahın artık uyumayacak
Ardından ağlayanların olmayacak,
Dereler kanını dört bir yana taşıyacak,
Rüzgar sıcak nefesini çokça dağıtacak
Bülbüller kalan türkünü çağıracak
Anan saçıyla bağlamanın telini yapacak
Güzel kızlar yayladaki pınara uğramayacak,
Pınarın kaynağı senin destanını haykıracak!...
Adlarını anmayacağım haremilerin
Vurguncu talancı hilebazların,
Yoruldukça dizlerime dayanarak direneceğim
Kavuşuncaya dek sana,koşacağım
Gözün arkanda kalmasın oğlum,
Baban kaldı geride göz yaşları çokça
Göğsünü siper yaparak bekliyor mezarın başında...

Yıl:24.04.1994
Saat:24.10 gece
Yer:Elazığ
EROL KEKEÇ
NOT:Bu şiir o dönemdeki karanlık kurşunlara hedef olan bu ülkenin masum evlatların acısını yüreğinde duyan bir babanın haykırışlarıyla dile getirilerek yazıldı...Rabbim bu acıları hiçbir anne,Baba çocuk, eş,kardeş vs,kimseye yaşatmasın aydınlık günlere bu Ülkenin civanlarını bir an önce çıkarsın....

SEVDAMIZ YAĞMASIN!!!

Selam söyleyin Turnalara,
Geçit vermesin yolculara
Aşkımız yüklendi kervanlara
Satılmak için taşındı pazarlara!

Selam söyleyin Turnalara,
Aşkımızı uçursun havalara
Göklerden gelsin alanlara
İmrensin alem Turnalara!

Selam söyleyin Turnalara
Yönelsinler gökteki yıldızlara,
Yıldızlarda hayran böylesi aşklara
Vermeyin bizim aşktan kargalara,...

Selam söyleyin Turnalara,
Aşkımız tünesin bulutlara
Bitmeyen katık olsun yağmurlara
Yağmasın sevdamız kargalara!...

Yıl:12.05.2004
Saat:17.20-17.35
Kadıköy/İst.
EROL KEKEÇ

NEYLESİN!!!

Aşkım isyanlarda benim,
Baykuşlar neyler derdimi,
Viran olmuş naçiz bedenim
Baykuşlar neyler derdimi...

Sevdamı soldurma benim
Baykuşlar neyler derdimi,
Duman oldu hayallerim
Baykuşlar neyler derdimi...

Gönlümü yaktı ellerim
Baykuşlar neyler derdimi,
Yalan oldu sevdiklerim
Baykuşlar neyler derdim...

Yanar yanar hep ağlarım
Baykuşlar neyler derdimi,
Gülmek bana haram haram
Baykuşlar neyler derdimi...

Kimdir benim Aziz dostum
Baykuşlar neyler derdimi,
Haber var haber var haber!
Baykuşlar neyler derdimi;

Gitti yüreğimden canım
Baykuşlar neyler derdim.,
Sevdiğim bekliyor beni
Baykuşlar neylesin beni...

Yıl:23.04.2004
Saat:15.00-15.30
Kadıköy/İst.
EROL KEKEÇ

16 Şubat 2011 Çarşamba

ÇELTİK SAKALARI!!!

