Süt sitili elinde
Gerdek gününün arifesinde
Ellerinde kına
Güneş görmemiş
Bir şehirli kızına rastladım
Yolum Amanos yaylalarına
Düştüğünde!
Bir ah çektim ta derinden
Kaderin yazgısına bak
Bu da nerden;
Elinde kirmanı ip eğiren
Yaşlı nine birden
Ah! Oğlum ah!
Bende ağlamaktan
Geçtim kendimden
Bu kızı gelin eylediler
Bilmediğim yerden,
Göçebe yaşarız biz
Kızcağız ne anlar
Bizim dilden!
Arlıdır namusludur
Başı yumuşak
Çeksen gelir peşinden,
Viran olmuş bağ gibi
Yaprakları tez dökülür
Güz gelmeden…
Keşke varıp gitse
Acılar sinesine inmeden
Yazın yaylada
Kışları çadırda
Oğlaklar çoğalır martta
O zaman ne yapar
Bu narin ellerden,
Gel oğlum gel
Verelim haydi el ele
Yazgılar buysa
Değiştirelim birlikte
Davullar çalınsın
Dengi dengine!
Yıl:26.04.2006
Saat:24.00—24.10
Çengelköy/İst.
(Şa.E.Kekeç)
Yazıların tüm hakları site sahibi,Erol Kekeç'e aittir,bilgi alınmak kaydıyla,ticari amaçlı kullanılabilir.
27 Ocak 2009 Salı
23 Ocak 2009 Cuma
ALIŞTIK BİZ!!!!!!
Dolandım durdum
Ayaklarım dermansız
Yollarda çok yoruldum
Aşındırdım dağları
Bulutlara bıraktım
Yağacak yağmurları,
Memleketin her yanı
Soludu karanlıkları
Yıllardır bekledi
Bir damla yağmuru
Her gelen tepeledi
Sevdamız uçup gitti
Savrulan yaprak gibi
Rüzgâr taşıdı bizi!
Gidenleri uğurladık
Gelenlere çok kandık
Biz ahmak topluluk
Hep sırtımızdan vurulduk,
Kargaları bülbül sandık
Ötüşleri karışsa da
Renkleri anlamadık
Bitecek değil bu çile
Kargalarla bülbüller iç içe
Kim koydu bunları
Aynı kafese;
Yankılandı kulağımızda
Aynı seda!
Nedir bu çektiklerimiz
Burası bizim memleketimiz
Geldiler ve gittiler
Düşüncelerini bir bir ektiler
Doğacak her fikre
Bizi kurban ettiler!
Gözleri dönmüş bunların
Yüreklerindeki kara yüzlerinde
Gökyüzünde bulutlar
Parça parça,
Ağlamaz gök
Gelmeyince bulutlar
Bir araya…
Kalır toprakları sulamak
Bizim kanlara!
Nede olsa alıştık biz
Gideni uğurlarken
Geleni alkışlamaya!
Yıl:06.02.2004
Saat:11.25—11.35
Kadıköy(F.B.Merkezi)/İst
(Şa.E.Kekeç
Ayaklarım dermansız
Yollarda çok yoruldum
Aşındırdım dağları
Bulutlara bıraktım
Yağacak yağmurları,
Memleketin her yanı
Soludu karanlıkları
Yıllardır bekledi
Bir damla yağmuru
Her gelen tepeledi
Sevdamız uçup gitti
Savrulan yaprak gibi
Rüzgâr taşıdı bizi!
Gidenleri uğurladık
Gelenlere çok kandık
Biz ahmak topluluk
Hep sırtımızdan vurulduk,
Kargaları bülbül sandık
Ötüşleri karışsa da
Renkleri anlamadık
Bitecek değil bu çile
Kargalarla bülbüller iç içe
Kim koydu bunları
Aynı kafese;
Yankılandı kulağımızda
Aynı seda!
