23 Aralık 2008 Salı

GARİB BİR YOLCU

Garip bir yolcuyum,
Hanların hepsini gördüm
Divane âşıklar gibi
Hem çalıp hem söyledim!
Garip bir yolcuyum
Yollar arşınlamak adım
Gece gündüz demeden
Hem durdum hem yol aldım…
Garip bir yolcuyum
Âdemle bu yola başladım
Kızgın kumlarda Mecnun gibi
Leylamı aradım Mevlamı buldum!
Garip bir yolcuyum
Çocuk gibi hep oyunlarım
Ayaklarım koştu ben yoruldum
Neyleyim işte gidiyorum;
Garip bir yolcuyum
Çatışmaya Kabille başladım
Yanar yanar kaderime ağlarım
Nedem, yollar benim kaderim!
Garip bir yolcuyum
Hani benim aşkım,
Yoksa aşkım sevdamı kurşunlarım
Sevdasız bu yaşamı ben ne yaparım!
Garip bir yolcuyum
Hilalle güler umutlarım
Güneşle patlar goncalarım
Bir yağmurla açar yanaklarım,
Garip bir yolcuyum
İnsanlıktır mektebim
Akılla başlar felsefeyle uçarım
Gümrah saçımla rüzgârda coşarım!
Garip bir yolcuyum
Dağa taşa doymaz hayranlığım
İnsan görünce durmaz kaçarım
Yolcuyum işte sizi ne yapayım,
Garip bir yolcuyum
Toprakla karılmış hamurum
Sahneler kara beyaza konarım
Kelebek gibi hafif arı gibi kansızım
Ne yapam buraları ben oralıyım!
Garip bir yolcuyum
Nehir nehir aktı kanlarım
Sabırla kayaları deler akarım
Burada yok orada kaynağım!
Garip bir yolcuyum
Söylemem Behlül gibi analarım
Yüreğime ateş dağlarım
Burası değil yerim yurdum
Nedem sizleri yanar yanar ağlarım
Gözyaşımla nehir olup çağlarım!
Garip bir yolcuyum
İşte geldim gidiyorum
Rüzgârda savruldu küllerim
Oraya yanar yüreğim
Sevgilimin ateşiyle tel tel eridim
Ben seni çok özledim,
İndir rahmetini ey sevdiğim!
Ben seni çok özledim
Kavuşmak için gün gün eridim
Ben seni çok özledim!
Yıl:03.01.2005
Saat:19.40--20.05
Kuzguncuk/İst.
(Şa. E.Kekeç)

18 Aralık 2008 Perşembe

YALNIZLIK TÜRKÜSÜ

Yoruldum Allah’ım çok yoruldum
Bu dünya zindan oldu boğulup kaldım
Bir yaprak gibi sarardım soldum
Dermansız ayaklarım kalkmıyor kolum
Yalnızım Allah’ım çok yalnızım!
Anlaşılmaz çileler nedir bu halim
Susamış dudaklarım görmüyor gözlerim
Yaban ellerde yalnız bir divaneyim
İndir Rahmetini sen Kerimsin Kerim
Yalnızım Allah’ım çok yalnızım!
Ne yapıp nerelere gideyim
Her adımda karşıma çıkan kaderim
Bağrıma ateş bağlayıp eridim
Herkes gülerken nedir bu kederim
Yalnızım Allah’ım çok yalnızım!
Adım adım çalmadık kapı koymadım
Gece gündüz kaldırımları saydım
Uçan kuştan bir haber yokladım
Bu halimi senden başka kime açayım
Yalnızım Allah’ım çok yalnızım!
Kahrımdan tırnaklarımla yeri kazdım
Ahmaklar içinde dilime düğüm çaldım
Nedem ki gülsün bu talihsiz kaderim
Yuvamdaki bu baykuşu nere savayım
Yalnızım Allah’ım çok yalnızım!
Yoruldum Allah’ım çok yoruldum
Yerden göğe tüm sana dualarım
Yusuf gibi kuyudur zindanım
İçin için Yakup gibi ağlarım
Yağmurdan sonra Güneşe nede muhtacım
Yalnızım Allah’ım çok yalnızım!
Kurudu beynim yanmıyor kalbim
Deve dikeni gibi yerlere serildim
Hayvanları bu kullara tercih ederim
Allah’ım bunlar mı yüce dediklerin
Yalnızım Allah’ım çok yalnızım!
Karanlıkları taşımaz oldu umudum
Sevdasız yaprak gibi kurudum
Canıma can kattı yavrularım
Onlar değil, sende benim umudum
Yalnızım Allah’ım çok yalnızım!
Yoruldu Allah’ım çok yoruldu bedenim
Rahmetini anlamak için kuşdili öğrendim
Yalnız koyma beni Süleyman’ı beklerim
Karınca gibi uyanık ve diri nöbetim
Ey sevgili! Hudhuttan iyi haber beklerim,
Ezildim Allah’ım çok ezildim
Senin rahmetini çok özledim
Rahmetine susamış bir garip neferim
Nedir Allah’ım bu çileli halim…
Yalnızım Allah’ım çok yalnızım!
Yıl:04.01.2005
Saat:19.40—20.15
Kuzguncuk/İst.
Şa.E.Kekeç

4 Ekim 2008 Cumartesi

ULAN NİHAT!

Oğlum Nihat!
Sen var ya,
Hakkâkten nankör birisin,
Yemekte beni ne kızdırırdın
Bir çayı bensiz içmezdin oğlum
Ne oldu,
Karanlıklara mı gömüldün?
İhanetleri sende doğruladın
Rüzgâra verdim o muhabbeti
Geçti gitti tarih devi
Çektirdiğimiz o resimleri
Sakladım göz bebeği gibi
Hala unutamıyorum
Geçmişteki günleri!
Onların hatırına yazacağım,
Aramızdakileri,
Kebanlı foto gediği
Nasılda götürdün içeri
Çığırtkanlıkları onu ezdirtmişti
Sinirlenerek birbirimize çıktık dışarı,
Artık hiçbir şey ilgilendirmiyor beni
Hatta sana karışsalar dahi,
Dediğin o günleri nere atmalı,
Mart seksen sekizde
Devrim Ortaokulunda
On kişi çullanmıştı sana
Tekvandoculuğunda onlara
Birer tekme savursan da
Benzetmişlerdi seni,
Kendi aralarında,
Pansiyonun önündeki
Merdivenlere ulaştığında
Yine ben çıktım
Senin karşına
Oturup Senaryolar kurduk
Sekizinci koğuşta
Kafanda kin doldurmuştun
İftardan sonra
Ömer’le buluşacaktın
Birlikte çıktık
Kulübenin yanına,
Nasihatler yağdırdı
Fırfır baba
Ne olacaktı senin halin,
Ömer’le seni aldım
İki koluma
Bir manevra yaptık
Beritan önünde
Savdık onu güzellikle,
Yine kaldık birlikte
Koştuk hemen Özak’a
Pansiyon kapanmadan önce
Bir çay yudumlamaya…
O günde bir aydınlık serptik
Koyu karanlığa,
Ama anlatamadık bunları
Malatyalı Yusuf’a
Ne adamdı be O,
Kimse görmezdi
Ne zaman yattığını
Kalkarken çaktırmadan uçardı!
Üniversiteye hazırlık
Onda bir hobiydi
Sende kafa bulup
Çektin yorganı…
Vatandaş Rıza
Dediğimiz Dursun’u,
Beyin hücreleri ayrılmış Biçer’i
Koğuşun mevlithanı Kaçar’ı
Molla gürcani lakaplı Baki’yi
Benim yeğen
Dokuzuyla ünlü Tahsin’i
Maden boğası şişirilmiş İrfan’ı
Baskilin sessiz serçesi Namık’ı
Dönemin Anıştayn’ı Bozan’ı
Kızarıp pancara dönen Çetin’i
Çok sevdiğim filozof Döger’i
Yorganın altında
Hayal kuran Muhtesin’i
Sivas elinin süt bebeği Şahin’i
Büyük İskender’in torunu
Küçük İskender’i,
Yemek yerken enerji tüketen
İnce Memed’i
Hızı cinlerden hızlı Alıcıyı,
Seyda Murtaza’nın
Gözbebeği Salih’i
Gece yolculuğunda
Kader ortağım Kazar’ı,
Benim gönüldaşım
Ve dostum Beroje’yi
Sekizinci kovuşta
Daha neleri neleri bırakmadık ki,
Oğlum Nihat hatırla bunları…
İnek Şaban’ın
Hababam sınıfını
Bizim sekizinci kovuş,
Sınıfta bıraktı
Ne günlerdi değil mi?
Oğlum Nihat!
Sen öyle bir adamsın ki,
Ahmet Yıldırım
Senden ne çekti,
Bedenci elinden illallah etti,
Boykot günü, Alıcı
Kazarla gezdi sınıfları
Ama iyi kandırdı seni
Disipline, müdür çağırdı beni
Dayattı bana senin ismini,
Perde arkasında
Tabiki biz çevirdik işi…
Fakat kimse bilmiyordu bizi
Yine de herkes
Gözünü ikimize dikti,
Filozof Yusuf da az değildi
Birde Karakoçanlı Cengiz vardı
O da işi hep alttan götürürdü…
Oğlum Nihat sen var ya sen
O günden bugüne nerdesin sen,
Hatırladın mı?
Site işhanının arkasında
Bizim tarihi çay evi vardı
Palulu Mahmut ağa
Bizi orada tanıdı
Yetmiş yaşında
Çapkın bir yanı vardı,
Bir gün Harput ta
Güzel kızlarla eğlenelim dedi
Bizde gülüp geçtik hani,
Neyse,
Ya beyaz çeşmenin oradaki deli
Ne biçim bir adamdı
Tartışmalarda az mı?
Bize dil döktürdü
Ne tartışırdık be
Zaten sana
Kimse laf geçiremezdi
Hala deliliğin üstünde mi oğlum,
Sen biçim adamsın be
Adam bir kere olsun,
Gitmez mi o günlere!
Ne yapacaksın o günleri
Bir kilo toz bir otobos,
Deyip dalıyor musun?
Yoksa karanlıklara,
Yok, be oğlum senin işin değil bunlar,
Ama kumrular aklını başından aldı galiba
Unutulduk gittik bir anda
Ulan Nihat,
Ben unutulacak adam mıyım be oğlum,
Yıllar geçti senden sonra,
Bir Nihat daha karşıma çıktı
Ama tüm sevdamı çalıp kaçtı
Sen neden düşürdün bunlara beni
Hiç sende utanma yok mu?
Oğlum Nihat sen var ya sen,
Son defa gelmiştin
Bize Almanya’dan
O gündür bu gündür
Bittim kahrımdan
Bıktım ulan albümlere bakmaktan
Çıkarttım Fenerbahçe gömleğini sırtından
Ne cimri adammış diyorsun
Belki içinden
Yanlış anlama oğlum,
Beni biliyorsun zaten
Gönül ne kahve ister ne kahvehane
Gönül muhabbet ister kahve bahane
Fener gömleği nedir oğlum,
Beni belki hatırlarsın diye
Sana biraz söylendim dilimden
Umarım beni anlarsın halimden
Yoksa bir daha geçmem senin semtinden…

