Ağlasam göl olur mu yaşlarım
Ahımı işitir misiniz derinlerde
Divane serseriyim geçmişime
Ne günler savurdum yele
Görmezseniz özlenirmiyim sizce
Ne halaylar çektik el ele
Kararan gecelerim taş üstünde
Muhabbet kuramadım kendime!
Ağlasam sel olur mu yaşlarım,
Bahtıma ateş dağladım
Sis ve selva üstüne
Çiçekler soldu elimde,
Ne yaman süzülürdüm gözlerde
Avucumda oynadığım bilyelerle
Gül derlediğim o günlere
Takıldım bir bakış hasretle!
Ağlasam tutar mısınız?
Gözyaşlarımı gözünüzle,
Yorgun parmaklarım takıldı
Mum ışığında sert yere;
Getirin masum çocukları
Dokunsunlar küçük parmaklarıyla
Burnumdaki eski çerçeveye,
Yaşlılar doluşsun etrafıma
Görerek baksınlar alnıma
Kutsasınlar yayılanları etrafıma,
Buhurdanlar yansın başımda
Misk kokuları dağılsın sobayla;
Hayat dolu kızlar gülümsesin
Masmavi berrak göğe,
Ölümün gelini halaylar eşliğinde
Tebessümler dağıtıyor yüzüme…
Ağlasam sesim gelir mi?
Dumanlar çöken iliğinize
Bizarım gidiyorum gurbete
Dertlerin türlü türlüsü sineme
Taht kurup kökleşti hücrelerime
Kelebek gibi hafif tenime
Reva mı bu acılı mersiye…
Saldırdı akbabalar pençeleriyle
Garip geldim, garip gidiyorum işte…
Ağlasam görünmez yaşlarım
Odunlaşmış yüzlere,
Ahlarım yükseldi çoktan göğe,
Hesapların görüldüğü günde
Yapacak bir şeyim yok sizlere
Sevdiklerim ahu figan etse de
Garip geldim garip gidiyorum Rabbime!
Yıl:14.01.2005
Saat:15.40—16.00
Kuzguncuk/İst
(E.KEKEÇ)
Yazıların tüm hakları site sahibi,Erol Kekeç'e aittir,bilgi alınmak kaydıyla,ticari amaçlı kullanılabilir.
28 Mayıs 2008 Çarşamba
SON NEFESİM
Senden yana hep söyleyeceğim,
Patlamış goncalarla sana geleceğim
Anneye hasret çocuk nasıl yanarsa
İçimde bir yerim öyle yanar sana!
Senden yana hep söyleyeceğim,
Yüreğimle yüreğine gireceğim
Arılar polen için nasıl gezerse
Her çiçekte izini süreceğim!
Senden yana hep söyleyeceğim,
Sen güneş ben zaman peşinden geleceğim
Aşkın narından üfledin bana
Bu yangını sende söndüreceğim!
Senden yana hep söyleyeceğim,
Kayan yıldızlarda taşınır hücrelerim
İnci mercan değil, bunlar benim yüreğim
Aşkım dökülür ellerine sökülse yüreğim!
Senden yana hep söyleyeceğim,
Sensiz bu denizlerde neyler gözlerim
Sahrada kum gibi yanar her yerim
Bir ateş ki sensiz savrulur küllerim!
Senden yana hep söyleyeceğim.
Eledim eledim kalan senin sevgin
Gökle yer öpüşse kesilmez nefesim
Senin aşkın olsun son nefesim!
Yıl:03.06.2007
Saat:01.10----01.40
Çengelköy/İst.
(E.KEKEÇ)
Patlamış goncalarla sana geleceğim
Anneye hasret çocuk nasıl yanarsa
İçimde bir yerim öyle yanar sana!
Senden yana hep söyleyeceğim,
Yüreğimle yüreğine gireceğim
Arılar polen için nasıl gezerse
Her çiçekte izini süreceğim!