Nedir bu çektiklerimiz
Burası bizim memleketimiz
Geldiler ve gittiler
Düşüncelerini bir bir ektiler
Doğacak her fikre
Bizi kurban ettiler!
Gözleri dönmüş bunların
Yüreklerindeki kara yüzlerinde
Gökyüzünde bulutlar
Parça parça,
Ağlamaz gök
Gelmeyince bulutlar
Bir araya…
Kalır toprakları sulamak
Bizim kanlara!
Nede olsa alıştık biz
Gideni uğurlarken
Geleni alkışlamaya!
Yıl:06.02.2004
Saat:11.25—11.35
Kadıköy(F.B.Merkezi)/İst
(Şa.E.Kekeç
18 Ocak 2009 Pazar
HAZAR DAĞI
Bu dağ Hazar Dağı,
Sivrice’nin yamacı,
Eceliyle ölmeyen
Haftasarlıları,
Bağrına basmış
Sanki ana kucağı…
Bu dağ Hazar Dağı,
Fırata uzanır kolları
Torosların damadı,
Diyarbekir yolları
Kıvrıla kıvrıla gider
Gezindeki bağları
Harzo Dayının
Göl balığı
Ne de hoş gider
İkindi akşam aralığı!..
Bu dağ Hazar Dağı,
Yakın Elazize uzaklığı
Demirbağ Harput ta
Söylese hoyratı
Hazar babadan
Gelir tadı…
Şintil kuyulu tarlaları
Her yan çilek bağları
Küvenk mollaköy arası
Mayıs kokusu sarar yolları!
Bu dağ Hazar Dağı,
Çattı Elazize kaşlarını
Yıllar boyu yalnız ağladı
Kimse sormadı hatırını,
Kızdırmış onu Elaziz uşakları
Taa kömürhanda
Duyulmuş çığlıkları…
Bu dağ Hazar Dağı,
Dostluğumuz yıllara dayalı
Kimse bilmezken oraları
Kürşatla bir bir gezdik kayaları;
Çüngüş’te melese buzağı
Yankılanır Hazar Dağı…
Bu dağ Hazar Dağı,
Yemyeşil ışkın dalı
Soyunca üstündeki kabukları
Unutur mu insan bu dağları!
Bu dağ Hazar Dağı,
Elazizin gönül yatağı
Sırılsıklam ıslansak
Baştan aşağı,
Ölmeden noktalanmaz
Bir fincan kahvenin
Bizdeki hatırı;
Bunu böyle bil
Ey Elaziz uşağı!
Yoksa bize dargın gider
Hazar Dağı!
Bu dağ Hazar Dağı,
Sadi Babanın gönül bağı
Yoksa kim neder seni
Ey Elaziz uşağı,
Viran eyledin bahçeyi bağı
Olmasa aramızda Hazar Dağı
Yakar yıkardım o dumanlı ocağı!
Bu dağ Hazar Dağı,
Kimse bozamaz aramızdaki bağı
Geceyi koynumuza alıp,
Birlikte karşıladık sabahı!
Yıl:23.04.2006
Saat:01.40—02.20
Çengelköy/İst.
(Şa.E.Kekeç)
Sivrice’nin yamacı,
Eceliyle ölmeyen
Haftasarlıları,
Bağrına basmış
Sanki ana kucağı…
Bu dağ Hazar Dağı,
Fırata uzanır kolları
Torosların damadı,
Diyarbekir yolları
Kıvrıla kıvrıla gider
Gezindeki bağları
Harzo Dayının
Göl balığı
Ne de hoş gider
İkindi akşam aralığı!..
Bu dağ Hazar Dağı,
Yakın Elazize uzaklığı
Demirbağ Harput ta
Söylese hoyratı
Hazar babadan
Gelir tadı…
Şintil kuyulu tarlaları
Her yan çilek bağları
Küvenk mollaköy arası
Mayıs kokusu sarar yolları!