Yıl:(10–11).01,2004
Saat:(2.40–12.50;13.00–13.30)
Kadıköy(F.B.Merkezi)İst.
Şa.E.kekeç

1 Ekim 2008 Çarşamba

AYDINLIK YÜZLÜ KUMSAL

Kumların yumuşak postu
Savaşçı gibi öfkelenen,
Kız gibi gülümseyen deniz,
Denizi görünce kudururyor düşüncelerim de
Kudurmuş düşüncelerim içinde tek sakin
Umutlu,sevgidolu,sımsıcak sensin anne,
Ne olur anne gitme düşüncelerimden
Gitme bırakma beni azgın düşüncelerimle
Denizle kuduran öfkelerime bırakma
İşte böyle anne işte böyle
Sen orda yol gözlemektesin bense burda
Böyle kimsesiz düşlerimdeki seninle
Bak işte gün yine yavaş yavaş
Sancılı bir kadın gibi doğurmaklı
Tüm dertleri,ihanetleri getirmekte yine
Şu an kaçmak istiyorum tüm bunlardan anne
Kaçıp kaçıpta gelmek istiyorum kapına
Öyle özlemişim ki anne doğduğum toprağı,
Yüreğim anne yüreğim dayanır mı
Aşklarımı bıraktığım,umutlarımı yitirdiğim
Geçliğimi kaybettiğim şehir orası
Tek sen üzülmeyesin diye anne tek sen
Ben hasreti, kahbelikleri ihaneti...
Hepsini anne hepsini
İndiririm bir kurşun gibi yüreğime
Ve gelirim anne ansızın,
Taşırsa bu beden bunca ihanet dolu bu yüreği...

Yıl:10.11.2003
yer:Zeytinburnu
Saat:22.00-22.15
Şahinkekeç

27 Eylül 2008 Cumartesi

KANLI SEVDA

Yüreğimde kanlı bir sevda
Beynimde bin türlü sorun
Ben kendimi unuttum
Beni yare sorun,
Geceleri uykusuz yorgun
Kaldırımlarda geceye inat yaşıyorum
Her adımda sevgiyi yüreğime nakşediyorum,
Gün doğmasın istiyorum
Görmek istemiyorum
Dertlileri,soytarıları,şerefsizleri,hainleri
Ben gecelerin karanlığında eriyorum
Kaldırımlarından sesizce tek başıma yürüyorum
Tabancamda tek bir kurşun
Sorunu yaratan insanlarsa gücüm yok Allah'ım
Ben isem bu dünyadi sorun,
Hala duruyor tabancamda tek bir kurşun...
yıl:Mart-2002
yer:İskenderun
Saat:16.15-16.30
ŞahinKekeç

25 Eylül 2008 Perşembe

YAŞAMAK AH YAŞAMAK!

Deniz çok güzel
Kayalıklar yine feryat ediyor
Dalgalarsa acımasız
Merhaba diyor damlacıklar bana,...
Fakat alıp götürüryor beni başka diyarlara
Martıların ezgileri dalgaların türküleri
Havada buz gibi soğukmuş
Yıldızların denize göz kırptığı
Soğuğun iliklerimi dondurduğu fakat güzel
Sessiz kendimi dinleyebileceğim bir gece,
Ulan bu da kim şimdi,
Ne gezer bu saatte onuda mı çağırdın
O da mı aşık doğuştan gamlı
Söylesene maviliğinin derinliğinde yok olduğum derya
Kafayı bulmuş anlaşılan konuşuyor kendi kendine
Ama ne fayda en güzelini yapıyor
Birilerine hesap soruyor kendince
Kime acaba?neden? ne soruyor?
Ah.....Ah.......
Yaşamak
Ne bir nefret ne de bir aşk
Bende bilmiyorum nedeni nasılı
Yüreğim yanmakta ve her an kanamakta
Ben ne istiyorum yaşamdan
Yaşamak nasıl olmalı
Aşk nedir bilmiyorum artık
Kavramların kaosunda yaşamak
Nasıl olmalı bilmiyorum
Yüreğim her gün biraz daha solmakta
Aşk buysa kurumakta, sevgilim benden uzaklaşmakta
Neydi ellerimizi birleştiren
Yüreğimizi bir eden
Şimdi nedir söyle sen bana
Bizi bin parçaya bölen
Yinede insan yaşamak istiyor şu sesizliği
Herşeyi boşverip yaşamak
Yaşlanmayı boşverip,hüzünleri boşverip
Aşkı boşverip seni unutup yaşamak
Şu sessiz yürüyüşüme ahenk katan sesleri
Tenime dokunan damlacıkları
İliklerimi donduran şu havayı boşverip
Yaşamak,
Ve bakıyoyorum işte başbaşa kendimle
Ama hatıralarım ve sen
Başka bir şey kalmadı ki bende,
Yaşamak ah.....yaşamak
Ne bir nefret ne bir aşk
Kendim olmadığım bir dünyada
Olur mu ki hiç yaşamak...

yıl:Şubat-2002
yer:Zeytinburnu Sahili
Saat:20.10-20.40
Şahinkekeç

24 Eylül 2008 Çarşamba

ÖLÜM VE HAYAT(medcezir)

Sahilde yürüyorum
Ve uzanıyor düşüncelerim
Hayatımın en ücra köşelerine,
İlk göz yaşım ve ilk aşkım geliyor aklıma...
Denizin kıyısında duruyorum
Yani hayatın kıyısında
Bir taş atıyorum tam ortasına
İstanbula geldiğim ilk yıllara...
Yaşadıklarımı sorguluyorum
Yaşayamadıklarımı yok sayarak
Dalıyorum ufka bakıyorum
Mavi ejderha Güneşi yutmakta
Ve ömrümden geriye sahile vurmuş
Bir hurda yığını tam kıyıda
Şu anda hayatın sonunda olduğum aklımda,
Ölümün kıyısına gelmişim
Zamansa hiç durmamakta,
Ölümün kıyısında hayatın sonunda
Duygularım ve düşüncelerim
Bir gelgit noktasında!...

yıl:18.11.2001
yer:Zeytinburnu Sahili
Saat:21.50-22.15
ŞahinKekeç

SÖYLESENE HAYDİ

Hüzünlüyüm bu akşamda,
Sensizim senden habersizim
Bilirmisin gözyaşının yüreğe akışını
Anlayabilir misin acının yürekte toprak,
Hasretinde bir kor oluşunu,
Ağlamaktan utandığın oldu mu? hiç,
Şarkılar dağladı mı? yüreğini her seferinde
Yaşarken hissettin mi? hiç
Aradın mı? bir arada olduğumuz anları;...
Geceleri düşüncelerden çıldıracak kadar
Düşünebildin mi?beni,
Ansızın belki gelir dediğin oldumu? hiç
Seviyor mu? hala beni dediğin oldumu?
Dağları özlemedin mi?hiç sormadın mı
Dağlardan beni
Su içerken düğüm olup kalmadı mı?hiç boğazına
Hatırlatmadı mı? sana ellerimle su içirişimi,
Terminaller hüzünlendirmedi mi? seni
Hatırlatmadı mı? gecenin birinde ansızın
Otobüsten indirdiğimi seni
Söylemedi mi? yağmurlar,
Seni yağmurlar altında hala beklediği mi
Köşedeki nöbetçi asker söylemedi mi?
Akşam nöbeti bana devrettiğini
Hergün yürüdüğün yollar anlatmadı mı?
Sana, seni aradığımı,
Söylemedimi?geceleri gözyaşımı serdiğimi
Üzerlerine örtü gibi,
Sorsana sokağınıza beni
Tanırlar mı? geceleri onları uyutmayan serseriyi
Unuttumu?yıllarca ansızın çıkıp gelen
Misafirini bu şehir,
Hatırlamıyormu köşebaşları hep seni beklediği mi?
Sormuyor mu?pencere neden artıkcamda beklemediğini,
Sormuyor mu yüreğin seni senden çok seven kimdi,
Bu kadar severken neden gitti?
Sormuyor mu hiç beni......
Hoşçakal böyle başladı ve gitti...
yıl: 14.12.2003
yer:Sultanahmet
Saat:18.45-19.09
ŞahinKekeç