Görmeye değer onları
Her biri birer çeltik sakası
Mart ayı ve sonrası
Tarla bayır ne varsa
Doldurmuşlar dört bir yanı
Sanki bir sığırcık sürürsü!
Kimisi su çevirir,
Korkusuzca girmiş gölün içine;
İşi bilenler önlük bağlamış beline
Önlüğe doldurduğu çeltikleri
Avuç avuç serper,
Suların gittiği yere...
Daha bu işin başındaki telaşları
Umuttur bir başka olur havaları
Başlarındaki beyaz puşuları
Leyleklere benzetir onları,
Baharda başlar kavgaları
Sıcaklarda bir başka olur halleri
Sakalar bir lokma ekmek uğruna
Nasıl da sallar eldeki orakları;
Bir bir vurulur çeltiklerin başları
Pirinci yiyenler nerden bilir
Nasıldır bunun yetişmesi...
Susuz kalırsa bir balık gibi
Sapsarı kesilir yaprakları
Bunları bilmeyen çeltik sakaları,
Atılır çeltikten dışarı;
Yaz aylarının ortaları
Güzel bir yeşillik sarar
Suların ulaştığı her yanı,
Sıcaklık kavururken tepeleri
Yanıbaşındaki çeltik bayırları
Yeşil gelinliğiyle büyüler bakanları
Azap olsa da sivrisinek tıngırtıları
Bundan zevk alır çeltik sakaları!...
Arada bir kapatır geverleri
Toplar bıyıklı karabalıkları,
CıRcır böceği ve kurbağa sesleri arasında
Kolayca sindirir pişmiş balıkları,
Öylece bırakır ocakta ateşi
İşi öğrenmiş sivrisinek gelmezmiş dumandan beri,
Bunu bilen çeltik sakası
Sermiş dikensiz bir yere şiltesini
Koymuş üzerine döşeğini,
Yan gelip yatmış böğrünün üstüne
Başına dayanak tutmuş bir elini
Çift yastık belinde duvar gibi,
Gözleri kovalıyor gökyüzündeki yıldızları!...
Bunlar birer çeltik sakası,
Gündüz bunaldığı sıcakları
Unutmuş gitmiş gece yarısı,
Sonra demlemiş tek başına demli çayı
Tütün kesesinden çıkarmış bir ciğara kağıdı
Doldurmuş içine çöplü tütünleri
Diliyle güzel bir yağlamış kagıdı,
Hiçbir ciğarada bulamazmış bu tadı
Çakarmış birden çakmağı
Dumanlar savururmuş tüm ızdırapları
Onların hayatı bir hayat ki,
Gözlerinde yok kimsenin emeği
Küçük bir şey olsa da ellerindeki
Huzurlu kalkar sabahları dipdiri!...

Yıl:29.06.2006
Saat:21.40-22.20
Yer:Çengelköy/İst.
EROL KEKEÇ

14 Şubat 2011 Pazartesi

YEVMEL KIYAMETİ (O GÜN)!

Gezegende bir gezinti,
Gözler yorgunluktan bitap düştü,
Yıldızlar kararıp döküldü
Can boğaza gelip dayandı
Güneş dürüldükçe dürüldü,
Dağlar yürütüldü
Denizler kaynatıldı,
Çare bulan yok mu?
İçimizden bir çağırıcı
Avazı çıktığı kadar bağırdı...
Hayır,hayır!
Bu gün toplanma günü
İnsanlar bölük bölük geldi,
Dizler dövündü delindi
Rahman'a yolculuk belirdi;
Ağlamak bugün çare mi,
Yaşatmadık mı sizleri
Oysa siz bir sarhoş gibi,
Bırakmadınız elinizdekileri
Ebedi kalacakmış gibi,
Yediniz kendi kendinizi
Bu gün gideceğiniz sevk yeri
Sadece allah'ın indi,
Gülün eğlenin haydi
Bu gün hasat devşirme günü;
Dünya çok uzaklarda kaldı
Atıyordunuz görmeden atan avcılar gibi,
Tüm atışlar boşa gitti,
Keşke keşke çırpınışları
Toprak olsaydım iniltileri,
Cehennemin görünen alevleri
Cennetin tadındaki lezzeti,
İman etme yeri değil ki,
Şahit olan deriler
Yırtınan yürekler,
Söz geçmeyen beyinler,
Hani onlar bizimdi
Ne dersek onu dinlerdi,
Bu hal ne peki!...
İnsan başıboş kalacağını sandı
O gün çok geç dedi,
Ahiret bilmem gelir mi ki,
Dünya için ölmeyecek gibi
Çalış çalış avutma kendini,
Ne yaman muhanet eli
Yoksa o eller yer bitirir bizi,
Hakikaten yediler yüreğimizi
Yüreksiz bu bedeni
Allah'a getirdin değil mi;
Yedi alem gökleri donatan Rabbi
Unuttuğun günden beri,
Biz de unuttuk seni...
Varsa unutmayan dostların
Çağır gelsin onların hepsi
Belki onlar giderir bu dehşeti,
Ama şunu bil ki hepsi fani
Fanilerle kıyaslanır mı Baki,
Allah kullara demedi mi,
Ey Ademin nesli!
Şeytanı dost edinmeyin ki,
Kuşatsın sizi Nusret eli,
O el ki Allah'ın eli
Kuşatır dünya alemi,
Bunu anlamayan nefsi,
Uyarsan ne fark eder ki...
Şeytan çağırır gel gel deyi,
Şeytanla el sıkışan nesli
Hesaba çekmesin mi
Din günün sahibi!...
Ey nefis bunları anla haydi,
Sen istemesen de sabretmeyi
Ben yaradana sattım bu yüreği,
Bu yürekte çarpar mı başka sevgi,
O gün Mevlam rüsvay etmesin bizi
Bir gün anlayacaksın bu söylediklerimi,
İstersen sen bu gün anla beni,
O gün Rahman sevgiyle kucaklasın seni...