Senden yana hep söyleyeceğim,
Sen güneş ben zaman peşinden geleceğim
Aşkın narından üfledin bana
Bu yangını sende söndüreceğim!
Senden yana hep söyleyeceğim,
Kayan yıldızlarda taşınır hücrelerim
İnci mercan değil, bunlar benim yüreğim
Aşkım dökülür ellerine sökülse yüreğim!
Senden yana hep söyleyeceğim,
Sensiz bu denizlerde neyler gözlerim
Sahrada kum gibi yanar her yerim
Bir ateş ki sensiz savrulur küllerim!
Senden yana hep söyleyeceğim.
Eledim eledim kalan senin sevgin
Gökle yer öpüşse kesilmez nefesim
Senin aşkın olsun son nefesim!
Yıl:03.06.2007
Saat:01.10----01.40
Çengelköy/İst.
(E.KEKEÇ)
20 Mayıs 2008 Salı
KONUŞAN ADAM
Yazın yürüdün mü?
Yazıda bayırda
Su çevirdin mi tavalara
Kürek omuzunda
Çamura batmış ayaklarla…
Kurumuş tıkanan boğazına
Güneşin altında kaynamış
Sular indi mi damla damla…
Nerede savurdun yılları
Ağaçlar üzerindeki kamışlarla
Gölgelendin mi haymada
Umutların bekledi mi güzü
Bir lokma ekmek uğruna,
Geceleri aldın mı koynuna
Pamuk harallarını yatakta…
Heba olan yılların ardına
Bir naat yazdın mı kayalara,
Öğrendin mi sabrı
Bulanık dereye attığın oltada,
Kuzuların büyümesi için
Horoz ötüşüyle çıktın mı?
Şafaktaki soğuk rüzgâra…
Karıldı mıhamurun acılarla
Salyangoz topladın mı akşamları
Dolunay ışığıyla çayırlarda…
Yılanın boğazına tıkandı mı ellerin
Bir cücüğü yemesin diye,
Yalnız oturdun mu öbürde
Soğuk bir kayabaşına…
Güneşin batışını gözledin mi?
Kırmızımsı ufka veda ederken,
Gece yarısı baykuş öterken
Merakla sordun mu babana,
Hastalık uğradımı yanına
Serdiler mi bir yatak altına,
Neden iyileşmiyorum baba
Diye merakla aradın mı deva
Kışın hastalık gitmez mi,?
Hiç çıkmayacakmıyım dışarı
Baharda gelir Allah’ın ilacı
Böyle konuşmalar oldu mu?
Babanla aranızda…
Yoksa acılar dokunmadı mı?
Köpek bağlı kapılara…
Şafak sökende açtın mı?
Uyku dolu gözlerini sabaha,
Vızlayarak sıtma yayan,
Hiç ayrılmayan tabibler
Enjektörle kan almak için
Kondumu örtülmeyen koluna…
Silah omuzda acımasızca
Eşkiyalar dayandı mı?
Bir tekmeyle açılan
Gıcırdayan tahta kapıya…
Soludun mu avuç avuç
Buram buram kokan toprağı…
Kala diktin mi uzun taşlarla
Vurdun mu onurla onlara
Badanaj yapan motorların
Çıkardığı oyuklarda
Daldın mı deliksiz uykulara,
Güzel günlere varmak umuduyla,
İğnelik böceklerini çaktırmadan
Yakaladın mı iki kanadından…
Ya kelebek uçurdun mu?
Uzaklardaki hayallerini
Getirmek aşkıyla…
Neden susuyorsun
Konuş Allah aşkına,
Kırıldım sana
Durmuyorum yanında
Ben çaldım ben söyledim
Durup baktın alnıma
Olmaz ki böyle konuşma…
O yakada hayat bir başka
Bu rehavet uğramaz oralara
Bir buharanın altında
Biribirine değer insanlar
Omuz omuza…
Bir tezek atılınca ocağa
Sıcaklık değer avuçlara
Onlara sorarsan
Bu hayatın tadı bir başka
Yaşama gözünü açtığında
O dere bu dere
Gitti geldi tarlalara
Sorsan biliyor mu?