Bu dağ Hazar Dağı,
Çattı Elazize kaşlarını
Yıllar boyu yalnız ağladı
Kimse sormadı hatırını,
Kızdırmış onu Elaziz uşakları
Taa kömürhanda
Duyulmuş çığlıkları…
Bu dağ Hazar Dağı,
Dostluğumuz yıllara dayalı
Kimse bilmezken oraları
Kürşatla bir bir gezdik kayaları;
Çüngüş’te melese buzağı
Yankılanır Hazar Dağı…
Bu dağ Hazar Dağı,
Yemyeşil ışkın dalı
Soyunca üstündeki kabukları
Unutur mu insan bu dağları!
Bu dağ Hazar Dağı,
Elazizin gönül yatağı
Sırılsıklam ıslansak
Baştan aşağı,
Ölmeden noktalanmaz
Bir fincan kahvenin
Bizdeki hatırı;
Bunu böyle bil
Ey Elaziz uşağı!
Yoksa bize dargın gider
Hazar Dağı!
Bu dağ Hazar Dağı,
Sadi Babanın gönül bağı
Yoksa kim neder seni
Ey Elaziz uşağı,
Viran eyledin bahçeyi bağı
Olmasa aramızda Hazar Dağı
Yakar yıkardım o dumanlı ocağı!
Bu dağ Hazar Dağı,
Kimse bozamaz aramızdaki bağı
Geceyi koynumuza alıp,
Birlikte karşıladık sabahı!
Yıl:23.04.2006
Saat:01.40—02.20
Çengelköy/İst.
(Şa.E.Kekeç)
YILDIRMAZ ACILAR
Yaşlı bir kadın yaşardı vahşi tepelerde
Şu gördüğünüz devletler kurulmadan önce
Parçalandı tepeler kaldı bir başına
Direndi yiğitçe gelecek tüm tehlikelere,
Güneşin yönünü değiştirdi zalimler sinsice
Bir ışık aradı tırnaklarıyla gecenin içinde
Gece de aldandı takıldı çoğunluğun peşine
Çekti Konfüçyüs’ü uzaklardan kendine
Acılı feryadını yazarken bir kayanın üzerine
Kuşlar sevince bürünmüş gökyüzünde
Işık gelmiş tepelere Konfüçyüs’ün yüreğiyle!
Hafifledi karanlıklar yaşlı kadının gözünde,
Dost yüreği bakıyor yüreğinin içine
Ey ana! Neden ağlarsın bu halin ne?
Çırpınmak yakışmaz senin gibi birine
Yıkılsa gök parça parça üzerine
Bu dünya için değmez böyle dövünmeye,
Ey oğul! Yaralar dolu yüreğimin içinde
Vahşi bir hayvan parçaladı babamı yıllar önce,
Onun acısı duman gibi dururken üzerimde
Kocam bir gün parçalandı aslanın pençelerinde,
Onun acısıyla sabırdan kalkan giydim üzerime
İnaşaAllah acılar bir bir silindi yüreğimde
Derken sarsıldım yavrumun acısıyla yine,
Vahşi hayvanlar parçalayıp sermişlerdi yere
O günden sonra ağıtlar durmuyor gözlerimde!
Ey ana! Peki, neden beklersin bu elde
Ama zalim hükümetler yok ki bu tepelerde
Parçalansa da yüreğim gitmem zalim ellere(hükümetlere)!...
Yıl:08.05.2004
Saat:08.50—0930
Kadıköy(F.B.Merkezi)İst.
(Şa.E.Kekeç)
Şu gördüğünüz devletler kurulmadan önce
Parçalandı tepeler kaldı bir başına
Direndi yiğitçe gelecek tüm tehlikelere,
Güneşin yönünü değiştirdi zalimler sinsice
Bir ışık aradı tırnaklarıyla gecenin içinde
Gece de aldandı takıldı çoğunluğun peşine
Çekti Konfüçyüs’ü uzaklardan kendine
Acılı feryadını yazarken bir kayanın üzerine
Kuşlar sevince bürünmüş gökyüzünde
Işık gelmiş tepelere Konfüçyüs’ün yüreğiyle!