Yıl:11.06.2007
Saat:11.20-11.40
Yer:Çengelköy/İst
EROL KEKEÇ

13 Şubat 2011 Pazar

ARKAİK GÜLÜŞLER!!!

Bozuk bir plak gibi çalıyor
Nedir bu anlaşılmayan arkaik gülüşler
Doluşur sokaklara gemiden boşalan kalabalıklar
Göz göze kalır gövertede aşka susamışlar!...
Geceden gizli bir tanık yüreğinden ağlar...

Sevdayı kurşunlayan id-olik tutkular
Sabırsız elleriyle tomurcuğu kopardılar
Amuda yaslanan sevda uzaklarda yatar,
Hüzün harmanından savrulan rüzgar,
Sevda öleli yüreği bir ısırgan tırmalar!...

Toprağa değmeden söylendi türküler
Yankılandı vadiler,inim inim inler gökler
Süzüldü yıldızlar tekmil aldılar,
Sevdanın ölüm yılında çalındı bandolar,
Merasim var,sevda yürekleri dağlar!...

Geçit vermeyen sarp kayalıklar
Sevda ile aramıza uzanıp yatmışlar
Neylesin yıldızlar,gökler ve türküler,
Sevdayı vuranlar öte yanda konaklamışlar,
Geçit vermese de kayalar,yüreğimiz sevdadan yanar!...

Yıl:11.05.2004
Saat:11.30-1150
Yer:Kadıköy/İst
EROL KEKEÇ

SEVGİDEN GELSİN!

Uzun soluklu bir yaşam
Gördüklerine kanma dayan,
Hissettiklerin inan bana ayan!
Söylemem bunları hepsi armağan...

Pelerinle dolaştın sokaklarda sen,
Sen değil mi kırmızıya bürünüp gelen
Vücüdün söylüyor,habersiz senden
Bakışların bir türlü uzaklaşmıyor benden,...

Hesapsız aşka daldın sen,
Çünkü aşkın kaynağı ben
Ama aşk gizlenmez ki sevgiden
Saygıyı sevgiye katarak gel sen...

Umutların yeni filizlenmişken,
Dal derinlere gelsin içinden,
Sevgisiz aşk gitsin yüreğinden
Bir aşk gelsin yüreğine sevgi bahçesinden!

Sevgisiz olmaz ki hiç gülüm
Sevgisiz aşkı ben neylerim,
Alemin prensesi sen,prensi benim
Çıkalım dağlara doyasıya eğlenelim.....!

Yıl:22.04.2004
Saat:16.0016.15
Yer:Kadıköy/İst.
EROL KEKEÇ

SİTEM!!!

