30 Nisan 2021 Cuma

GÜNEŞ Mİ DOĞAN

 Günün sonunda Güneş yeni doğuyor sanki,

Zihnimde dalgınlık ellerimde dermansızlık,

Beni çağırıyor hayat bağrını açmış gibi,

Kuşların cıvıltıları bir başka ahenk katıyor,

Hafiften okşayan meltem dindiriyor yüreğimi,

Kış bitmedi henüz her yanım kar boran tufan,

İçimden akan dereler denizlere çamurlar taşırken,

Baharın eriyen karlarıyla bembeyaz akarım derken,

Çiçek açan ağaçlar bembeyaz sarmalamış hayallerimi,

Yeşile koşan yaza doğru kişnerken tüm hücrelerim,

Avutulmuş çocuk gibi yalancı emzikler istemiyorum ben,

Gecenin karanlıklarına veda ederken sürgündeki benliğim,

İçim içime sığmıyor bugün ben yeniden mi dirildim,

Ey gelen bahar yaza teslim iliklerime can kattın sen,

Yüreğim ve benliğim birlikte kol kola yürürken,

Nasıl şaha kalkmasın bu can!

Erol KEKEÇ/30.04.2021/16.40


29 Nisan 2021 Perşembe

NÖBETİ DEVRALDIM

 Çakma kahramanlar arasından geçiyorum,

Anlaşılmayan dilde ıslık çalmak hobim,

Sırtımda taşıyorum bakraçta kalan yoğurdu,

Kan ter içinde kaldım buğulanmış gözlerim,

Kişneyen kahramanlar nerede ölmüş gibi,

Yalnız yolların yorulmayan süvarisiyim,

Gecelerde korkusuz bu yolları tepeledim,

Gölgesini düşman sananların nöbetinde,

Görevi hep korkaklardan devraldım,

Ne fark eder gündüz ve gece sahibi aynı ise,

Hüzünlü nöbetlerim dolu nöbet kulübelerinde,

Adım yalnızlık kimse bilmez ne çektiğimi,

Aldırmadan geçerim haramiler şehrini,

Köprü başında vurmuşlar canım sevdiğimi,

Yaralı ceylan gibi dindirdim kanayan yüreğimi,

Hendekler atlarken tökezledim bilmem teslimiyeti,

Nice kahramanlar gelip geçti onların çoğu ölü,

Kahramanlık değil muradım herkes haddini bilmeli,

 Herkes bilmeli adam gibi yaşamanın tam zamanı şimdi,

Çakma kahramanları bıraktım geleceğe çevirdim yüreğimi!