Hafifledi karanlıklar yaşlı kadının gözünde,
Dost yüreği bakıyor yüreğinin içine
Ey ana! Neden ağlarsın bu halin ne?
Çırpınmak yakışmaz senin gibi birine
Yıkılsa gök parça parça üzerine
Bu dünya için değmez böyle dövünmeye,
Ey oğul! Yaralar dolu yüreğimin içinde
Vahşi bir hayvan parçaladı babamı yıllar önce,
Onun acısı duman gibi dururken üzerimde
Kocam bir gün parçalandı aslanın pençelerinde,
Onun acısıyla sabırdan kalkan giydim üzerime
İnaşaAllah acılar bir bir silindi yüreğimde
Derken sarsıldım yavrumun acısıyla yine,
Vahşi hayvanlar parçalayıp sermişlerdi yere
O günden sonra ağıtlar durmuyor gözlerimde!
Ey ana! Peki, neden beklersin bu elde
Ama zalim hükümetler yok ki bu tepelerde
Parçalansa da yüreğim gitmem zalim ellere(hükümetlere)!...
Yıl:08.05.2004
Saat:08.50—0930
Kadıköy(F.B.Merkezi)İst.
(Şa.E.Kekeç)
17 Ocak 2009 Cumartesi
SOKAKTA BİRİSİ
Hey küskün çocuk
Neden ağlarsın
Niçin moralin bozuk
Nereden gelirsin
Nereye yolculuk
Burada hiç garip yok,
Dön git köyüne
Buralar vahşi
Zaman buruk
Sokaklar dolu
Acıma yok
Hey küskün çocuk!
Mermerdeki yarık
Aynadaki buhar
Karşıdaki bank
Yeşil ışık
Sana yaşamak yok!
Yalnızlık hikâyeleri
Anlatılırdı akşamları,
Dedeler Nineler
Yalan oldu…
Pembe hülyalar
Renkli geceler
Açılmayan goncalar
Sarhoş sokalar
Dön git geldiğin yere
Barınma yok sana!
Hey küskün çocuk!
Var mı sende umut
Bu caddeler boş
Yollar kaygan
Yutucu deniz
Akşamlar kara
Gündüzler sahte
Aldırma bunlara
Umudunu bırakma
Bu sokaklara!
Hey küskün çocuk!
Aldırma bunlara
Sahici yaşam
Geldiğin yerde,
Çiğli çimenlerde
Tepelen günlerce…
Toprağın kokusunda
Büyümüş otlara
Uzan boylu boyunca…
Nasırlı elleriyle
Ürkek ürkek okşayan
Babanın göğsüne
Daya başını unutma;
Çamurlu yollarda
Şelek vurmuş beline
Helkeler kolunda
Soğuktan donmuş elleriyle
Anan sarıldığında
Unutma git sarıl boynuna,
İnsan sarılmaz mı anasına!
Gül kokan patika yollarda
Bahçe duvarını çitileyen iğde
Unutulur mu umutlu yüreklerde!
Gözlerin çakmak çakmak
Umutların taptaze
Sen hey küskün çocuk!
Dön git ananın kucağına
Buralarda yer yok sana…
Boynu bükük geldim
Bende buralara
Acıdan başka
Bir tat tattırmadılar
Bu garip dostuna!
Hey küskün çocuk!
Kuşların cıvıltıları
Toprağın yumuşaklığı
Ananın kucağı
Babanın yüreği
Seni bekliyor
Çok uzaklarda
Dön git tüm umudunla
Onlara!
Yıl:06.01.2005
Saat:18.15—18.40
Kuzguncuk/İst.
(Şa.E.Kekeç)
Neden ağlarsın
Niçin moralin bozuk
Nereden gelirsin
Nereye yolculuk
Burada hiç garip yok,
Dön git köyüne
Buralar vahşi
Zaman buruk
Sokaklar dolu
Acıma yok
Hey küskün çocuk!