Gülmez mi
Bir defa,
Kader bize...
Somurttu,
Hayat boyu
Yüzümüze...
Sille tokat
Ne varsa,
Çarptı yüzümüze...
Çizildi
Çember gibi,
İçine koydu bizi...
Bahtımız kara
Ne var ki ormanda,
Ayıdan başka...
Sitemim var
Yaradana,
Bahtıma çıkart
Nurdan damla,!
Hep gül bize
Gelmeyelim dize
Ayıların içinde
Gül dikelim inlere!...

Yıl:29.01.2004
Saat:14.10-14.17
Yer:Kadıköy/İst.
EROL KEKEÇ

11 Şubat 2011 Cuma

SELAM YOLLASA...!

Küçücüktüm,
Minnacık ayaklarımla
Hep koşardım,
Çimende çamurda
Bir ark vardı
Evimizin önünde,
Pırıl pırıl sular
Akardı bahçemize,
Dört kardeştik
O yıllarda...
Küçüğümle ben
Hep babamızın yanında,
Yarışırdık bir sevgi için
Tarlalarda bayırda,
O giderdi keçilere
Ben kalırdım gerilerde,
Dayanamazdım yenilmeye
Onu sererdim yere,
Yoruldu anam
İkimizden de!...
Yolladı babam
Bizi yatılı bir mektebe,
Hasret kaldık
Köydeki güzelliklere,
Kol kanat olduk
Orada bibirimize,
Ana sıcağından
Baba sevgisinden uzakta,
Çekilmez oldu hayat
Acılar indi,
Küçücük yüreğimize!...
O ara anamda
Hasretten yanarmış bize
Babam arada bir,
Uğrardı yanımıza;
İki kuruş para geldiğinde
Hemen indirirdik cebimize,
Paylaşmak duygusu
O günlerden bize hediye...
Ayrılmaz ikiliydik
Biz her yerde,
İmrenirdi insanlar
Bizim halimize,
Nazar olsa gerek
Sızılar indi dizimize,
Çok çabuk solardık
Sinsi bakışlarla
Anam anlardı hemen
Çınlamalar geldiğinde kulağına,
Bu dertlerle bıraktık,
Çocukluğumuzu gerilerde!...
Genç olduk okuduk
Gittik üniversitelere
Son görüştüğümüzde,
Samsun sigarası onun elinde
Tabi seneler geçmişti
Babam da ölmüştü doksan dörtte
Babam ölünce,
Kaldık hepimiz orta yerde...
On çocuk bırakmıştı
Babam gerilerde,
Dağıldık hepimiz
Kum tanecikleri gibi tepelere,
Ama biz çok bağlıydık
Onunla birbirimize,
Mayasıydık herşeyin
Aile fertleri bizim elimizde,
İkimizde çok yorulduk
Bu günlerde...
İçimde bir fikir,
Onu gönderdi yaban ellere
Kader işte;
Yüzümüze gülmedi bir kere,
Dürüstlüğümüzün kurbanı olduk
Her yerde,
Birbirimize hasret kaldık
Tam on sene;...
Yüreklerimiz bir olsa da
Bedenlerimiz ayrı yerde,
Kafamda yasak düşüncelerle
Ben İstanbul sokaklarında
O ise,
Zalimlerin punduna getirdiği yerde,
Hasret kalmış masmavi göğe,
Oysa biz iki kişiydik
Yola çıktığımızda
Zalim eller,
Bizi attı urbet ele
O şimdi İtalya zindanlarında,
Ben de taşıyorum
Tüm acıyı yüreğimde,
Selam yollasa
Kuşlarla keşke bir kere,
Biz yeniden döneriz,
Küçüklüğümüzdeki günlere!...
O zaman Güneş,
Yeniden doğar üstümüze...