Ne var başka yerde
Yamyamlar sarmış çepeçevre
Devlet dert yüklemiş beline
Gelsede almaz kimse içine
O yakadan geldim işte
Gülmez mi insan misafire
Devleti Ali Osmanide
Eller uzanırdı o yere
Doktor Vali Ebe
Birlikte giderdi el ele
Hele bakın demorasiye
Devlet yüklenmiş kediye
Çırnak gösteriyor millete
Milli gelir dedikleri neyse
Bölüştürüldüğünde herkese
Dört binler gelecekmiş ceplere
Bir ekmek gelmedi bizim ele,
Peki devlet nerede
Görmeseydim sizi bu halde
Zeval gelmesin diye devlete
Dua edecektim Rabbime…
Apsyle dertler bizim ele
Dolarlar savruldu ötekilere
Bir bakın terminolojiye
Orada sosyallik ne
Adalette yazıyor belkide
Hukukta var H harfinde
Kurt koyunlara şah edilse
Acaba yapar mı böyle!
Herhalde şükreder haline
Elindekine göz dikersiniz diye
Bir daha uğramaz bu ülkeye…
Bir deli söylerse
Benim gibi sizlere,
Bir nokta koyun
Düşünün gündüz ve gece
Yoksa Güneş doğmaz
Bir daha üstünüze!
Yıl:26–27.01.2005
Saat:0.20---01.50
Çengelköy/İst.
(E.KEKEÇ)
Yazıda bayırda
Su çevirdin mi tavalara
Kürek omuzunda
Çamura batmış ayaklarla…
Kurumuş tıkanan boğazına
Güneşin altında kaynamış
Sular indi mi damla damla…
Nerede savurdun yılları
Ağaçlar üzerindeki kamışlarla
Gölgelendin mi haymada
Umutların bekledi mi güzü
Bir lokma ekmek uğruna,
Geceleri aldın mı koynuna
Pamuk harallarını yatakta…
Heba olan yılların ardına
Bir naat yazdın mı kayalara,
Öğrendin mi sabrı
Bulanık dereye attığın oltada,
Kuzuların büyümesi için
Horoz ötüşüyle çıktın mı?
Şafaktaki soğuk rüzgâra…
Karıldı mıhamurun acılarla
Salyangoz topladın mı akşamları
Dolunay ışığıyla çayırlarda…
Yılanın boğazına tıkandı mı ellerin
Bir cücüğü yemesin diye,
Yalnız oturdun mu öbürde
Soğuk bir kayabaşına…
Güneşin batışını gözledin mi?
Kırmızımsı ufka veda ederken,
Gece yarısı baykuş öterken
Merakla sordun mu babana,
Hastalık uğradımı yanına
Serdiler mi bir yatak altına,
Neden iyileşmiyorum baba
Diye merakla aradın mı deva
Kışın hastalık gitmez mi,?
Hiç çıkmayacakmıyım dışarı
Baharda gelir Allah’ın ilacı
Böyle konuşmalar oldu mu?
Babanla aranızda…
Yoksa acılar dokunmadı mı?
Köpek bağlı kapılara…
Şafak sökende açtın mı?
Uyku dolu gözlerini sabaha,
Vızlayarak sıtma yayan,
Hiç ayrılmayan tabibler
Enjektörle kan almak için
Kondumu örtülmeyen koluna…
Silah omuzda acımasızca
Eşkiyalar dayandı mı?
Bir tekmeyle açılan
Gıcırdayan tahta kapıya…
Soludun mu avuç avuç
Buram buram kokan toprağı…
Kala diktin mi uzun taşlarla
Vurdun mu onurla onlara
Badanaj yapan motorların
Çıkardığı oyuklarda
Daldın mı deliksiz uykulara,
Güzel günlere varmak umuduyla,
İğnelik böceklerini çaktırmadan
Yakaladın mı iki kanadından…
Ya kelebek uçurdun mu?