Erol KEKEÇ/29.04.2021/01.36


28 Nisan 2021 Çarşamba

SARI NAİF ÇİÇEK

 Ben bir kargaşanım dere kenarında,

Kuşlar konmaz rüzgâr koklamaz dalımı,

Sular kökümü aşındırarak yakar beni,

Kaplumbağalar yatak edinir kökümü,

Ben bir kargaşanım çiçeklerim sapsarı,

Günebakan gibi güneşi öper koklarım,

Sazlıklar arasında yerim ayrıdır benim,

Baharın gelişiyle kokum savrulur semaya,

Kimse koklamaz koparmadan çiçeklerimi,

Yazın sıcağı yakar bağrımı tüketir ömrümü,

Güzün yaklaşır ecelim kazılır kışta mezarım,

Ben bir kargaşanım süslenirim gelinlik gibi,

Duvağım yapraklarım yüzümde açar çiçeğim,

Söğüt dalları saklasa kokuma gelir sevenlerim,

Bulanık dereden akar gider kuruyan çiçeklerim,

Bazen karıştırırlar berdi yaprakları ile beni,

Biçerler dama sereler köylüler tüm hücrelerimi,

Kışın dam bilirler örtmemi beklerler kendilerini,

Ben bir kargaşanım dere kenarında zambak gibi,

Nergisler gölgemde kokarız birlikte burcu burcu,

Sazlar içinden kamışlar çıkar dipdiri minare gibi,

Güzün biçilirler üst üste sarılarak tükenir nefesleri,

Dere kenarında doğarız bilmeyiz nere gömüleceğimizi,

Kargaşanlar karışmamalı her sazın teline asildir ruhları,

Yaprakları gibi çiçekleri de eğilmez kesilir bükülmez beli,

Nice sellere göğüs gerdim kimse götüremedi köklerimi,

Koparmak için çektiğinizde uzar giderim lastik gibi,

Ben bir kargaşanım dere kenarında nazlı ve acılı,

Terk ettim tüm dostları şimdi evim bir dere kenarı,

Ben ona sevgi ve koku salarım o bana verir sularını,

Kucak kucağa yaşarız hiç kimse ayıramadı bizi,

Yolu düşenler olursa bize güzelliğimizle ferahlatırız içini,

Ben bir kargaşanım karıştırmadım başkalarıyla yerimi,

Taşı yastık yaparım başıma yorgan bilirim üstüme dereyi,

Aldırmam gelen sellere baharda kokuyla boyarım her yeri,

Erol KEKEÇ/28.04.2021/00.29


26 Nisan 2021 Pazartesi

HESAP ÇOK KABARIK

 Önceden daha önce gelen gelirse eğer,

Yollar karmaşıklaşır bacaklar dolaşır,

Can boğazda kalır gözler kamaşır dil tutulur,

Dürülür Güneş sofra gibi sarmalanıp katlanır,

Yıldızlar pençe pençe kararıp dökülür,

Beklentiler bitmeden geride kalan bir ömür,

Azrail’in kıskacında ruh bir kuş olup uçar,

Bekleme yarın diye yarından önce son gelir!

Çiseleyen yağmur altında heba olan zaman,

Can kütüğünden bir gün siler yorulmadan,

Vurunca kulaklara o gürültü beyinden ateş çıkar,

Diri diri toprağa gömülen kız hangi sırada bekler,

Hesaptan önce hesap olmaz işte geliyor o günler,

Kazılmış hendekler yakılmış ateşler eğleniyor zalimler,

Diri diri yananların kemikleri demir taraklarla taranır,

Bir İbrahim’in yöneliminden baharlar yeniden doğar,

Firavunun sarayında Musa zalime meydan okur,

Anasının masumluğuna şahit olur İsa ahali susar,

Soyundan olsa da hırsızlar Yusuf dik durur,

Muhammed nebi olur putları bir bir devirir,

Tarih şahit olsa da elbet geliyor gelecek olan,

İğneden ipliğe ne varsa çıkıyor gizlendiği yerden,                  

Zerre kadar hayır ve şer ne varsa döküldü birden,

Çetin bir gün acaba kimler kimlerle birlikte durur,

Dünya bir handı hanın kapısı parçalandı hancı kudurur,

Haremiler gece baskına geldiklerinde paldır küldür,

Duvarlar çatlarken dona kalmıştı tüm yolcular,

Ay tutulurken Güneş dürülüyordu göğümüzden,

Gecenin karanlıklarına o gün veda ettik sanırken,

Geceyi kovmak için silahlara sarılıp göğe ateşledik,

Korkularımızı giderdik derken aniden tökezledik,

Yer gök bizi sarmaladı yavaşça nefesimizi tükettik,

Maliki-l-mülk sahibine hesap için sıraya dizildik,

Savrulup gitti bizi şaşırtıp azdıran yalan,

Geldi dayandı karşımıza ölümlü gerçek,

Hesap verme zamanı yakınken dalıp gittik gafletten,

Keşke şu andaki hayatım için önceden

 Bir şeyler yapsaydım demeden,

Ayılsaydık hep birlikte gaflet ininden,

Kolay olurdu hesap rahat geçerdik köprüden!