Yıl:08.01.2004
Saat:13.40-14.20
Yer:Kadıköy/İst.
EROL KEKEÇ

ÇENGELDEN SİRKECİYE

Sultan Murat'tan aşağıya
Patika izlerden
Sabah saat beşte
Düşerdik yollara,
Ayaklarımızda çizme
Vardığımızda Çengel'e
Koyardık çizmeleri torbalara
Bırakırdık tanıdık bir bakkala
Ayakkabıları giyer
Koşardık iskeleye...
Gemi yanaşırdı altı onbeşte
Biz hemen çıkardık güverteye
Nuriye Hanım teyze
Hemen sevinirdi bizi görünce,
Börekler pastalar yapardı evinde
Güle söyleye götürürdük birlikte
Martılar uyuya kalırdı gecede
Biz boğazı geçiyorduk gemide,
Ortaköy'de yeniler eklenirdi içimize
Dalgalar sert olsa da
Güneş vururdu yüzümüze,
Boğazın sabah sakinliğinde
Yıllarca gidip geldik Sirkeci'ye,
O yıllarda İstanbul umuttu bizlere!
Tüm şarkılar o günlerde
Döküldü dizelere...
Biz çizmeler giyerdik,
İstanbul'un tepelerinde
Ama çok saygılıydık
Nuri Bey amca ve
Nuriye Hanım teyzelere,
Herşey uçtu bir anda
Geldik ikibin dörtlere
O kültürden bu güne,
Gelenler işte orta yerde!...

Yıl:09.01.2004
Saat:10.35-10.50
Yer:Kadıköy/İst.
EROL KEKEÇ

AĞLAMA GÖNÜL!!!

Dünyanın çilesi mi bu,
Bıktım bu insanlardan;
PosTları farklı içindekiler aynı
Ne kadar doğru söylermiş Marx,
Madde beyinleri belirler diye...
Herkes madde peşinde
Demek beyinler o büyüklükte,
Madde olmadan yaşanmadığını bilirim;
Maddenin yaşamak için gerekli olduğunu,
Çok daha iyi bilirim,
Maddeyi kazanmak için,
Yaşayan insanlar içinde
Hiçbir şey bilmediğimi söyleyebilirim!...
Aldanma bunlara ey gönül! dedim,
Hep takıldın serüvenlere!
Bunların cilalı maketler olduğunu
Yaşarken anlattım sana,
Oysa ben çektim,sen yoruldun gene!
Nedir bu çile?
Kahbe dünyanın her yanı hile,
Kime selam dedisek bir kere,
Kazıklandık arkadan bin kere
Sağı,solu ve dincisi hep madde peşinde,
Maddeleşmiş yürekler
Ne gezer fakir içinde,
Aldanır gönül,yine fakirliğinden
Parçalanır maddenin pisliğinden,
Akar gider tüm sevgiler yüreğinden,
Suçsuz zavallının da tutmaz artık elinden,
Kahbe dünya!
Nedir bu gönlün çektiği senin elinden,
Ağla ağla dur ey gönül!
Garibim senin halin nedir?
Bir gün tüm sular yeniden durulur,
Gülmek sana ağlamak onlara kalır!...

Yıl:15.01.2004
Saat:12.40-12.50
Yer:Kadıköy/İst.
EROL KEKEÇ

DALGALAR VURDU!!

Bir sahilde bulup Onu,
Takıldılar peşine
Döndü geriye çattı kaşlarını
Biliyordu takipte olduğunu,
Dalgalar vurdu olan gücüyle
Yaladı ayaklarını Emer gibi kanı;

Leş kurtlar gibi çullandılar,
Ayaklarına basıp kırdılar,
Kahkahalar eşliğinde
Kumlara yatırdılar;
Dalgalar vurdu olan gücüyle
Yaladı ayaklarını emer gibi kanı;

Kondu beyaz kanatlı martı
Durdurdu damla damla akan kanı
Uçtu gitti Onun yüreği
Uzandı boylu boyunca kumlara cesedi,
Dalgalar vurdu olan gücüyle
Yaladı ayaklarını emer gibi kanı;

Cengaver bir ruhu vardı,
Yalpalayan ayaklara
Ruhunu kurban verdi
Kanı kumsalda hala dipdiri,
Dalgalar vurdu olan gücüyle
Yaladı ayaklarını emer gibi kanı;

Yelkenlere kondu kemikleri,
Bir bir gezdirildi denizleri
Kumlara karıştı akan kanları,
Dağılmadan cesedi orada kaldı!
Dalgalar vurdu olan gücüyle
Yaladı ayağını emer gibi kanı...!