Uzaklardaki hayallerini
Getirmek aşkıyla…
Neden susuyorsun
Konuş Allah aşkına,
Kırıldım sana
Durmuyorum yanında
Ben çaldım ben söyledim
Durup baktın alnıma
Olmaz ki böyle konuşma…
O yakada hayat bir başka
Bu rehavet uğramaz oralara
Bir buharanın altında
Biribirine değer insanlar
Omuz omuza…
Bir tezek atılınca ocağa
Sıcaklık değer avuçlara
Onlara sorarsan
Bu hayatın tadı bir başka
Yaşama gözünü açtığında
O dere bu dere
Gitti geldi tarlalara
Sorsan biliyor mu?
Ne var başka yerde
Yamyamlar sarmış çepeçevre
Devlet dert yüklemiş beline
Gelsede almaz kimse içine
O yakadan geldim işte
Gülmez mi insan misafire
Devleti Ali Osmanide
Eller uzanırdı o yere
Doktor Vali Ebe
Birlikte giderdi el ele
Hele bakın demorasiye
Devlet yüklenmiş kediye
Çırnak gösteriyor millete
Milli gelir dedikleri neyse
Bölüştürüldüğünde herkese
Dört binler gelecekmiş ceplere
Bir ekmek gelmedi bizim ele,
Peki devlet nerede
Görmeseydim sizi bu halde
Zeval gelmesin diye devlete
Dua edecektim Rabbime…
Apsyle dertler bizim ele
Dolarlar savruldu ötekilere
Bir bakın terminolojiye
Orada sosyallik ne
Adalette yazıyor belkide
Hukukta var H harfinde
Kurt koyunlara şah edilse
Acaba yapar mı böyle!
Herhalde şükreder haline
Elindekine göz dikersiniz diye
Bir daha uğramaz bu ülkeye…
Bir deli söylerse
Benim gibi sizlere,
Bir nokta koyun
Düşünün gündüz ve gece
Yoksa Güneş doğmaz
Bir daha üstünüze!
Yıl:26–27.01.2005
Saat:0.20---01.50
Çengelköy/İst.
(E.KEKEÇ)
19 Mayıs 2008 Pazartesi
SANADIR BU SEVDA
Ölüm açılıp saçılmasın öyle
Yakama ilikledim düğmelerle
Gök geçerken durdu üzerimde
Sahra güneşiyle el ele…
Soğukta kuruyan gövdeme
Bir damla su geldi Güneşle
Dön gel sanadır bu sevda
Bu gün bir gül kurudu avuçlarımda!
Beyaza bürünen gece
Can kattı kurumuş gövdeme
Sevda masalım yazıldı göğe
Güneş okudu gözlerine!
Eylemde kelimeler kafamda
Bitap düşmüş ölüm asılı yakamda
Rahme atılmış tüm yeni tohumlarda
Sen göverdin güneşin göbeğinde!
Yıl:05.05.2004
Saat:14.00—14.20
Kadıköy/İst.
(E.KEKEÇ)
Yakama ilikledim düğmelerle
Gök geçerken durdu üzerimde
Sahra güneşiyle el ele…
Soğukta kuruyan gövdeme
Bir damla su geldi Güneşle
Dön gel sanadır bu sevda
Bu gün bir gül kurudu avuçlarımda!
Beyaza bürünen gece
Can kattı kurumuş gövdeme
Sevda masalım yazıldı göğe
Güneş okudu gözlerine!
Eylemde kelimeler kafamda
Bitap düşmüş ölüm asılı yakamda
Rahme atılmış tüm yeni tohumlarda
Sen göverdin güneşin göbeğinde!
Yıl:05.05.2004
Saat:14.00—14.20
Kadıköy/İst.