Eyvah ki ne eyvah! Nasıl geçeriz bu hesabı ödemeden!

Erol KEKEÇ/26.04.2021/00.12


25 Nisan 2021 Pazar

KATIĞIM SARARMIŞ YAPRAKLAR

 Bilinmezliklerimi bilinir kıldım,

Yaprak dökümünden önce anladım,

Karanlık oyunların elde patladığını,

Eman dilemediğim yollardan geçerken,

Su altında kalan köprüler çıktı karşıma,

Ayaklarım yalın buz kesmiş sularda yürürken,

Deşilmiş bir höyük definecilerden kalan,

Dar vakitlerde ıslıkla kovalarım yalnızlığımı,

Cinler cirit atmadan sükunetle geçerim oraları,

Belalı günlerin armağanıdır bana sesiz geceler,

Kuşlar uyanmadan seher vakti ayın bedir günü,

Rahvan atlar gibi savurdum yakıcı rüzgârı,

Ömür değirmeninde öğüttüğüm günleri,

Katık eyledim sararmış yapraklar arasına,

Ben beni bildim sandım filizlenirken sabahım,

Sisler arasına sıkışmış bir soluk nefes,

Avuçlarken ellerimle nemlendi gözlerim,

Kuru elbisem yok gözümü neyle sileyim,

Avutulmuş zamanda yaramaz bir çocuk,

Her an med-cezir uslanmaz ruhum,

Bir kara parçası gibi dalgalar beni okşarken,

Kıyıdan uzak gemi kornaları mı kulaklarımı delen,

Bilinmedim bir define gibi içimde gizlendim,

Kazmalarla kazılmış gibi delik deşik her yerim,

Arayanlar bulamadı hazinedir yüreğim,

Ben bana kaldım şimdi hangi müzeye sevkim,

Sırdaş eyledim kendimi bana beni şikâyet etti,

Sebebi hikmetini sual eylerken büktü belimi,

Bana bak ey yüreğim yarı yolda koyma beni,

Anlatacaklarım düğümlendi boğazımda kaldı,

Bu bedenle bu yüreğin ne zamandır aynı hedefi,

Muhayyilem genişledikçe gözümden perdeler gitti,

Kaybetmeden bu ferleri imzalamalıyım mukaveleyi,

Aydınlanırsa sabah masumluğun kalmaz eseri,

Yalnız geldiğim yaşama yalnız veda etmeden,

Birlikte yaşamanın yollarını örgü gibi dokudum ben,

O dokumamdan ince bir dokunuşla aranızdan geçerken,

Heyhat ne yer ne yar kaldı gönlüm dolu ahuzar kaldı,

Bir ben vardı o da beni dinlemedi yolun sonuna demir attı!