Yıl:20.01.2004
Saat:13.20-13.30
Yer:Kadıköy/İst.
EROL KEKEÇ

8 Şubat 2011 Salı

CENNETE YOLCULUK!!

Bu günde gelip geçer
Mevlam neylerse güzel eyler,
Martılar geceye yorgun girer
Baharda sular çağlayıp gider...

Bu günde gelip geçer
Sonunda yollar Allah'a gider,
Varlık yokluk hepsi bir kader
Tevhit eri İbrahim gibi gider...

Bu günde gelip geçer
Karunu batıran eller,
Mirsattır herşeyi gözler
İşte tek umut o eller!...

Bu günde gelip geçer
Davullar zurnalar çalınır birer birer,
Sevdamız ölüme dek sürer
Cennete ancak sabredenler girer...

Bu günde gelip geçer
Su kalır köpük gider,
Gönüller bahçede gül derer
O yere gitmesin mi bu gönüller!...

Bu günde gelip geçer
Süleymanın emrinde cinler,
Dilerse herşeyi önüne serer
Nar da nur da ondan iner...

Bu günde gelip geçer
Rüzgarla gelir müjdeli haber;
Katılaşıp kararmışsa yürekler
Rahmet eli gelip gider!...

Bu günde gelip geçer
Yarınlar bu güne gebeler,
İlahın isteklerinse eğer
Cennette yerin ne gezer!...

Yıl:05.06.2007
Saat:!7.00-17.25
Yer:Çengelköy/İst
EROL KEKEÇ

ULU ÇINAR!!

Ersin de şu dağların karı
Soralım bir sılayı anayı
Özledim köydeki bir çayı
Bu gurbet yaktı bağrı!...

Gurbette yok insanın hatırı
Herkes bizi mantar sandı
Budandı Uluçınarın dalları
Bu gurbet yaktı bağrı!...

Uluçınar gözler baharı
Boğazda kurudu boğazı
Gök ağlar acı acı
Bu gurbet yaktı bağrı!...

Geze geze gözlerim karardı
Çalmadık kapı kalmadı
Künyem kayboldu sinem daraldı
Bu gurbet yaktı bağrı!...

Dost yokmuş kendimden gayrı
Bunu bilmek beni dağladı
Gündüzüm gecem birbirine karıştı,
Bu gurbet yaktı bağrı!...

Seherde görürsem ayı,
Terk ederim burayı
Üzdüler bu uluçınarı
Özledim özledim doğal havayı
bu gurbet yaktı bağrı!...

Yıl:04.06.2007
Saat:18.10-18.25
Yer:Çengelköy/İst
EROL KEKEÇ

2 Şubat 2011 Çarşamba

YÜREĞİMDEN AYRILINCA!

