Ben geceyi bilirim.
Karanlık sandıkları yer,
ruhun kendi derinliğidir.
Orada ışık aranmaz;
ışık, insanın kendi özünden doğar.
Ben sessizliğin kapısını açtım.
Suyun hiç ses çıkarmadan
kayayı nasıl aşındırdığını gördüm.
Güç daima bağıramaz;
bazen güç, susarak yerini sabit tutmaktır.
Yolumu kesen gölgelere
hükmetmeye çalışmadım.
Çünkü gölge, ışığın varlığını
daha açık eder.
Ben gölgeden korkmadım.
Korku içime girmek istedi;
ben içime indikçe o eridi.
Kılıcı çekmedim;
kılıç zaten ben oldum.
Bir dağın yamacında yürür gibi yürüdüm
adımlarım ağırdı,
fakat niyetim keskin.
Suyun sabrını aldım,
kılıcın yönünü korudum...
Sular gibi yumuşadım
kimseyi kırmadan, geçerken.
Ama bilsinler:
Kalbimde bir nokta var
tüm fırtınalara emir veren.
Rüzgâr geldiğinde eğildim,
kırılmadım.
Dalgalar yükseldiğinde durdum,
yıkılmadım.
Çünkü ben kuvveti dışarıda aramadım;
içimde taşıdım.
Kimse anlamaz yürüyüşümü,
onlar yolu dışarıda sanır.
Oysa yol insanın içindedir.
Ve içte açılan kapı
yalnız cesura görünür.
Ben o kapıdan geçtim.
Adımım sessizdir—
ama yönüm keskindir.
Suyum şefkattir,
kılıcım hikmettir.
İkisi birleştiğinde
hakikat gövdesinden doğrulur.
Gün gelir
kalabalık sorar:
“Sen hangi yoldan geldin?”
Ben sadece tebessüm ederim.
Çünkü ben geldiğim yolu anlatmam—
benim yolum henüz adı konmamış olan yoldur.
Erol Kekeç/04.11.2025/Sancaktepe/İST