23 Eylül 2008 Salı

KADIKÖY

Kadıköy iskelesi hep anı her tarafı
Aşkımın anıları,
Hüznümün tüm anaları Kadıköy iskelesi
üniversite ikide sahilde tuttuğumuz o ev
Tüm umutsuz hayallerimin başlangıcı
Kadıköy Güneşin batışını izlediğim sahil
Önünde zeynebimi dinlediğim kitabçı
En sevdiğim şarkı,
Her vapur seferinde, götürür ayrı dünyalara beni
Sahil boyu taburelerde çay sefası
Tüm güzel hayallerin doruk noktası
Bir aşkın başlangıcı ve hüsranı
Kadıköy, yitirdiğim umutları toplayan sahil
Çarelerimi hep karşıya taşıyan vapurlar
Kadıköy, hakikatleri hayale değiştirdiğim şehir!
Karanlık gecelerde kaybettiğim düşleri
Geceleyin denizinde aradığım sahil,
Kadıköy,aşkın manasını anlatan şehir
Her köşesi ihanetlerle dolu...
Güneşin batışına gebe ümitlerimin şehri
Gün ağarırken doğmayan ümitlerin kenti
Kadıköy,aşkın adı ihanetin anası
Geleceğe gebe ümitlerin celladı
Kadıköy, ömrümün hem tatlı hem acı zamanı...
Gökyüzünde topladığı hüzünleri
Yüreğime eken sahil,
Kadıköy ömrümün unutamadığım
Tüm anılarının başlangıcı!
yıl:10.03.2004
Saat:21.30-21.50
yer:Kadıköy Eminönü Vapuru
ŞahinKekeç

NE VARKİ ZATEN!

Sen beni yalnız bırakma
Ne olur,
Bu dünyada ne varki zaten
Yaşamım boyunca hep üzüldüm
Acılar beni buldu ben acıları,
Nedendir tat almıyorum
Sen olmayınca yanımda
Seni sevdiğimi
Söylediğimden beri
Hep mi acılarla geçer,
Bu ömür hep mi?
Seni seviyorum sende beni
Nedendir bu mutsuzluğun nedeni
toplum mu yoksa biz mi
yıkılmayı bekleyen
Toplumun anlaşılmayan tabuları mı
İnançları mı? Bir sor bunları
Bunun cevabı bende sende gizli
Biz kendimizi mi kandırıyoruz
Yoksa insanlık bizi mi kandırıyor
Nedir böyle bu çelişki
Gelenekleri biz mi oluşturduk
Yoksa gelenekler mi bizi
Neyiz biz kimiz?
Ne zaman anlayacağız kendimizi
Ve nezaman anlayacağız
Kültüründe, yaşamında
Herşeyin bizde olduğunu
Ve nezaman anlayacağız
Biz birbirimizi,
İkimizin de
Ölümlü yalan dünyada olduğunu
Yıl:05 04.2004
saat:21.10-21.20 03
şahin kekeç

21 Eylül 2008 Pazar

SADIK!! SEVDALILARA

Noktaları birleştirip hayallerimde
ömrümdeki çizgileri oluşturmaktan usandım
Çizgileri birleştirip şekil oluşturmaktan,
Ve her oluşan şekilde
Seni bulmaktan usandım...
Düşünüp düşünüpte seni
Sensiz bu ömrü görmekten usandım
Yaşadığımız tertemiz sevdaya baktım da dönüp
Sadık bir sevdanın,
Sadakatsiz aşığı seni bulmaktan utandım...
Düşündüm gözlerinden gönlüme diktiğin o gülü
Onu büyütüp bağrına basan
Şu gönlümden utandım,
Gönlümdeki şu yaraları görünce
Sana bakıp aşık olan gözlerimden utandım,
Aklıma geldiğinde sevdasız günlerim
Düşündüm yaşadıklarımı bin kere
Sensizim işte yine
Ve bir kez daha sordum kendi kendime
Ve bu gün kendimden utandım.....
yıl:16.04.2005
saat:21.10-21.30
YER:Bahçelievler/ist
Şahin Kekeç
NOt:yaşanmış ihanetle sonlandığını saydığım bir sevdanın yıllar sonra ki izleri...

YAŞAMA DAİR BİR NEBZE!

Yaşamak bir sanattır,
Yaşamayı bilmek ve yaşayabilmek;
Yaşamak,
Kuğu gibi süzülüp ezelden ebede
Marifet ister,
Kuğunun yaşaması uçmayı bilmektir
Uçmayı bilmesi doğası gereğidir,
İşte bundandır insanın değeri
Anlayabilmek ve algılayabilmek
Evet yaşamak bir sanattır,
Bizler bu sanatı icra ettik hep
Sanırdım hep sandım
Oysa yaşamayı bilmek değilmiş sanat
Yaşayabilmekmiş,...
Burda daha iyi algıladım bunu
Yaşamanın özgürce yaşayabilmenin kıymetini
Ve ne çok vaktimi ne boş işlere vermişim
Yaşama sanatını öğrenememişim,
Zamanın geri dönüşümsüz olduğunu bilmemişim
Son diye bir şey yok hayatta
Kendi sonlarımızda sonlandırdık beynimizi
Sonun bir sonsuzluk olduğunu şimdi anlıyorum
Geç kalınmış bir vakit yok hiçbir zaman
Yaşanan an, en iyi zaman!.....
yıl:24.11.2006
yer:Bergama/izmir
saat:21.00-21.15
Şahin Kekeç

20 Eylül 2008 Cumartesi

ÖMRÜMDE SONBAHAR!

Ömrümün baharında sevdim seni,
Ve serdim önüne ömrümün güzelliklerini
Her şeyi seninle sevdim
senin için sevdim her şeyi,
Şimdi yıldızlar gibi yalnızım
Ve karanlık ayın diğer yüzü gibi
Ben ömrümü sana serdim
Tüm güzellikleri senin için sevdim!
Ömrümün baharında sevdim seni,
Ve harcadım tüm baharları uğruna
Sense bir hazan rüzgarıydın
Estin ve kuruttun tüm yeşillikleri,
Uzayan yollara inat yürüdüm
Kanlar dursa da ayaklarıma
Ve yine aradım
Yaşamayı sevmesemde,
Yaşayabilmek için
Bir neden aradım yüreğimde,
Kalb atışlarımı hissedebilmek istedim
Yıllar geçti ben yine bekledim
Ve sararan yaprakları sevdim
Ömrümün kuruyan dallarında!..
Yıl:20.09.2008
saat:21.19-21.30
çengelköy/ist.
Şa.Kekeç
E.kekeç

TERMİNALLER

yollara vurdum kendimi,
Şehirleri dolaştım sesizce
Farkedilmeden girdim gönüllere
Tanınmadım hiçbir yürekte
Ve yıllar yordu beni
Yılları yükledim günlere,
Acıları yükledim yüreğime
Ve çıktım yollara!
Ağır geliyor artık ağır......ağır,
Geceleri uykumu yitirdim
Gündüzlerde aradım,
Gecelerde kaybettiklerimi...
Yüreğimi yitirdim ama kimde, nerde?
Ne gündüzde ne gece de
Kaybettim ben yolumu
Bilmiyorum ışık hangi iklimde
Gündüzde mi yoksa gece de mi?
Çıkmaz bir yerde mi?
yollar kavşaklar
Uzun kaygan viraçlar,
söyleyin bana yüreğim nerde,
nereye yolcu hangi terminalde'...
yıl:18.03.2003
Yer: Erzurum İst otobüsü
saat:21.00-21.14
Ş.Kekeç
E.Kekeç

15 Temmuz 2008 Salı

YAŞAM NOTLARI

Sen bilirsin ne diyeceğimi
Yaşayacaksın inadına
Derdim ya hep,
Kazılsın sökülmemek üzere!
Yaşayacaksın bıktırırcasına
Daldan dala konan bir serçe,
Her çiçekten polen alan
Kışın yaşamadığı sanılan
Baharda vızıltılaşıp
Etrafa yayılan
Bir arı gibi yaşayacaksın,
Çaktırmadan ve çalışarak!
Yaşacaksın karanlıklara inat
Aydınlığı avucunda
Umudu yarınlarda
Arayarak koşacaksın
Kimsesi olmayan yollarlara!
Bir kıvılcım gibi yaşacaksın
Hep önde gideceksin,
Işık yayılmadan
Gümbürtü koparmayacaksın,
Severek yaşayacaksın
Sevmediklerin arasında
Hem de öyle seveceksin ki,
Sevgisizler sende bulsun kendini!
Seveceksin ölesiye
Doğmamış çocuğu
Yağmurdan sonraki güneşi,
Seherde öten üveyiği
Kışın yerine geleni
Kaya dibindeki gölgeyi
Gece gülümseyen çehreni
Yani seveceksin,
Kendi kendini!
Kendini severken
Yaşamayı bileceksin
Sevgidir yaşamak dediğin
Hatırlamazsın doğduğunu
Nasıl emeklediğini bileceksin,
Emekleyerek başlar yaşamak
O günlere dön bir müddet
Gelişen bacakların
Atletik vücudun
Sempatik yüzün
Tombul tombul pazıların
Alnına dökülen perçemin
Nasıl varsa hafızanda bu gün,
Onların büyümesi gibi
Yarınlarını büyütmek için
Kendini severek yaşayacaksın!
Zekice yaşamanın kuralı bu
Uyanık dur her zaman
Tilkilerin çoğaldığı bir çağda
Kurnazlık geçmesin yanından
Sansar gibi bekleme inde
Punduna getirmek değil görevin,
Koy yüreğini ortaya yere
Herkes adam gibi,
Adam görsün!
Adam gibi yaşayacaksın
Adamların tükendiği günde,
Daralsa da çemberin
Hepsini göğüsleyerek geçeceksin;
Yoksa nerde kalır yaşamak dediğin!
Yaşamak, adam gibi yürek ister
İşte o yürek, sende var, bilirsin
Sen o yüreği sevmelisin
Başkası var mı senin için
Kendine inanacaksın
Böyle biline hayat;
Umutla,
Görmediğin günler anısına
Yüreğinde hissederek
Her şeye inat
Yaşamayı becereceksin,
Durduğunda ve yürüdüğünde
Dimdik duracaksın,
Yaşadığın görülmeli
Çıldırtmalısın,
Seni yaşamdan koparanları!
Onlara inat
Umutla ve inançla
Yaşamalısın,
Yaşamadığın günleri!
Budur kendini sevenin hali
Bu enerjinin tümü sende gizli
Yaşamak için patlat kendini
Karanlıkları delerek yaşamanın
Tam zamanı şimdi!
İşte! Sen karanlıklara inat
Aydınlık taşıyan birisin
O aydınlıklar uğruna;
Ölmemek için yaşayacaksın,
Sen yaşayacaksın
Yaşadığını kanıtlamak için,
Sevgisiz ve umutsuzlara…
Sevgisizler içinde
Umutla inadına
Yaşamak için yaşayacaksın,
Sen yaşamak için geldin!
Yıl:28.12.2004
Saat:01.30—02.10
Çengelköy/İst.
(E.KEKEÇ)