Mermerdeki yarık
Aynadaki buhar
Karşıdaki bank
Yeşil ışık
Sana yaşamak yok!
Yalnızlık hikâyeleri
Anlatılırdı akşamları,
Dedeler Nineler
Yalan oldu…
Pembe hülyalar
Renkli geceler
Açılmayan goncalar
Sarhoş sokalar
Dön git geldiğin yere
Barınma yok sana!
Hey küskün çocuk!
Var mı sende umut
Bu caddeler boş
Yollar kaygan
Yutucu deniz
Akşamlar kara
Gündüzler sahte
Aldırma bunlara
Umudunu bırakma
Bu sokaklara!
Hey küskün çocuk!
Aldırma bunlara
Sahici yaşam
Geldiğin yerde,
Çiğli çimenlerde
Tepelen günlerce…
Toprağın kokusunda
Büyümüş otlara
Uzan boylu boyunca…
Nasırlı elleriyle
Ürkek ürkek okşayan
Babanın göğsüne
Daya başını unutma;
Çamurlu yollarda
Şelek vurmuş beline
Helkeler kolunda
Soğuktan donmuş elleriyle
Anan sarıldığında
Unutma git sarıl boynuna,
İnsan sarılmaz mı anasına!
Gül kokan patika yollarda
Bahçe duvarını çitileyen iğde
Unutulur mu umutlu yüreklerde!
Gözlerin çakmak çakmak
Umutların taptaze
Sen hey küskün çocuk!
Dön git ananın kucağına
Buralarda yer yok sana…
Boynu bükük geldim
Bende buralara
Acıdan başka
Bir tat tattırmadılar
Bu garip dostuna!
Hey küskün çocuk!
Kuşların cıvıltıları
Toprağın yumuşaklığı
Ananın kucağı
Babanın yüreği
Seni bekliyor
Çok uzaklarda
Dön git tüm umudunla
Onlara!
Yıl:06.01.2005
Saat:18.15—18.40
Kuzguncuk/İst.
(Şa.E.Kekeç)
11 Ocak 2009 Pazar
SEVGİNİN DİLİ
Zamanda yolculuk bizimkisi,
Bir güz mevsimi ilhamımız
Bir masada iki bardak çay,
Bakışlar gizemli ve mahmur
Bulgur bulgur yanaklarda ter,
Dostum diye başlar ilk aşkımız!
Bir soğuk eser kapı aralığından
Sımsıcak kan dökülür damardan,
O gün sakladık aşkımızı şubattan
Yılda bir güne sığdırılmaz ki bu küheylan...
Beyaz gelinliğiyle süslenmiş gecede
Belki tutunamadık birlikte el ele
Gel görki sevgi dolu yüreğimizde
Nazara gelmeyelim tüm bakışlar üzerimizde,
Zamanda yolculuk bizimkisi,
Korkak ve ürkek bir güvercin gibi
İnadına gezeriz tüm iklimleri
Yüreğimiz doğal bilmeyiz naylon sevgileri,
Zamansız açsa da bahar çiçekleri
Bu yürek koklamaz solan demetleri
Güldeki dikenler olsa da bülbülün çilesi,
Kim anlar Bülbülle Güldeki muhabbeti!...
yıl:14 şubat 2007
saat:23.10-23.25
çengelköy/ist.
(Şa.E.Kekeç)
Bir güz mevsimi ilhamımız
Bir masada iki bardak çay,
Bakışlar gizemli ve mahmur
Bulgur bulgur yanaklarda ter,
Dostum diye başlar ilk aşkımız!
Bir soğuk eser kapı aralığından
Sımsıcak kan dökülür damardan,
O gün sakladık aşkımızı şubattan
Yılda bir güne sığdırılmaz ki bu küheylan...