Erol KEKEÇ/25.04.2021/00.04


24 Nisan 2021 Cumartesi

ŞAFAKTA ARA BENİ

 Yine bir gece sessizlik derin,

Yaban güvercini gibi ürkek,

Berrak Gökyüzünde durak,

Anlamsız bakışlar kaygan,

Yürek ikliminde sağanak yağış,

Anılarda siyah beyaz bir resim,

Gözlerin retinasında siyah nokta,

Şimşek gibi dikilmiş çok uzaklara,

Yakınlar uzaklar arasında saklı,

Kim bilir hangi handa konakladı,

Divane serseri olmuşum geçmişime,

Dilim lal olmuş dönmüyor yine,

Ağrısız başım her gün bir başka bela,

Bilmediğim yerden geliyor sorularım,

Bu imtihanlara yem oldu ömrüm,

Karınca yuvasına mı rastladım acep,

Zihnim öğütülmüş kırıntılar dışarda,

Değirmenden dönen köylü gibi,

Üstüm başım un ve toz içinde,

Yamalı sözlükte kaybolmuş kelimeler,

Karadavutu tutuşturmuşlar elime,

Oldum olası içimi daraltır mitolojiler,

Bir akrep gibi yüreğime zehrini serper,

Sağanak yağmurda dürdüm defterimi,

Kalemim kırıldı anlatamıyorum derdimi,

Yeminler üstüne yeminler etsem nolur ki,

Ruhum başka gezegende bedenim firari,

Yalnızlık kulesinden çağırıyor bir münadi,

Perişan halde kulaklarım zonkluyor şimdi,

Be hey gafleti murdar bilen yabancı,

El sende sen elde nedir bu harakiri,

Yaşamak için patlat kendini,

Karanlıkları delerek yaşamanın

Tam zamanı şimdi,

Tüm karanlıklara inat,

Aydınlık taşıyan yüreğini,

Bırakma hiçbir yere tanıma zibidileri,

Yezidin mektebinden gelen sesleri,

Kerbela çöllerine göm ki,

Dudakları kurumuş Hüseyni,

Yanında görürsün belki,

Ey zaman!

 Üstüme serilen karanlıkları,

Bir ağ gibi parçalamazsam,

Sen de üstüme taşı geceyi,

Veda ettim geride kalan yıllarıma,

Kucak açtım gelen her yeni güne,

Dalgalan rüzgâr gibi ruhumun yelesi,

Hüzünlenme,

Geceye ekiyorum yüreğimdekileri,

Şafak sarıyor gecenin en karanlık yerini,

Sen beni o şafakta ara,

Kalk ve doğrul her yanımız gebe aydınlığa!

Erol KEKEÇ/24.04.2021/01.05


21 Nisan 2021 Çarşamba

YOL VER DAĞLAR

 Dağlarım duman ile kar,

Dağın ardında davul sesi var,

Düğünde halayın başında acep kim var;

Yol ver dağlar yol ver ben sılama gideyim,

Kara bulutlar çökmüş gökyüzüne,

Öyle bir yel var ki yarık kayadan,

Savurdu beni dermanı aldı ayaklarımdan,

Yol ver dağlar yol ver ben sılama gideyim;

Uzun zamandır hasret kaldım bu dağlara,

Karlar yağsa da üzerimdeki kederimi alsa,

Kal-u belada bu dağlar yazılmış kaderime,

Yol ver dağlar yol ver ben sılama gideyim;

Hasretim hasreti yakar içim kan ağlar,

Bir davul sesi duysam gözlerim o dağları yoklar,

Yüreğim oraya varsa da yol vermez bu dağlar,

Yol ver dağlar yol ver ben sılama gideyim;

Eylülde başlayınca düğünler sıra bekler kızlar,

Asker dönüşü peş peşe gelir okuntular,

Sıkışan sıkışana kime gidesin hepsi dostlar,

Yol ver dağlar yol ver ben sılama gideyim!