Gönderen Fuzuli zaman: 2.6.08

6 Temmuz 2008 Pazar

BÖYLE KAZILSIN

Yeniden gelirsem bu dünyaya
Ağlayacağım doğarken doya doya,
Bu gelişim geçti boşu boşuna
Karayılan gibi talihim dolandı boynuma,
Virajlı yollar çıktı akalnımdan ortaya
Doğarken güldüğümden bunlar reva görüldü bana!..
Yeniden gelirsem bu dünyaya,
Kimse yazamaz hakkımda bir kara sayfa
Karanlıklarda oynadığım senaryolar anısına
Ahdim var bir daha karanlıkta oynamamaya,
Vefa bu mu dağıldı hücrelerim her yana,
kurusun sular bana,uğrarsam sizin toprağa!...
Yeniden gelirsem bu dünyaya,
Zamansız yakalanmam aşka sevdaya
Sarhoşken çıksa sahrada Leyla karşıma,
Vallah'i ayılmam derdimi anlatırım kumlara;
Haremiler şehri üstünde dururken havada
Bir üveyik gibi kanadımı kırdılar bir anda!...
Yeniden gelirsem bu dünyaya,
Dolu dolu yaşamak var aklımda,
Umutlarım akıntıda kaybolsa da
Karabatak gibi çıkar bir gün ortaya,
Alnımda kazılan virajlı yollara
Umut çiçekleri patlayacak ruhumla!...
Yeniden gelirsem bu dünyaya,
Elimde çiçek kurşun atarım, zalim domuzlara
Onlar yaşadı biz taşıdık baksana oyuna
Her ağacın borcu var mutlaka bir baltaya
Dallar uzayarak tırmansa bulutlara
Gelişim muhteşem olacak,
Bunca zorluklara direnerek yaşadıktan sonra!...
Yeniden gelirsem bu dünyaya,
Sevinçten ağlamalı sevdiklerim arkamda
Sansarlar beklemesin pusu için inde boşuboşuna
Küçük umutları büyüttüm geceleri koynumda,
Yalnız onlarla çıkacağım yollara,
Her leşten sonra bir post olacak namlımın ucunda,
Ölsem de cesedim dimdik duracak ayakta
Bu beyinlere böyle kazıla!...
Yıl:04.01.2005
Saat:16.40-17.15
Yer:Kuzguncuk/İST
(E.KEKEÇ)

KAHBE DÜNYA

Kahbe dünya
İsyanlardayım işte!
Zalimleri kucaklayan seni
Nereme sığdırayım ki,
Koma ardına elinden geleni
Masum yavruları
Parçaladığın günleri
Papatya çiçeği gibi
Bir bir saydım geceleri,
Unutmadım sendeki
Sinsi kahbelikleri!
Kahbe dünya kahbe dünya,
Vicdanın hani
Yutmadın mı civanları
Sakladın bir ana gibi,
Gönül eğleyen mendeburları...
Unutma ensendeki gizli eli,
Zalimlerin tüm derdi
Bize acı vermek mi!...
Yalan dünya yalan dünya
Yalan olacağın günleri
İple nasıl çektiğimi
Sana nasıl anlatırım ki,
Köhnemiş tenlerini
Kararmış çehreni
Hantal bedenini
Sevdiklerin ne de yerdi,
O dosların varya
İşte onlar seni tüketti
Kahbesin ulan kahbe!
Döneklikten başka
Ne büyüttün ki,
Bağrındaki yamyam sürüleri,
Garibin elindekileri
Amuduyla çalıp gitti
Ey kahbe dünya!
Sözlerine nasıl güvenmeli
Midemizdeki besinleri
Solucan gibi somuranları
Nasıl alkışladığını
Biz unutmadık ki,
Nankörsün ulan nankör...
Ellerimizin içini
Derlediğimiz dikenlerin
Delip geçtiğini,
İsyan ederek mi söylemeli,
Kahbesin işte...
Hiçbir ninnin
Artık etkilemez beni,
Kendimi bildim bileli
Çarıksız gezdim üzerini,
Zalimlerin balyozları
Ezdi geçti tepemizi,
Kahbe dünya, zalimsin işte!
Belli tümünüzün mektebi
Sen zalim değilsen,
Bu zalimlerle işin ne peki!...
Ben anlamıyorum seni,
Bize çektirdiğin
Dertlerin hepsi,
Çok feci...
Unutma ki,
Gözetliyor seni
Herşeyin sahibi,
Bırak bu hainlikleri
Kurduğun her tuzağı,
Bir bir sökecek
Mazlumun ALLAH'I!...
BİZ MAZLUMLARIN AYAKLARI
Ustaca parçalayacak
Zalim domuzları,
Ey kahbe dünyanın
Doyumsuz uşakları,
Siz anlayamazsınız
Gözümüzdeki parıltıları!...

Yıl:02.01.2005
Saat:22.50-23.05
Yer:Çengelköy/İST
(E.KEKEÇ)

5 Temmuz 2008 Cumartesi

SEVGİ GETİRİYORUM

Sevgiye susadım
Çağlayanlar gölgesinde
Bir nehir gibi aktı
Yüreğim hasretle…
Sevgiye susadım!
Gönlümün ilacı
Tek yoldaşım
Mehtapsız gecelere
Şarkılar söyledim
Sensiz kendime…
Sevgiye susadım
Solmuş menekşe
Buruşmuş nergislerle
Nöbet tuttum içerde!
Sevgiye susadım
Yoruldum bu denizde
Berdi yılanı gibi
Zehirin karıştı iliğime
Bir dala kurduğumuz yuva
Uçup gitti bir rüzgârla!
Sevgiye susadım
Gülüşler yalan
Hesaplar yanlış
Gardiyanlar iş başında
Umudum hüzünlü bahara…
Sevgiye susadım
Böğürtlen bakışlı
Elma yanaklı
Uzan yakama
Bak bitler çoğaldı arkama,
Aynalarda yabancı bana
Veda sevgisiz yaşama!
Sevgiye susadım
Gecenin yalnızlığını
Sıkıca alıyorum koynuma
Deredeki kurbağa
Toprağa inen cemre
Yanmıyor acıma…
Sevgiye susadım
Gölgesiz zamana
Kavuşmak aşkıyla
Bir mektup yolla
Gelecek bayrama,
İğde kokusunu unutma
Bir dal koy zarfa
Kaya yosunu gibi göverecek
Gözümdeki yaşla…
Bu sevinçleri
Çıkınlayıp gömleğime
Geleceğim gelecek yıla,
Bekle sevdiğim!
Sevgiye susadığım bu yerden
Sevgi getiriyorum sizlere!
Yıl:14.01.2005
Saat:21.00—21.20
Kuzguncuk/İST
(E.KEKEÇ)