(E.KEKEÇ)
SOLDURMA BU KALBİ
SOLDURMA BU KALBİ
Kalbim avuçlarımda geldim sana,
Bulvarlara savrulmuş yaprak gibi
Yıllar oturmuş omuzlarıma
Hıçkırıklar dolmuş boğazıma
Çocukluğum benden uzaklarda
Yaradan aşkına baksana avuçlarıma!
Kalbim avuçlarımda geldim sana,
Parçalanmış bir vatan misali
Baykuşlar yuva kurmuş kafama
Çıngıraklı yılan kıvrıla kıvrıla gelir yanıma
Gençliğim ıskarta mal gibi dizilmiş tezgâhlara
Oy havar! Yüreğimle geldim baksana halıma!
Kalbim avuçlarımda geldim sana
Çatır çatır susuzluktan çatlamış Harran gibi
Kösnü köstebek yılan için bayram yeri
Bu bedende rahat etmeyen kalbi
Ellerime alarak sıcakta aradım seni
Yaradan aşkına soldurma bu kalbi!
Yıl:09.06.2007
Saat:14.30---14.50
Çengelköy/ist.
(E.KEKEÇ)
Kalbim avuçlarımda geldim sana,
Bulvarlara savrulmuş yaprak gibi
Yıllar oturmuş omuzlarıma
Hıçkırıklar dolmuş boğazıma
Çocukluğum benden uzaklarda
Yaradan aşkına baksana avuçlarıma!
Kalbim avuçlarımda geldim sana,
Parçalanmış bir vatan misali
Baykuşlar yuva kurmuş kafama
Çıngıraklı yılan kıvrıla kıvrıla gelir yanıma
Gençliğim ıskarta mal gibi dizilmiş tezgâhlara
Oy havar! Yüreğimle geldim baksana halıma!
Kalbim avuçlarımda geldim sana
Çatır çatır susuzluktan çatlamış Harran gibi
Kösnü köstebek yılan için bayram yeri
Bu bedende rahat etmeyen kalbi
Ellerime alarak sıcakta aradım seni
Yaradan aşkına soldurma bu kalbi!
Yıl:09.06.2007
Saat:14.30---14.50
Çengelköy/ist.
(E.KEKEÇ)
17 Mayıs 2008 Cumartesi
YAZ DAYANDI
Kargaşanlar,
Dere kenarında
Umutsuz vaka,
Leylekler uykuda,
Yazdan sıcaklık
Vurdu dallara
Serçelerin balayı
Söğüt ağacında;
Kırlangıçlar
Halayın başında
Benekli güvercin
Davetiye peşinde,
Nöbete dikldi
Kargalar karşıda,
Yazının komutanı
Turaç seslense de
Kimse yok
Nöbet yerinde!...
Bir bir patladı
Dalında papatya
Çayırlar dayandı
Kırlangıcın boğazına,
Bir tel vurdu
Üveyik ekvetora,
Yelkendi bulutlara
Leylek ve turna!...
Erzaksız çıktılar
Uzun yola,
Toros Dağlarında
Verdiler mola
Oradan dağıldılar
Dört bir yana,
Açılan her kolda
Çiçekler döşendi
Yollara,
Çok sesli
Koro eşliğinde
Yaz dayandı Anadoluya!...
yıl:28.01.2004
saat:12.40-13.50
(E.KEKEÇ)KADIKÖY/İST.
Dere kenarında
Umutsuz vaka,
Leylekler uykuda,
Yazdan sıcaklık
Vurdu dallara
Serçelerin balayı
Söğüt ağacında;
Kırlangıçlar
Halayın başında
Benekli güvercin
Davetiye peşinde,
Nöbete dikldi
Kargalar karşıda,
Yazının komutanı
Turaç seslense de
Kimse yok
Nöbet yerinde!...
Bir bir patladı
Dalında papatya
Çayırlar dayandı
Kırlangıcın boğazına,
Bir tel vurdu
Üveyik ekvetora,
Yelkendi bulutlara
Leylek ve turna!...