Erol KEKEÇ/21.04.2021/23.25


19 Nisan 2021 Pazartesi

ÇOCUKLUĞA SERANAT

İncir ağacına tırmanmış,

Lokum gibi incirleri koparmış,

Yalınayak koşuyor çimenlerde,

Günebakanlar gülüyor yüzüne,

Söğüt dalları inmiş aşağı,

Turaç sesi geliyor sazlıklardan,

Kamışlar sürgün çıkarmış,

Sular çekilmiş dallarından,

Buğday firezleri tutuşmuş,

Dumanlar yükseliyor felhandan,

Börtü böcek ne varsa uçuyor,

Gidemeyenler yarıklara girmiş,

Harran ovası böyle çatırdar,

Alnına akmış sârı perçemi,

Rüzgarla savruluyor saçları,

Bir umutla sıçrıyor sek sek,

Rahvan atlar gibi uçuyor,

İncitmeden bastığı toprağı,

Yüreği tertemiz zihni duru,

Bembeyaz kar gibi zirve durağı,

Akşam olunca evinde alır soluğu,

Yumuşur kalır anasının dizine,

Merhamet eli okşar sârı saçlarını,

Dalar gider günün kalmaz eseri

İşte, hayat dediğin ne ki,

Bir oyun gibi oynarsın dipdiri,

Sarınca uyku gözlerini,

Bırakır gidersin gelmez aklına hiçbiri,

Akşam ile son bulan bir oyunu,

Bırakıp gider oyun çocukları,

Bulursa bir parça ekmek,

Dalıp gider elinde geveleyerek,

Köylerde bir başkadır çocukluk,

Oyun içinde oyun kurarlar,

Kimi ebe olur kimi sıra bekler,

Cıvıltı dağılır göğün boşluğuna,

Rengarenk sesler iner aşağı,

Yavaştan bir yel eser serince,

Ferahlar çocukların yüreği;

Bir çocuk olmak isterdim,

Karanlık günleri savurmak için,

Harmana dalan keçilerin peşinden,

Oradan oraya koşarken sıcakta,

Bunları nimet bilip yaşamak isterdim,

Hücrelerime kadar soluyarak toprağı,

Beton yığınlarına isyanlardayım,

Bu kentler bandırmıyor yüreğimi,

Köyümden gelecek sıcak bir selamı,

Acep güvercinler getirir mi?

Selam gelirse o topraklardan,

Çocukluğumu yaşayacağım aldırmadan,

Her çocuk çocuk kalmak ister bilmeden,

Büyüse cüsseler yaşlansa takvimler,

Yüreklerde hep çocukluk gezer,

Çocuk olmak değil muradım,

Doyarak yaşadığım çocukluğuma,

Bu yaşlara gelince hasret kaldım,

Bakmam fiyatına yaşımın,

Çocuk dünyamı yeniden yaşamak için,

Gözümü kırpmadan bedava satarım!

Erol KEKEÇ/19.04.2021/23.03



ŞİİR GİBİ ZAMAN

 Eridi koca zaman,

Kalan ben miyim?

Ufukta Güneş,

Dağlarda bulut,

Çarpan rüzgâr,

Semada ışık,

Emekle yüreğim,

Dipdiri umutlarım;

Gecede bir nokta

Sırtımda maşlahım,

Zihnimde kayıp yıllar,

Zirveye yumulmuş,

Bir koca Dev,

Solukları ensemde,

Gardiyanlar nöbette,

Kınalı saçlı kız,

Elinde bir mendil,

Yaşları siler gözümden,

Ağlamadım nedir bu figan,

Uzun soluklu yoldayım

Kapılar kilitli,

Kolla beni sevdiğim,

Sırtlanlar peşimde,

Hüzünlü bakışlarım,

Mısralarıma yansıyan,

Şiir gibi eridi gecem,

Daralan nefesle,

İki büklüm büküldü belim,

Şafağa ulaşmadan,

Kaldırımlar yatağım,

Uzandım boylu boyunca,

Tekmeler savruldu sırtıma,

Bak sevdiğim anahtar sende,

Koy kilidi elime,

Açılsın bu gece,

Bir ömür tükettim,

Sevginin önünde,

Sarıl boynuma,

Karılsın hamurumuz,

Pişirilmeden Güneşte,

Elveda edelim,

Eskimiş gülüşlere,

Bir böğürtlen gibi,

Yanakların pespembe,

Kırmızı gül geldi aklıma,

Koklamakla solduramadım,

Bir kış gecesi takıldı yakama,

Elleri kısa kokusu fena,

 Çekiyor beni hep yanına,

Aynı kökten misin onunla,

Su içmez her damardan,

Yerini kolay beğenmez,

Bir saksı da olsa güler yüzüme,

Bazen ağlaşırız,

Sarılarak birbirimize,

Şimdi de sen sardın beni,

Alamıyorum yanaklarından,

Şehla bakışlı gözlerimi,

Unutma beni,

Unutursam seni,

Zirvedeki karlar erisin,

Dağılsın kümelenmiş bulutlar,

Rüzgâr yalayarak geçsin alnımdan,

Kaderin elinde yoğurdu felek,

Biz kimiz ki kadere isyan edek,

Gel sevdiğim sarıl boynuma,

Aldanma geceler sahte,

Gündüzler yalancı bize,

Bu dünya yedirdi kelek,

Şaha kalkmış dalgalar gibi,

Umutlarımızı tüketmeden,

Demir atalım en yakın iskeleye!