3 Temmuz 2008 Perşembe

DOSTA DOSTÇA

Senden görüşmeyeli neler oldu
Ey dost nasıl söylesem ki,
Turnalar uçmaz oldu göğümde
Yıldızlar bir bir avucumdan kaydı
Selvi dalları toptan kırıldı
Güneşin ancak yankısını görebildim
Martılar yorgun bakışlarıyla beni gözledi,
Minibüsler transit geçti yanımdan
Beklediğim duraklar birden boşaldı
Yalnız gezdim çamur yolları
Dudaklarım hep mırıldandı
Yasak düşünceler kafamda
Bastığım zeminler kayıp gitti
Sigaralar tek yoldaşımdı
O da düştü birden elimden
Mecalsiz kaldım bu acunda
Kimse anlamadı beni,
Yüreğimdeki dinmeyen ateşle
Gözlerim görmez oldu
Nasıl bakılırsa cam arkasından
O bile çok iyiydi benim halimden,
Algılarım çatal çatal çoğaldı
Psikiyatriler derman olamadı halime
Ey dost! Sanma ki unuttum seni
Rüyalarım beni anlattı
Anlatamadım ben kendimi,
Atıldım korunaksız vahşi denizlere
Herkes alkış tuttu yüzüme,
Hiç çalınmaz oldu kapım
Hasret kaldım telefon ziline
Telefoncular sırtını dönüyordu bana
Belki kontör sorarım diye,
Daha neler oldu neler,
Senelerce görüşmedim kimseyle
Şükür diyorum bu günlere
Beterin beteri gelirse ya!
Demekten başka ne var elimde,
Ey dost sen bilirsin beni
Nasıl birden silinip gitti
Böyle biri değildi ama nasıl oldu,
Acaba acaba diye kurduğun senaryoları
Etrafındaki parazitler yarattı…
Kim bilir daha görmeyeli neler oldu neler
Düğümlendi sana yollar birer birer,
Ama bildiğim bir şey var
O da kötü biri olduğumu bilmeniz
Bunun aksi için dil dökmeye ne var
Ama varsın böyle bilsin insanlar,
Benimde öyle yapacağımı bekliyorlar
Oysa ben dertlerden kule yaptım
Onun hem mimarı hem ustasıyım
Mimara nasıl proje yapıldığı sorulur mu?
İçimde gizledim o tılsımlı ustalığı
Olur ki başkaları da bir gün
Bu işe yönelmesin diye…
Ey dost ama ben unutmadım seni
Biliyor musun yürekteki mekanizmayı
Dalgayla yoklar biri diğerini
Yoklamadı benim yüreğim hiçbir yüreği
Parazit atıklar girdi aramıza
O parazitleri tek tek kovmak için
Uyumuyorum hiç geceleri
Tüm benliğimle arıyorum
Her şeyin sahibi mutlak Hükümdarı,
Onun egemen olduğu yerde
Başka kime eman derim ki,
Ey dost belki anlamıyorsun beni
Ne de laflar döktürüyor değil mi?
Diyebilirsin bıyık altından,
Ama şunu bilki;
Bu biçare adamın kalemi
Yerinden oynamaz Vallahi laf için,
Demiyor mu yüce yaratıcı
Andolsun kaleme ve yazdıklarına
İşte bu elimdeki kalemin,
O kalem olması için
Rabbime hep dua ediyorum geceleri
Ondan olsa gerek,
Olduğum gibi anlatıyorum kendimi!
Ey dost inan bana inan,
Hiçbir zaman unutmadım seni
Böylece psikolojim bozulup gitti,
Eskiden susmayan bir dilim vardı
O da Musa’nın diline benzedi
Harun gibi kardeşim yok ki
Size söylesin başımdakileri,
Ey dost biliyor musun?
Özlem duyduğum günlerden
Beni anlatan bir resim kaldı
O da cebimle göğsüm arasına sıkıştı,
Kalp atışlarımdaki ritimsizlik
Onu çok etkilemiş olmalı ki
Aynadaki benle o küsmüş gibi
Onun için kimlikleri de attım
Tanınmayan bu çehremi
Künyeme bakarak tanımasınlar diye;
Ey dost ama ben unutmadım seni!
Ola ki bir gün kavuşuruz belki,
O gün konuşmayacağım kesiyorum dilimi
İçinde sakladığın tüm soruları
Unutma şimdiden hazırla ki
Alnımdan okursun belki cevapları,
Nasıl söylesem anlıyorsun değil mi?
Anlamasanda sıkma tatlı canını
Bu dostunda anlaşılacak ne kaldı ki
Bir gün olsun dışımdakiler ısıtmadı içimi
Ama yinede sordum herkesi,
Birde kuşdili öğrendim görmeyeli
Süleyman gibi her dilden anlıyorum şimdi
Ama çözemediğim bir dil kaldı,
O dili bir anlasaydım ya!
Belki ben olurdum en bahtiyar kişi,
Çok çok zorlandım ama anlayamadım
Anlamadım diye çok kızdım,
Sokrat getireydi o baldıran zehirini
Gözümü kırpmadan bende içecektim.
Ey dost sen yine de takma kafana,
Eğer soracak olursan,
Kim bu anlamadığın kişi diye
İşte o adam bu satırlardaki,
Yani ben çözemedim kendi kendimi
Çözebilseydim o tılsımları ve düğümleri
Hiç durmadan aralıksız bağıracaktım
O bağırmayı da elimden aldılar
Bir gece ansızın yanıma yaklaştılar
Kimsin diye sormadan,
Bakışlarıyla yüreğimi çaldılar
Peki, çalınan bu yürek artık ne söyler
Söylese de kendi çalar kendi dinler,
Nasıl anlatsam ki bilemiyorum,
Öyle bir yolda yürüdüm ki
Yolun her noktasına asılı
Sollama yasağı levhası
Eski dostsun sen bilirsin beni,
Nasıl hızlı yaşardım yılları
Peki, ne olur o hızlı adamın
Bu levhalar karşısındaki tavrı.
Yok, etmeyi denedim kendi kendimi
Olmadı kafam beynim birbirine girdi,
O günden sonra bıraktım gaza basmayı
Yanımdan hiç ayrılmayan anı defteri
Bir anda silinip gidiverdi;
Silinen bir beyinle çözebilir miyim dilimi
Ey dost! Söyle biliyorsun belki
Seni unutmadığıma göre
Her halde var bir formülü,
O denklemi geçirirsem elime,
Mutlaka çözeceğim bir gün kendimi!...

Yıl:17.02.2005
Saat:24.00—01
Çengelköy/İst
(E.KEKEÇ)

28 Haziran 2008 Cumartesi

BENİM BABAM




Yetmişli yılların başında
Biçerdöverler yokken
Urfa Harran ovasında
Buğday tarlaları
Sapsarı kesildiğine
Babam binermiş
Frensiz lülüfer traktöre
Patozu takarmış peşine
Bir çırpıda varırmış
Harran eline,
Yüzü gözü toz sap içinde
Her yaz gidip gelmiş
Bir ekmek peşinde…
O gün akan terle
Helal rızk gelmiş
Körpe yavrularının midesine;
Benim babam
Böyle katlanmış gecelere
Kaynamış sular inmiş
Temmuzda hücrelerine
Benim babam bir taneydi
Kimse su dökemezdi
Onun eline,
Adamların tükendiği günde
Adam olmanın
Kitabını yazdı yüreğimize…
Bir gün telefonum çaldı
Sabahın yedisinde
Acılı haber
Erken yetişti pencereme
Anam ağıtlı bir halde
Oğlum bir haberim var sana,
Baban şu an hastanede
Durma çabuk gel eve,
Dizlerim tutmaz oldu
Kaldım olduğum yerde,
Bir anda irkildim
Geldim kendime
Anne bir şey mi oldu
Babama dediğimde
Annem soğuk bir dokunuşla
Kardeşine haber vermeyi unutma
Bir an evvel gelin memlekete
Çat telefon kapandı yüzüme
Anladım ki çekildi perde
Yıldızlar döküldü pençe pençe
Vakit tamamlanmış
Can dayanmış kemiğe
Çaremi çırpınma dövünme
Çok dua ettim yüce Rabbime
Metanet verdi dizlerime…
Hayat bambaşkaydı o gün
Sekiz saat gittim otobüste
Nihayet vardım bizim ele
İlk karşıma çıkan abime,
Söyle ne oldu dediğimde
Bakakaldı gözümün içine
Sonra oturdu olduğu yere,
Babam babam dedi
Birkaç defa;
Tuttum kollarını elimle
Ne oldu babama
Söyle Allah aşkına
Birden boşandı
Yaşlar yüzüne;
Anladım ki babam
Çoktan gitmiş Rabbine
Kuşlar uçmuyor gökyüzüne
Yazları patoza giden adam
Veda etmiş Harran eline,
Toplandı aile fertleri
Dizimin dibine
Bir çift sözüm oldu
Onların hepsine,
Her canlı ölecektir mutlaka
Babam da canlı olduğuna göre
Oda gitti geldiği yere,
Bağırmak ağlamak
Olacaksa fayda
Gelin birlikte bağıralım
Çıkıp sokağa,
Bu veciz hatırlatma
Döndürdü herkesi hayata
O günden sonra
Güneş yeniden doğdu
Bizim sisli ocağa…
Güneş doğdu doğmasına da
Gecenin karanlığına
Gömülenler oldu daha sonra,
O gündür bu gündür
Hep babam gelir rüyalarıma,
Galiba çok kızmış çocuklarına
Yoksa neden gelir hep yanıma
Ey baba!
Rahman ve Rahimden
Rahmet diliyorum sana
Çok yorulduk
Halımıza bir baksana
Belki ruhun dolaşıyor aramızda
Biz bundan habersiz yaşasak ta,
Hakkını helal et çocuklarına
Yoksa karanlıklar,
Hiç gitmeyecek uzaklara!
Yıl:27.04.2006
Saat:01.00—01.25
Çengelköy/İst
(E.KEKEÇ)