Beyaz gelinliğiyle süslenmiş gecede
Belki tutunamadık birlikte el ele
Gel görki sevgi dolu yüreğimizde
Nazara gelmeyelim tüm bakışlar üzerimizde,
Zamanda yolculuk bizimkisi,
Korkak ve ürkek bir güvercin gibi
İnadına gezeriz tüm iklimleri
Yüreğimiz doğal bilmeyiz naylon sevgileri,
Zamansız açsa da bahar çiçekleri
Bu yürek koklamaz solan demetleri
Güldeki dikenler olsa da bülbülün çilesi,
Kim anlar Bülbülle Güldeki muhabbeti!...
yıl:14 şubat 2007
saat:23.10-23.25
çengelköy/ist.
(Şa.E.Kekeç)
10 Ocak 2009 Cumartesi
DURMUYOR ZAMAN
Yerden yükselen
Ufukta bir duman,
Görünmüyor hiçbir yan
Gözlerinin buğusundan...
Güneşte parıldayan
İçimden akıp kayan
Yüreğime sığmayan
Hep senin sevdan...
İlk insan topraktan
Karılmış harcımızdan
Damarlarımda dolaşan
Sevgimiz sevdadan...
Aynalarda yalan
Durmuyor zaman
Var mı gençlikten kalan,
O güzelim sevdadan...
Sarkan saçlarından,
Tomurcuklar patlayan
Sen değil mi o insan?
Bana sevdalanıp yanan...
Geldin bana uzaklardan
Yürüdün sarp yamaçlardan,
Dayandın dizlerine durmadan
Peki neden söndü o sevdan...
Bilmez misin karanlık her yan
Karanlıkta gelir uluma çakallardan
Gider sevda, sevgisiz yüreğinden,
Peki neden geldin, beni anlamadan?...
yıl:29.04.2004
saat:16.15-16.25
kadıköy/ist
EROL KEKEÇ
Ufukta bir duman,
Görünmüyor hiçbir yan
Gözlerinin buğusundan...
Güneşte parıldayan
İçimden akıp kayan
Yüreğime sığmayan
Hep senin sevdan...
İlk insan topraktan
Karılmış harcımızdan
Damarlarımda dolaşan
Sevgimiz sevdadan...
Aynalarda yalan
Durmuyor zaman
Var mı gençlikten kalan,
O güzelim sevdadan...
Sarkan saçlarından,
Tomurcuklar patlayan
Sen değil mi o insan?
Bana sevdalanıp yanan...
Geldin bana uzaklardan
Yürüdün sarp yamaçlardan,
Dayandın dizlerine durmadan
Peki neden söndü o sevdan...
Bilmez misin karanlık her yan
Karanlıkta gelir uluma çakallardan
Gider sevda, sevgisiz yüreğinden,
Peki neden geldin, beni anlamadan?...
yıl:29.04.2004
saat:16.15-16.25
kadıköy/ist
EROL KEKEÇ
BU GECE
yürüyorum çılgınca
geceye inat
düştüm yollara,
ışıklar sönmüş
gölgeler kayıp
dalıyorum sessizce,
kuşlar uyanmadan
horozlar ötmeden
çıkayım diyorum
bu hain sınırdan...
yürüyorum aldırmadan
soğuk bir rüzgar
yalıyor alnımdan,
toprak ıslak
kararan taşlar
yüreğim hopluyor
yerinde çırpınırken,
bitmiyor bu yol
genişliyor sınırlar
açılmıyor adımlarım
uykusuzluk başıma bela
hiç uyuyamıyorum
eski rüyalarım
geliyor aklıma,
kafayı bir vurunca
dalar giderdim,
sınırsız mekanlara...
bu hayaller beynimde
avunuyorum onlarla
çıktığım bu yolda...
gece bitti gibi
varamadım hala
ne yapayım
güneşi hiç doğmamış
kabullenerek gidiyorum,
bu gece biterse
o zaman işte o zaman!