Erol KEKEÇ/19.04.2021/01.26


 

18 Nisan 2021 Pazar

MELEKLER ÖLMESİN

Kanatsız kuşlar ölmesin,

Günahsız geldiler dünyaya,

Çıldırmış vahşiler sarkmış dilleri,

Basıp geçiyor aldırmadan,

Doymuyor bunların karınları,

Her kıtada ahtapot gibi kolları,

Kara kıtanın bağrında saplı,

Beyaz adamın tüm kazıkları,

Eskimeyen sözcükleri demokrasi,

Her toprakta gömülü hortumları,

Göğüsleri sarkmış Afrika anaları,

Sütü sağılmış bir koyun gibi,

Ağlayan bebeklere kan içiriyor şimdi,

Akbabalar uçuyor gökyüzünde,

Direniyor parçalanmış yürekle,

Bir tutam ot bulsa öğütecek,

Dişsiz çürümüş damakla,

Yirmi bin Tanzanyalı,

Bir günde bulamıyor,

Bir vahşinin bir günde yediğini,

Nasıl kuruldu denge nasıl bozuldu böyle,

Kara kıtanın bağrında saplı hançeri,

Bir yiğit korkusuzca çekip çıkarsa,

Sanıyorum bulanık akar kanları,

Beyaz adam denen canavar,

Bulattı yeryüzünü devirdi fidanları,

Gözyaşı karardı kesildi göz pınarları,

İlmik ilmik acılar bağrıma kazıldı,

Her gecenin içinde dualarım saklı,

Bir gün şafakla akacak kara kıtaya,

O gün Nil yırtarak akacak yatağında,

Timsahlar kinle saldıracak beyaz adama,

Sömürgeci veda etmeden kara kıtaya,

Taş yağacak yağmur gibi beyninin ortasına,

Anaların dinecek göz yaşı,

Mümbit topraklar gibi süt dolacak memeleri,

Kara kıta gibi sımsıcak nefesleri,

Bağrına basacak o günahsız körpe melekleri,

Okyanus gibi serin yüreği,

Dört koldan saracak kara kıtanın her yerini,

Belki o gün diner acılarım güzelleşir rüyalarım,

Bekliyorum dört gözle,

Gözleri elmas dişleri inci,

Masum bir meleği alnından öperek,

Koklayıp seveceğim o günleri!

Korkma meleğim sana çok yakın,

Mazlumlar sahibidir bu diyarın;

Hep doğruyu söyler yüce Yaradan,

Onun indireceği her hayra muhtacız inan!

Biz mazlumlar adaletle karacağız,

Kin duymadan dünyaya İnsanlık dağıtacağız!

Erol KEKEÇ/18.04.2021/01.33



16 Nisan 2021 Cuma

KOCA YÜREKLİ DOST

Göz yaşlarına mahkûm,

Yürekte med- cezir,

Karanlık kış geceleri,

Yolların yorulmaz süvarisi,

Ateş böceği hızında,

Yabani güvercin gibi ürkek,

Çamurlar içinde çileli gidiş,

Berrak sulara aşık yolcu;

Yıldızların ışığında,

Semada gezer gözleri,

Samanyolu tek bildiği,

Büyülemiş onu Çoban Yıldızı;

Hünerdir hayatının her anı,

Bir anda oh der güler gözleri,

Garip bir yolcu,

Kimse bilmez nereden gelip,

Nereye gittiğini!