15 Haziran 2008 Pazar

SEDEF KOKUSU



Bu şehir ovada
Aslanlar yatağında,
Haritanın güneyi
Dağlardan aşırı
Kuşlar tünemez
Bol olur yeli!
Irgatlar pamuklara
Leylekler ayrıklara
Beyazlar bir başka…
Çıngılar çıkar yazları
Hararet kavurur
Ovayı bayırı,
Teksas şapkalı
Pamuk sucuları
Omzunda kürek
Lösleye lösleye
Bata çıka çamura
Çevirir suları!
Bu şehir güneyde
Ağıtlar gömülü iliğinde
Asi bir suyu var
Tam orta yerinde;
Esatın babası
Birden kesince suları
Lağımlar kokutur
Dört bir yanı;
Böğürtlen dikenleri
Sivrisinek yuvaları,
Güneş aşınca dağları
Tıngırdar köylü çocukları
Elinde havlu
Bir oyanı bir bu yanı
Vururda kollar bacakları,
Her tarla başında
Bir cibinlik kurulur akşamları;
Bu şehir çok ötede;
Tam fecir vaktinde
Güzel bir seda gelir
İçli yüreklere
Dar sokaklardan
Tıpır tıpır dökülür
İnsanlar salât etmeye…
Bu şehir 1939’da
Bir el verdi
Ankara’daki meclise
Verdi vermesine de
Bu el yetmedi efendisine
Bir başka el
Doldu içine…
Dereler karıştı
Bulandı çevre
Güpegündüz orta yerde,
Bende kırıldım
Gitmiyorum o şehre,
Uzun çarşıdaki
Sedef dükkânı
Sedef gibi kokar
İçerimde!
Bu şehir varya
Bağımlılık var
Havasında suyunda,
Köşkerin elindeki bizi
Delip geçse avuç içimizi,
Bakır kazana atılan
Kalaydan çıkan
Pis duman kokusu
Kavursa da boğazımızı
Yine de bir başka
O şehrin tadı!
Caddeler sokaklar
Cıvıl cıvıl,
Düğün şenlik havasında
Selam aleyküm
Mahamet ağa
Sevgisinin içinde
Olur mu hiç, hile hurda,
Kasap Ahmedin
Gözler önünde
Kestiği budu
Evire çevire
Zırhla doğrayıp
Özenle yaptığı tepsi
O şehirden başka
Nerde var ki!
BU şehir taa güneyde
Künefenin doğduğu yerde;
Akşam olur Arap kızları
Kol kola dolanır sokakları
Kimse görmez onları
BU şehir çok beride
Kel Dağa varmadan önce
Sempiyer hemen tepesinde
Harbiye şelaleleri
Güney kesiminde
Habibi Necar gibi biri,
Yüreğinin tam içinde;
Orda birisi var
İçin için ağlar
O gözyaşları
Ancak anamdan akar!
Asi susuzluktan
Yoksa ne yapar…
Ben o şehirdenim işte
O şehre mersiyeler değil
Methiyeler dizeceğim
Her taşına
Bir gül dikeceğim!
Yıl:19.04.2006
Saat:24.00—24.50
Çengelköy/İst.
(E.KEKEÇ)

12 Haziran 2008 Perşembe

SON NEFESİM

Senden yana hep söyleyeceğim,
Patlamış goncalarla sana geleceğim
Anneye hasret çocuk nasıl yanarsa
İçimde bir yerim öyle yanar sana!
Senden yana hep söyleyeceğim,
Yüreğimle yüreğine gireceğim
Arılar polen için nasıl gezerse
Her çiçekte izini süreceğim!
Senden yana hep söyleyeceğim,
Sen güneş ben zaman peşinden geleceğim
Aşkın narından üfledin bana
Bu yangını sende söndüreceğim!
Senden yana hep söyleyeceğim,
Kayan yıldızlarda taşınır hücrelerim
İnci mercan değil, bunlar benim yüreğim
Aşkım dökülür ellerine sökülse yüreğim!
Senden yana hep söyleyeceğim,
Sensiz bu denizlerde neyler gözlerim
Sahrada kum gibi yanar her yerim
Bir ateş ki sensiz savrulur küllerim!
Senden yana hep söyleyeceğim.
Eledim eledim kalan senin sevgin
Gökle yer öpüşse kesilmez nefesim
Senin aşkın olsun son nefesim!
Yıl:03.06.2007
Saat:01.10----01.40
Çengelköy/İst.
(E.KEKEÇ)

7 Haziran 2008 Cumartesi

SEVMEYİ SEVDİM

Gecenin karanlığı çöktüğünde
Güneşten sonra,
Yıldızlardan kopan
Meteor taşları altında
Selamlaşıp baktığında bana
Senin o bakışlarını sevdim!
Yorulmadan gidip geldiğin,
Kurbağa sesleri arasındaki
Hasta yollarını sevdim,
Dona kaldığında meyveler ağaçta,
Onları incitmeden kopardığın
O narin parmaklarını sevdim!
Tomurcuklanmış çiçekleri
Kimse koparmasın diye
Cam kavanozlarda özenle sakladığın;
O titiz davranışlarını sevdim!
Ülke coğrafyasının acılarını,
Yüzlerinde çizgi çizgi anlatan
Zavallı anaların gözlerinden akıttığı,
Damla damla dökülen yaşların
Ana kaynağı, senin o yüreğini sevdim!
Tüm kolları vahşice budansa da
Kesilen kollar daha haşin göverir
Verimli toprakta yaşadıkça, dediğin
Umut dolu sözlerini sevdim!
Sen bensiz ne yaparsın,
Düşündüğümde seni
Bırakmak istemiyorum bu halde
Düşene vuran eller kırılsın,
Hayat felsefem budur benim,
İşte senin hayat felsefeni sevdim!
Seni sevmeyi sevdim…
Dokunaklı okuyuşlarını
Saf temiz yüreğini,
Ahmakça olmayan
Sevgi dolu gözlerini
Yüreğindeki heyecanını
Heyecanının verdiği sıcaklığı sevdim!
Yirmi altı marttaki hazırlığı,
Yirmi sekiz mayıstaki durgunluğu
Gecenin mehtabındaki gölgeni
Yorulmayan aşkını sevdim!
Aşkın bir adı da yorulmamaktır
Senin yorulmadan sürekli yürümeni
Yürüdükçe çoğalan sevgini sevdim!
Buğday başağı gibi
Bire on veren
Almasa da karşılıksız sevmeyi beceren
Koyu karanlıkta bir kıvılcım gibi,
İnsanlığa bir anıt olan
Senin gönlündeki patlamaya hazır,
Tüm sevgileri sevdim!
Ben seni sevmeyi sevdim!

Yıl:30.01.2004
Saat:10.15—10.40
Kadıköy(f.b.merkezi) İst.
(E.KEKEÇ)
not:eşime ithaf olunur!....

2 Haziran 2008 Pazartesi

YAŞAM NOTLARI

Sen bilirsin ne diyeceğimi
Yaşayacaksın inadına
Derdim ya hep,
Kazılsın sökülmemek üzere!
Yaşayacaksın bıktırırcasına
Daldan dala konan bir serçe,
Her çiçekten polen alan
Kışın yaşamadığı sanılan
Baharda vızıltılaşıp
Etrafa yayılan
Bir arı gibi yaşayacaksın,
Çaktırmadan ve çalışarak!
Yaşacaksın karanlıklara inat
Aydınlığı avucunda
Umudu yarınlarda
Arayarak koşacaksın
Kimsesi olmayan yollarlara!
Bir kıvılcım gibi yaşacaksın
Hep önde gideceksin,
Işık yayılmadan
Gümbürtü koparmayacaksın,
Severek yaşayacaksın
Sevmediklerin arasında
Hem de öyle seveceksin ki,
Sevgisizler sende bulsun kendini!
Seveceksin ölesiye
Doğmamış çocuğu
Yağmurdan sonraki güneşi,
Seherde öten üveyiği
Kışın yerine geleni
Kaya dibindeki gölgeyi
Gece gülümseyen çehreni
Yani seveceksin,
Kendi kendini!
Kendini severken
Yaşamayı bileceksin
Sevgidir yaşamak dediğin
Hatırlamazsın doğduğunu
Nasıl emeklediğini bileceksin,
Emekleyerek başlar yaşamak
O günlere dön bir müddet
Gelişen bacakların
Atletik vücudun
Sempatik yüzün
Tombul tombul pazıların
Alnına dökülen perçemin
Nasıl varsa hafızanda bu gün,
Onların büyümesi gibi
Yarınlarını büyütmek için
Kendini severek yaşayacaksın!
Zekice yaşamanın kuralı bu
Uyanık dur her zaman
Tilkilerin çoğaldığı bir çağda
Kurnazlık geçmesin yanından
Sansar gibi bekleme inde
Punduna getirmek değil görevin,
Koy yüreğini ortaya yere
Herkes adam gibi,
Adam görsün!
Adam gibi yaşayacaksın
Adamların tükendiği günde,
Daralsa da çemberin
Hepsini göğüsleyerek geçeceksin;
Yoksa nerde kalır yaşamak dediğin!
Yaşamak, adam gibi yürek ister
İşte o yürek, sende var, bilirsin
Sen o yüreği sevmelisin
Başkası var mı senin için
Kendine inanacaksın
Böyle biline hayat;
Umutla,
Görmediğin günler anısına
Yüreğinde hissederek
Her şeye inat
Yaşamayı becereceksin,
Durduğunda ve yürüdüğünde
Dimdik duracaksın,
Yaşadığın görülmeli
Çıldırtmalısın,
Seni yaşamdan koparanları!
Onlara inat
Umutla ve inançla
Yaşamalısın,
Yaşamadığın günleri!
Budur kendini sevenin hali
Bu enerjinin tümü sende gizli
Yaşamak için patlat kendini
Karanlıkları delerek yaşamanın
Tam zamanı şimdi!
İşte! Sen karanlıklara inat
Aydınlık taşıyan birisin
O aydınlıklar uğruna;
Ölmemek için yaşayacaksın,
Sen yaşayacaksın
Yaşadığını kanıtlamak için,
Sevgisiz ve umutsuzlara…
Sevgisizler içinde
Umutla inadına
Yaşamak için yaşayacaksın,
Sen yaşamak için geldin!
Yıl:28.12.2004
Saat:01.30—02.10
Çengelköy/İst.
(E.KEKEÇ)