Erzaksız çıktılar
Uzun yola,
Toros Dağlarında
Verdiler mola
Oradan dağıldılar
Dört bir yana,
Açılan her kolda
Çiçekler döşendi
Yollara,
Çok sesli
Koro eşliğinde
Yaz dayandı Anadoluya!...
yıl:28.01.2004
saat:12.40-13.50
(E.KEKEÇ)KADIKÖY/İST.
BİLİNMEZ DENKLEM
Kırağı mı kar mı
Bilinmez hiç
Bilinenlerle kuruldu
Denklem
Bilinmeyenleri çözmek için!
Bilinenler bir iki
Bilinmeyenler yanında ne ki
Sonsuz kar zerrecikleri
Nasıl bilinebilir ki,
Hepsini bilinmeyenlere
Eklemeli,...
Gökyüzü duman
Yerküre kaygan
Bilinenleri ne tarafa koysan
Bilinmeyenlere kayar denklem
iki bilinenle
Sonsuz bilinmeyene gitmek
Çok da kolay olmasa gerek!
Her zerre kar,
Bir bilinen
Bilinenler bir araya
Gelince,
Kalmaz bilinmeyen...
Gökyüzü döşendi
Beyaz perdelerle
Perdeler çekilse de
Güneş gelmeyince
Cümle alem
Kalır orta yerde!...
Sual edilmez sebebine,
Beyaz giysilerini
Giymiş her yan
Ağaçlardan sarkan
Beyaz kaplan,
Bilinenleri avlayınca!
Herkesin donduğu kardan,
O zaman anlaşılır
kar,
her yan...
yıl:22.01.2004
saat:12.40-12.50
kadıköy/ist.
(E.KEKEÇ)
Bilinmez hiç
Bilinenlerle kuruldu
Denklem
Bilinmeyenleri çözmek için!
Bilinenler bir iki
Bilinmeyenler yanında ne ki
Sonsuz kar zerrecikleri
Nasıl bilinebilir ki,
Hepsini bilinmeyenlere
Eklemeli,...
Gökyüzü duman
Yerküre kaygan
Bilinenleri ne tarafa koysan
Bilinmeyenlere kayar denklem
iki bilinenle
Sonsuz bilinmeyene gitmek
Çok da kolay olmasa gerek!
Her zerre kar,
Bir bilinen
Bilinenler bir araya
Gelince,
Kalmaz bilinmeyen...
Gökyüzü döşendi
Beyaz perdelerle
Perdeler çekilse de
Güneş gelmeyince
Cümle alem
Kalır orta yerde!...
Sual edilmez sebebine,
Beyaz giysilerini
Giymiş her yan
Ağaçlardan sarkan
Beyaz kaplan,
Bilinenleri avlayınca!
Herkesin donduğu kardan,
O zaman anlaşılır
kar,
her yan...
yıl:22.01.2004
saat:12.40-12.50
kadıköy/ist.
(E.KEKEÇ)
AŞK CELLÂDI
Bir ömür yazısı
Aşk cellâdının elinde
Mahkûm olsam ne,
Kurumuş çiçekler dalında
Yosun bağlamış sular
Bakışlar çatallanmış
Çıkınım açılmış
Bir soğan birde tuz
Ekmeğim çalınmış;
Keskin kılıç
Onun elinde
Bunun elinde
Aşk cellâdı vursun başımı,
Ne fark eder!
Bir ömür yazısı
Alnıma vurulmuş
Mahkûm damgası
Anlatsam ne
Anlatmasam ne
Elbet bilir
Bu işin ustası;
Eğri ile doğruyu
Hak ile batılı
Hakka karışmış hileyi
Anlar mı bu terazinin
Kalaylı kefesi,
Varsın ayırsın bedenimi
İşte o aşk bedevisi!
Yıl:28.03.2007
Saat:18.40---18.50
Çengelköy/İst.