çok hayıflanırım
sadece bu olsa
neler gitmez ki
hayıflarımla birlikte...
yürüyorum işte
hemde öyle yürüyorum ki
yağız atlar dört nala kalksa
savrulan tozumla
boğulur kalır yerinde,
ölesiye yürüyorum
kimse görmedi beni
hangi gecede
çıktığımı yollara,
yol yordam bilmem ben
açkısız kapılardan
döküp saçmadan
dalarım birden...
yürüyorum işte
hemde öyle yürüyorum ki
anatomim de değişti
farketmiyor kimse
nasıl gittiğimi...
çıkındaki azığım
o da tükendi
sermayem eridi eridi
hala aşamadım bu sınırı
doğarsa güneş
hepten biter elimdeki,
yorulsamda evet yorulsamda
bu gece
geçmeliyim buraları
iflaz eden tacir gibi
yoksa biterim bende Vallahi,
şaşmayın bana
gülmeyin halime
ne yapayım
eritmeden elimdeki buzları,
geçmeliyim bu dereleri
yoksa perişen olurum
tek sermayem,
işte bu elimdeki.....
yıl:02.03.2005
saat:00.20-00.50
çengelköy/ist
(Şa.E.kekeç)
geceye inat
düştüm yollara,
ışıklar sönmüş
gölgeler kayıp
dalıyorum sessizce,
kuşlar uyanmadan
horozlar ötmeden
çıkayım diyorum
bu hain sınırdan...
yürüyorum aldırmadan
soğuk bir rüzgar
yalıyor alnımdan,
toprak ıslak
kararan taşlar
yüreğim hopluyor
yerinde çırpınırken,
bitmiyor bu yol
genişliyor sınırlar
açılmıyor adımlarım
uykusuzluk başıma bela
hiç uyuyamıyorum
eski rüyalarım
geliyor aklıma,
kafayı bir vurunca
dalar giderdim,
sınırsız mekanlara...
bu hayaller beynimde
avunuyorum onlarla
çıktığım bu yolda...
gece bitti gibi
varamadım hala
ne yapayım
güneşi hiç doğmamış
kabullenerek gidiyorum,
bu gece biterse
o zaman işte o zaman!
çok hayıflanırım
sadece bu olsa
neler gitmez ki
hayıflarımla birlikte...
yürüyorum işte
hemde öyle yürüyorum ki
yağız atlar dört nala kalksa
savrulan tozumla
boğulur kalır yerinde,
ölesiye yürüyorum
kimse görmedi beni
hangi gecede
çıktığımı yollara,
yol yordam bilmem ben
açkısız kapılardan
döküp saçmadan
dalarım birden...
yürüyorum işte
hemde öyle yürüyorum ki
anatomim de değişti
farketmiyor kimse
nasıl gittiğimi...
çıkındaki azığım
o da tükendi
sermayem eridi eridi
hala aşamadım bu sınırı
doğarsa güneş
hepten biter elimdeki,
yorulsamda evet yorulsamda
bu gece
geçmeliyim buraları
iflaz eden tacir gibi
yoksa biterim bende Vallahi,
şaşmayın bana
gülmeyin halime
ne yapayım
eritmeden elimdeki buzları,
geçmeliyim bu dereleri
yoksa perişen olurum
tek sermayem,
işte bu elimdeki.....
yıl:02.03.2005
saat:00.20-00.50
çengelköy/ist
(Şa.E.kekeç)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
TOK MİDELER, AÇ VİCDANLAR
Dediler ki: "Onlar yiyeceğine biz yiyelim!" Dedim ki: Buyurun yiyin efendiler, Yiyin de görün bakalım, Mideyle vicdanın kavgasın...
-
Denize su dökmek gibi Tok olana sofra kurmak; Gösterişin ateşinde Merhameti kül savurmak. Şatafatlı masalarda Nefisler doyurur kendin;...
-
Dediler ki: "Onlar yiyeceğine biz yiyelim!" Dedim ki: Buyurun yiyin efendiler, Yiyin de görün bakalım, Mideyle vicdanın kavgasın...