28 Mayıs 2008 Çarşamba

BUHURDANLAR YANSIN

Ağlasam göl olur mu yaşlarım
Ahımı işitir misiniz derinlerde
Divane serseriyim geçmişime
Ne günler savurdum yele
Görmezseniz özlenirmiyim sizce
Ne halaylar çektik el ele
Kararan gecelerim taş üstünde
Muhabbet kuramadım kendime!
Ağlasam sel olur mu yaşlarım,
Bahtıma ateş dağladım
Sis ve selva üstüne
Çiçekler soldu elimde,
Ne yaman süzülürdüm gözlerde
Avucumda oynadığım bilyelerle
Gül derlediğim o günlere
Takıldım bir bakış hasretle!
Ağlasam tutar mısınız?
Gözyaşlarımı gözünüzle,
Yorgun parmaklarım takıldı
Mum ışığında sert yere;
Getirin masum çocukları
Dokunsunlar küçük parmaklarıyla
Burnumdaki eski çerçeveye,
Yaşlılar doluşsun etrafıma
Görerek baksınlar alnıma
Kutsasınlar yayılanları etrafıma,
Buhurdanlar yansın başımda
Misk kokuları dağılsın sobayla;
Hayat dolu kızlar gülümsesin
Masmavi berrak göğe,
Ölümün gelini halaylar eşliğinde
Tebessümler dağıtıyor yüzüme…
Ağlasam sesim gelir mi?
Dumanlar çöken iliğinize
Bizarım gidiyorum gurbete
Dertlerin türlü türlüsü sineme
Taht kurup kökleşti hücrelerime
Kelebek gibi hafif tenime
Reva mı bu acılı mersiye…
Saldırdı akbabalar pençeleriyle
Garip geldim, garip gidiyorum işte…
Ağlasam görünmez yaşlarım
Odunlaşmış yüzlere,
Ahlarım yükseldi çoktan göğe,
Hesapların görüldüğü günde
Yapacak bir şeyim yok sizlere
Sevdiklerim ahu figan etse de
Garip geldim garip gidiyorum Rabbime!
Yıl:14.01.2005
Saat:15.40—16.00
Kuzguncuk/İst
(E.KEKEÇ)

SON NEFESİM

Senden yana hep söyleyeceğim,
Patlamış goncalarla sana geleceğim
Anneye hasret çocuk nasıl yanarsa
İçimde bir yerim öyle yanar sana!
Senden yana hep söyleyeceğim,
Yüreğimle yüreğine gireceğim
Arılar polen için nasıl gezerse
Her çiçekte izini süreceğim!
Senden yana hep söyleyeceğim,
Sen güneş ben zaman peşinden geleceğim
Aşkın narından üfledin bana
Bu yangını sende söndüreceğim!
Senden yana hep söyleyeceğim,
Kayan yıldızlarda taşınır hücrelerim
İnci mercan değil, bunlar benim yüreğim
Aşkım dökülür ellerine sökülse yüreğim!
Senden yana hep söyleyeceğim,
Sensiz bu denizlerde neyler gözlerim
Sahrada kum gibi yanar her yerim
Bir ateş ki sensiz savrulur küllerim!
Senden yana hep söyleyeceğim.
Eledim eledim kalan senin sevgin
Gökle yer öpüşse kesilmez nefesim
Senin aşkın olsun son nefesim!
Yıl:03.06.2007
Saat:01.10----01.40
Çengelköy/İst.
(E.KEKEÇ)

20 Mayıs 2008 Salı

KONUŞAN ADAM

Yazın yürüdün mü?
Yazıda bayırda
Su çevirdin mi tavalara
Kürek omuzunda
Çamura batmış ayaklarla…
Kurumuş tıkanan boğazına
Güneşin altında kaynamış
Sular indi mi damla damla…
Nerede savurdun yılları
Ağaçlar üzerindeki kamışlarla
Gölgelendin mi haymada
Umutların bekledi mi güzü
Bir lokma ekmek uğruna,
Geceleri aldın mı koynuna
Pamuk harallarını yatakta…
Heba olan yılların ardına
Bir naat yazdın mı kayalara,
Öğrendin mi sabrı
Bulanık dereye attığın oltada,
Kuzuların büyümesi için
Horoz ötüşüyle çıktın mı?
Şafaktaki soğuk rüzgâra…
Karıldı mıhamurun acılarla
Salyangoz topladın mı akşamları
Dolunay ışığıyla çayırlarda…
Yılanın boğazına tıkandı mı ellerin
Bir cücüğü yemesin diye,
Yalnız oturdun mu öbürde
Soğuk bir kayabaşına…
Güneşin batışını gözledin mi?
Kırmızımsı ufka veda ederken,
Gece yarısı baykuş öterken
Merakla sordun mu babana,
Hastalık uğradımı yanına
Serdiler mi bir yatak altına,
Neden iyileşmiyorum baba
Diye merakla aradın mı deva
Kışın hastalık gitmez mi,?
Hiç çıkmayacakmıyım dışarı
Baharda gelir Allah’ın ilacı
Böyle konuşmalar oldu mu?
Babanla aranızda…
Yoksa acılar dokunmadı mı?
Köpek bağlı kapılara…
Şafak sökende açtın mı?
Uyku dolu gözlerini sabaha,
Vızlayarak sıtma yayan,
Hiç ayrılmayan tabibler
Enjektörle kan almak için
Kondumu örtülmeyen koluna…
Silah omuzda acımasızca
Eşkiyalar dayandı mı?
Bir tekmeyle açılan
Gıcırdayan tahta kapıya…
Soludun mu avuç avuç
Buram buram kokan toprağı…
Kala diktin mi uzun taşlarla
Vurdun mu onurla onlara
Badanaj yapan motorların
Çıkardığı oyuklarda
Daldın mı deliksiz uykulara,
Güzel günlere varmak umuduyla,
İğnelik böceklerini çaktırmadan
Yakaladın mı iki kanadından…
Ya kelebek uçurdun mu?
Uzaklardaki hayallerini
Getirmek aşkıyla…
Neden susuyorsun
Konuş Allah aşkına,
Kırıldım sana
Durmuyorum yanında
Ben çaldım ben söyledim
Durup baktın alnıma
Olmaz ki böyle konuşma…
O yakada hayat bir başka
Bu rehavet uğramaz oralara
Bir buharanın altında
Biribirine değer insanlar
Omuz omuza…
Bir tezek atılınca ocağa
Sıcaklık değer avuçlara
Onlara sorarsan
Bu hayatın tadı bir başka
Yaşama gözünü açtığında
O dere bu dere
Gitti geldi tarlalara
Sorsan biliyor mu?
Ne var başka yerde
Yamyamlar sarmış çepeçevre
Devlet dert yüklemiş beline
Gelsede almaz kimse içine
O yakadan geldim işte
Gülmez mi insan misafire
Devleti Ali Osmanide
Eller uzanırdı o yere
Doktor Vali Ebe
Birlikte giderdi el ele
Hele bakın demorasiye
Devlet yüklenmiş kediye
Çırnak gösteriyor millete
Milli gelir dedikleri neyse
Bölüştürüldüğünde herkese
Dört binler gelecekmiş ceplere
Bir ekmek gelmedi bizim ele,
Peki devlet nerede
Görmeseydim sizi bu halde
Zeval gelmesin diye devlete
Dua edecektim Rabbime…
Apsyle dertler bizim ele
Dolarlar savruldu ötekilere
Bir bakın terminolojiye
Orada sosyallik ne
Adalette yazıyor belkide
Hukukta var H harfinde
Kurt koyunlara şah edilse
Acaba yapar mı böyle!
Herhalde şükreder haline
Elindekine göz dikersiniz diye
Bir daha uğramaz bu ülkeye…
Bir deli söylerse
Benim gibi sizlere,
Bir nokta koyun
Düşünün gündüz ve gece
Yoksa Güneş doğmaz
Bir daha üstünüze!
Yıl:26–27.01.2005
Saat:0.20---01.50
Çengelköy/İst.
(E.KEKEÇ)

19 Mayıs 2008 Pazartesi

SANADIR BU SEVDA

Ölüm açılıp saçılmasın öyle
Yakama ilikledim düğmelerle
Gök geçerken durdu üzerimde
Sahra güneşiyle el ele…
Soğukta kuruyan gövdeme
Bir damla su geldi Güneşle
Dön gel sanadır bu sevda
Bu gün bir gül kurudu avuçlarımda!
Beyaza bürünen gece
Can kattı kurumuş gövdeme
Sevda masalım yazıldı göğe
Güneş okudu gözlerine!
Eylemde kelimeler kafamda
Bitap düşmüş ölüm asılı yakamda
Rahme atılmış tüm yeni tohumlarda
Sen göverdin güneşin göbeğinde!
Yıl:05.05.2004
Saat:14.00—14.20
Kadıköy/İst.

(E.KEKEÇ)

SOLDURMA BU KALBİ

SOLDURMA BU KALBİ

Kalbim avuçlarımda geldim sana,
Bulvarlara savrulmuş yaprak gibi
Yıllar oturmuş omuzlarıma
Hıçkırıklar dolmuş boğazıma
Çocukluğum benden uzaklarda
Yaradan aşkına baksana avuçlarıma!
Kalbim avuçlarımda geldim sana,
Parçalanmış bir vatan misali
Baykuşlar yuva kurmuş kafama
Çıngıraklı yılan kıvrıla kıvrıla gelir yanıma
Gençliğim ıskarta mal gibi dizilmiş tezgâhlara
Oy havar! Yüreğimle geldim baksana halıma!
Kalbim avuçlarımda geldim sana
Çatır çatır susuzluktan çatlamış Harran gibi
Kösnü köstebek yılan için bayram yeri
Bu bedende rahat etmeyen kalbi
Ellerime alarak sıcakta aradım seni
Yaradan aşkına soldurma bu kalbi!
Yıl:09.06.2007
Saat:14.30---14.50
Çengelköy/ist.
(E.KEKEÇ)

17 Mayıs 2008 Cumartesi

YAZ DAYANDI

Kargaşanlar,
Dere kenarında
Umutsuz vaka,
Leylekler uykuda,
Yazdan sıcaklık
Vurdu dallara
Serçelerin balayı
Söğüt ağacında;
Kırlangıçlar
Halayın başında
Benekli güvercin
Davetiye peşinde,
Nöbete dikldi
Kargalar karşıda,
Yazının komutanı
Turaç seslense de
Kimse yok
Nöbet yerinde!...
Bir bir patladı
Dalında papatya
Çayırlar dayandı
Kırlangıcın boğazına,
Bir tel vurdu
Üveyik ekvetora,
Yelkendi bulutlara
Leylek ve turna!...
Erzaksız çıktılar
Uzun yola,
Toros Dağlarında
Verdiler mola
Oradan dağıldılar
Dört bir yana,
Açılan her kolda
Çiçekler döşendi
Yollara,
Çok sesli
Koro eşliğinde
Yaz dayandı Anadoluya!...
yıl:28.01.2004
saat:12.40-13.50
(E.KEKEÇ)KADIKÖY/İST.