(E.KEKEÇ)
Aşk cellâdının elinde
Mahkûm olsam ne,
Kurumuş çiçekler dalında
Yosun bağlamış sular
Bakışlar çatallanmış
Çıkınım açılmış
Bir soğan birde tuz
Ekmeğim çalınmış;
Keskin kılıç
Onun elinde
Bunun elinde
Aşk cellâdı vursun başımı,
Ne fark eder!
Bir ömür yazısı
Alnıma vurulmuş
Mahkûm damgası
Anlatsam ne
Anlatmasam ne
Elbet bilir
Bu işin ustası;
Eğri ile doğruyu
Hak ile batılı
Hakka karışmış hileyi
Anlar mı bu terazinin
Kalaylı kefesi,
Varsın ayırsın bedenimi
İşte o aşk bedevisi!
Yıl:28.03.2007
Saat:18.40---18.50
Çengelköy/İst.
(E.KEKEÇ)
TÜRKÜLER
Bir ayrılış hikâyesi
Yaşanmamış anılar bizimkisi,
Yaşam dopdolu
İmgeler yerli yerinde
Cehennemden öte
Var mı başka öte
Bir masal gibi
Başladı ve bitti,
Hikâye neyin nesi!
Bir türkü çal ardımdan
Dağlardan aşağı yankılanan
Demirbağın Harput hoyratından…
Ninniler dindirmez acıları
Maniler neyler sancıları
Hikâye değil hayattaki
Yaralı yüreğimin her yanı
Bulun getirim Abdurrahmanı
O güzel söyler,
Kerkük türkmen hoyratını…
Türküler ah türküler!
Acımızı süpürüp götürürler,
Barak elinden beri
Kim bilir Döne gelini
Bilen yoksa hikâyesini
Arapoğlu okusun Döne gelini…
Karacaoğlan derki,
Kondum göçülmez
Toros Dağlarından
Aşağı inilmez,
Acıdır ecel şerbeti içilmez
Türkülerle geldik
Türkülerle gideriz
Biz türküler memleketindeniz!
Yıl:04.05.2007
Saat.22.00---22.25
Çengelköy/İst.
(E.KEKEÇ)
Yaşanmamış anılar bizimkisi,
Yaşam dopdolu
İmgeler yerli yerinde
Cehennemden öte
Var mı başka öte
Bir masal gibi
Başladı ve bitti,
Hikâye neyin nesi!
Bir türkü çal ardımdan
Dağlardan aşağı yankılanan
Demirbağın Harput hoyratından…
Ninniler dindirmez acıları
Maniler neyler sancıları
Hikâye değil hayattaki
Yaralı yüreğimin her yanı
Bulun getirim Abdurrahmanı
O güzel söyler,
Kerkük türkmen hoyratını…
Türküler ah türküler!
Acımızı süpürüp götürürler,
Barak elinden beri
Kim bilir Döne gelini
Bilen yoksa hikâyesini
Arapoğlu okusun Döne gelini…
Karacaoğlan derki,
Kondum göçülmez
Toros Dağlarından
Aşağı inilmez,
Acıdır ecel şerbeti içilmez
Türkülerle geldik
Türkülerle gideriz
Biz türküler memleketindeniz!
Yıl:04.05.2007
Saat.22.00---22.25
Çengelköy/İst.
(E.KEKEÇ)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
TOK MİDELER, AÇ VİCDANLAR
Dediler ki: "Onlar yiyeceğine biz yiyelim!" Dedim ki: Buyurun yiyin efendiler, Yiyin de görün bakalım, Mideyle vicdanın kavgasın...
-
Denize su dökmek gibi Tok olana sofra kurmak; Gösterişin ateşinde Merhameti kül savurmak. Şatafatlı masalarda Nefisler doyurur kendin;...
-
Dediler ki: "Onlar yiyeceğine biz yiyelim!" Dedim ki: Buyurun yiyin efendiler, Yiyin de görün bakalım, Mideyle vicdanın kavgasın...