Bakışların,
Yüreğimden ayrılınca,
Ben hülyaların
Üst basamağında gezinirken;
Sen bir köşede
Derin düşünceler içinde
Bir kor gibi sönmeye yüz tutmuş,
Yüzün kaybolmuş
Saçların darmadağınık,
Sararan Güneş altında
Ilgıt ılgıt esen bir yel
Çöllerden gelen sıcaklık
Sıcaklık kattı,
Yarım kalan aşkımıza!!!
Bakışların,
Yüreğimden ayrılınca
Çıktım sahillere
Islık çala çala
Yürüdüm kumlarda
Kurumuş karpuz kabukları,
Yengeç kemikleri
Küçük taşlar
Savruldu gitti attığımda
Denizin üstüne;
Yarım kalan
Sevdamız geldi aklıma,
Eteklerinin savruluşunu
İzledim,
O kimsesiz burunda!
Terliklerini saklamıştım,
Onları ararken,
İnce kumlara vardın
Tutup elinden
Çektim seni,
Sonra tepeden tırnağa
Islatıp
Gömdüm kumlara,
Oturup karşına
Birkaç taş fırlattım
Beş tane büyüğünü seçip
Beş taş
Oynamaya çağırdım,
Bu isteğimi
Terslediğin o gün,
Yüreğinden çıktığımı
Biliyorum;
Bakışların
Yüreğimden ayrılınca,
Tutunamadım
Hiçbir dalda!
Atlasam mı sulara
Kaybolup gitsem mi
Denizlere,
Adım sanım kalmasın
Ulaşamayasın bana
Hiçbir yerde,
Albümlere bakarak
Tazelensin acıların,
Bakışların
Yüreğime dönerse,
Suyun yüzüne vursun
Cesedim...!

Yıl:21.01.2004
Saat:17.10-17.25
Yer:Kadıköy/İst.
EROL KEKEÇ

KÜHEYLANIM!!!

Atımı bağladım meşe ağacına
Çok yollar adımladı altımda
Oturdum gölgeye,ağıtlar yaktım yaranıma
Ağlayarak atım yetişti imdadıma,
Sevenim var mı bilmem ama,
Asla şüphem yok atımın sevdiğine
Çünkü,onun gözbebeği yansıdı yüreğime...

karanlıkta fener oldu gözleri
Atılan kurşunlara hep göğüs gerdi
Sularda yüzdü,kayaları bir bir atladı
Benim atım sahibine çok benzerdi
Geriye dönüşü zilletten bilirdi,
Ziganadan Toroslara iki günde geldi
Hiç dinlenecek vakti olmadı!
Bir eğer vardı atımın sırtında
Hediye altım onu Kafkaslarda
O şahitti Küheylanımın cesaretine,
Hiç soğumadı ter onun üzerinde
Ben onun sırtındayken ikindi vakitlerinde,
Sabah seferine çıkardık gün batmadan önce
Hep iki günde ulaşırdık gideceğimiz yere!!!!

Bir defasında arkadan saldırdılar bize,
Küheylanım dört nala kalktı gelmedi dize,
İhanetlerin en iğrenci yetişti peşimize
Bir süvari eşkiya çakılmış tepemize
Aldırmadı o,yelkindi iki ayak üstüne
Şahlandı küheylanım umut denizine,
Şafakta vardık Gülek geçidine!!!

Yıl:09.01.2004
Saat:16.40-17.10
Yer:Kadıköy/İst.
EROL KEKEÇ

LALE SÜMBÜL!

Sevdim mi sonuna kadar,
Eminim sendeki sevdalar
Ve dedi bendeki de bu kadar,
Anlamlı suskun bakışlar
Lal olur konuşmaz güzelim dudaklar;...

Sevginin yoktur bir hududu
Gayrı bırakAmam bu umudu
Ellerin bir bir alır,
Üzerimdeki bulutu...

Vardır her yürekte bir grur
Raks eden aşkların yolu budur,
Ayrılış yok saat birden durur
Duru aşklar karanlıkta kudurur...

Lale sümbül hep güzeldir
Açılır Güneşin altında bir bir
Lryla ve mejnun gibi kör olduk biz,
Sevgiyle yoğruldu hep içimiz....

Yıl:29.12.2003
Yer:10.50-11.00
Kadıköy/İst.
EROL KEKEÇ

TOK MİDELER, AÇ VİCDANLAR

  Dediler ki: "Onlar yiyeceğine biz yiyelim!" Dedim ki: Buyurun yiyin efendiler, Yiyin de görün bakalım, Mideyle vicdanın kavgasın...