Güzün sararmış yaprak gibi,

Sıcak tandıra döner zemheride,

Dünya gelse üstüne umurunda mı?

Bir elinde cımbız bir elinde ayna!

Yarasa gibi kalkar dipdiri,

Karanlıkta arar nasibindekileri,

Cüssesi küçük yüreği kocaman,

Bir dağ gibi görünür ayakta dururken!

Aldırmaz gelen seslere,

Kendinden yanmalı motor gibi,

Vakti zamanı geldiğinde,

Gürleyerek gider hep ileriye!

Ruhsuz sanırsın hareket ettiğinde,

İncitmeden sakince gider hedefine,

Volkan gibi patlar ışık saçarak,

Böyle anlatır hedefi on ikiden vurduğunu!

Yolumuz kesişti bir gün kaderin durağında,

Anlamlı bakışlarla yokladık birbirimizi,

Be hey koca yürekli adam,

Az çekmedi senden bu yürek,

Ben çok yordum kar kış demeden,

Dövündü durdu hep benim elimden,

Bu vakitte kim seni çıkardı evinden;

Vakit ver yüreğine bilsin onu sevdiğini,

Sevgi emektir harcadın mı hiç emeğini,

Böyle konuştuk uzaktan uzağa,

Ayrıldı yolumuz doğudan batıya,

Işığın doğduğu yer bana kaldı,

O da ışığı önüne alarak gitti yoluna!

Karanlıkta buluştuk ışıkla ayrıldık,

Birlikte yanmasaydık,

Kuşatan aydınlıklara

 Nasıl varırdık!

Erol KEKEÇ/16.04.2021/23.35


15 Nisan 2021 Perşembe

CAN BOĞAZDA

Boğazda kurudu boğazım,
Can boğazda canım sende kaldı,
Rüzgâr savurdu gözüme külleri,
İstanbul sokakları baştan aşağı,
Sinir uçlarımı kazıdı geçti,
Bir vapur sefası dalgalar arasında,
Seyrederken Güneşin kızıllığını,
Başımdan aldı Mahmure aklımı,
Aklı çalınmış kafayla sokaklarda,
Camlar buharlanmış gözümde,
Ağzım pranga gibi maskeye emanet,
Ağzını kapa diye saldıran kadın,
Maskesiz yaşama gözleri kapalı,
Arguvanlar rengarenk kıyıda,
Kokular misk gibi geliyor burnuma,
Dindirmiyor bu havalar beni,
Bir yaram var içimde,
Elleme İstanbul! Kalsın yerinde,
Ahımı işitse dağların,
Motorlar beklemez karşı kıyıda,
Balıkçılardan arta kalan teknede,
Martılar bir uçup bir konuyor üstüne,
Yalan kokusu geliyor burnuma,
Koku salar mı yalan demeyin boşuna,
Canıma can kattı doğrular,
Yalanlar boğazda canımı sıktılar,
Boğazda bunalan can,
Can ve canan aşkına bir kara kedi gibi,
Yüreği tırmaladı canı boğazda bıraktı;
İstanbul Ey İstanbul! Suların bulanık,
Derelerinde lağım,
Üstünde karabulut,
Sarayların bahtı yanık,
Ömür çizgisinde bir sayımlık,
Takvimler yırtılmış toprak gibi,
Umutlar hep yüreğime tünedi,
Savruldu gitti koca zaman,
Anılar arasında soluk bir nefes kalan,
Aklım çalındı duygularım perişan,
Umutlarım yalan son nefesim küheylan,
Boğazda kurudum demir attı bu can,
Can boğazda canım sende yatan!
Erol KEKEÇ/15.04.2021/0022


TOK MİDELER, AÇ VİCDANLAR

  Dediler ki: "Onlar yiyeceğine biz yiyelim!" Dedim ki: Buyurun yiyin efendiler, Yiyin de görün bakalım, Mideyle vicdanın kavgasın...