BİLİNMEZ DENKLEM

Kırağı mı kar mı
Bilinmez hiç
Bilinenlerle kuruldu
Denklem
Bilinmeyenleri çözmek için!
Bilinenler bir iki
Bilinmeyenler yanında ne ki
Sonsuz kar zerrecikleri
Nasıl bilinebilir ki,
Hepsini bilinmeyenlere
Eklemeli,...
Gökyüzü duman
Yerküre kaygan
Bilinenleri ne tarafa koysan
Bilinmeyenlere kayar denklem
iki bilinenle
Sonsuz bilinmeyene gitmek
Çok da kolay olmasa gerek!
Her zerre kar,
Bir bilinen
Bilinenler bir araya
Gelince,
Kalmaz bilinmeyen...
Gökyüzü döşendi
Beyaz perdelerle
Perdeler çekilse de
Güneş gelmeyince
Cümle alem
Kalır orta yerde!...
Sual edilmez sebebine,
Beyaz giysilerini
Giymiş her yan
Ağaçlardan sarkan
Beyaz kaplan,
Bilinenleri avlayınca!
Herkesin donduğu kardan,
O zaman anlaşılır
kar,
her yan...

yıl:22.01.2004
saat:12.40-12.50
kadıköy/ist.
(E.KEKEÇ)

AŞK CELLÂDI

Bir ömür yazısı
Aşk cellâdının elinde
Mahkûm olsam ne,
Kurumuş çiçekler dalında
Yosun bağlamış sular
Bakışlar çatallanmış
Çıkınım açılmış
Bir soğan birde tuz
Ekmeğim çalınmış;
Keskin kılıç
Onun elinde
Bunun elinde
Aşk cellâdı vursun başımı,
Ne fark eder!
Bir ömür yazısı
Alnıma vurulmuş
Mahkûm damgası
Anlatsam ne
Anlatmasam ne
Elbet bilir
Bu işin ustası;
Eğri ile doğruyu
Hak ile batılı
Hakka karışmış hileyi
Anlar mı bu terazinin
Kalaylı kefesi,
Varsın ayırsın bedenimi
İşte o aşk bedevisi!

Yıl:28.03.2007
Saat:18.40---18.50
Çengelköy/İst.
(E.KEKEÇ)

TÜRKÜLER

Bir ayrılış hikâyesi
Yaşanmamış anılar bizimkisi,
Yaşam dopdolu
İmgeler yerli yerinde
Cehennemden öte
Var mı başka öte
Bir masal gibi
Başladı ve bitti,
Hikâye neyin nesi!
Bir türkü çal ardımdan
Dağlardan aşağı yankılanan
Demirbağın Harput hoyratından…
Ninniler dindirmez acıları
Maniler neyler sancıları
Hikâye değil hayattaki
Yaralı yüreğimin her yanı
Bulun getirim Abdurrahmanı
O güzel söyler,
Kerkük türkmen hoyratını…
Türküler ah türküler!
Acımızı süpürüp götürürler,
Barak elinden beri
Kim bilir Döne gelini
Bilen yoksa hikâyesini
Arapoğlu okusun Döne gelini…
Karacaoğlan derki,
Kondum göçülmez
Toros Dağlarından
Aşağı inilmez,
Acıdır ecel şerbeti içilmez
Türkülerle geldik
Türkülerle gideriz
Biz türküler memleketindeniz!

Yıl:04.05.2007
Saat.22.00---22.25
Çengelköy/İst.
(E.KEKEÇ)

13 Nisan 2008 Pazar

VAKARLI BİR TORUNUM

Kürt Dağının eteklerinde
Kazmalarla yapılan sekilere
Bir zeytin döşenmiş nasırlı ellerle
Dedem Yemen savaşından dönende,
Bir bir atlamış kelle koltukta
Çakır dikenleri üstünde
Günlerce uykuya dalmış
Zeytin ağaçları dibinde
Oraları anlatırken ağlarmış içten içe,
Tam dokuz yıl savaşmış Yemen çöllerinde
Karanlık çöktüğünde Arap ellerine
Arkadan vurmuşlar araplar hep birlikte
Dedem acılı yüreğiyle çıkmış yollara
Çakır dikeni ayağına saplandığında
Arapların çaldığı botları gelmiş aklına
Dedem o acıları taşırken yüreğinde
Dikenler çarık olmuş çıplak ayağına,
Zeytin ağacının koyu gölgesinde
Bir an dinlenip gelmiş kendine
Cephanelikteki mermi gibi tane tane
Zeytinler saplanmış fravunun göğsüne
Fravundan kaçan Musa!...
Çömelmiş zeytinin dibine
Kendine gelecek her hayra
Muhtaç olduğunu söylemiş Rabbine….
Kader ortağı olmuş Musa dedeme,
Dedemde yönelmiş her şeyin sahibine
Hakkın rahmeti inmiş zeytin dibine
Dedemi ulaştırmış kendi eline,
Hacı Burhan gece geldiğinde evine
Bir genç bıyıkları yeni terlemiş onsekizinde
Yatıyor aynı evde nenemle birlikte
Bunu görünce acılarla kıvranmış yerinde
Nerden bilecek dedem,gittiğinde
Dokuz yaşındaki çocuğun geldiğini onsekizine
Sabır ve metyanetle dalmış içeriye
Yabancı dağ eşkıyası gibi gelmiş neneme
Seni asla alamam! Yiğidim yemende
Dokuz yıldır hasret kaldım sesine
O vatan için savaşıyor birlikte Kemalle!
Düşmana yiğitçe direniyor Yemen çöllerinde
Bu yavrumu bağrımda büyüttüm kuru ekmekle
Yiğidimin bayrağını yere düşürmesin diye
Deşme acımızı savış git geldiğin yere!...
Dedem, şükrederek sarılır fidan boylu erine
Belindeki iri benle tanıtır kendini neneme,
Nenem Burhanım diyerek sarılır dedeme!
Düşman girerse bizim memelekete
Allah’ın izni ile çarpışırım yine,
Gözümü kırpmadan tam yirmi sene…
Vatan kutsaldır bizim yüreğimizde
Evlad’ı iyalımızdan ayrı kalsakta
Çiğnetmeyiz onurumuzu kimseye
Hedefimiz insanca yaşamak yeryüzünde
Çakır dikeni saplansada iliğimize
Bu bacak feda olsun ülkemize
Ben Hacı Burhan! Vasiyetim size
Parçalansa bedeniniz yüz kere
Vakarlı yaşamak yakışır benim neslime,
Ben böyle bir dedenin torunuyum işte,
Eğilmez asla başım hiç kimseye
Vasiyete uyarım ben tüm hücrelerimle
Parçalansa da bedenim bin kere
Ruhum tutsak olmaz hainlere
Dedem gibi bende,
Giderim bir gün Hakkın yanına,
Rahmeti inmiş Hakkın, nüzerimdeki zeytin dalına!...

Yıl:05.06.2004
Saat:09.10----10.30
Kadıköy(FEN BİL.MERK.)
(E.KEKEÇ)İST.

HAYAT OLSUN

Bir hayat olsun
Kaydedilmeğe değer..
Büyüklenmeden büyüyen
Tırnaklarıyla didinen
Hakları kutsal bilen
Şahitlikte kıyam eden
Saygıda susturan
Sevgide küstüren
Ona buna değil
Okları kendine döndüren
Bir gün olsun
Yaşama yenilmeyen,
Bir hayat olsun
Kaydedilmeğe değer!…
Gün gün eriyen
Küllerinden yeniden dirilen,
Problem değil
Problem çözen
Güneşe gitmeden
Güneşle sevinen
Beyaz kumlara serilen
Dikenlerin gül verdiğine
Şükretmesini bilen
İlahi takdire imrenen
Bir hayat olsun
Kaydedilmeğe değer!..
Yaşamak için yaşayan
Kazanmayanmayı
Yaşama bağlayan
Yığdıkça yığmayan
Çakalları nöbete koymayan
Vurunca kafayı
Deliksiz uykuya dalan
Gelen güne umutla bakan
Gecenin mehtabında
Gönül yakan,
Yoldaşı umut ve inanç olan
Bir hayat olsun
Kaydedilmeğe değer!..
Düşündüğünde ve konuştuğunda
Ayakta dimdik durduğunda
Yapmadıklarını anlatmayan
Yaptıklarıyla sevinmeyen
Yapamayacaklarını vadetmeyen
Bir fani olduğunu bilen
Müstağnilikten uzak giden
Kaderine boyun büken
Akli idrakle muhakeme eden
Mutlak galibe sonu veren….
Bir hayat olsun
Kaydedilmeğe değer!...
Benlik senlik bilmeyen
Ne olursan ol gel diyen
Hakkı hak bilip
Kelleyi veren
Dağlarda divane gezen
Yaradadan ötürü
Her zerreyi hoş gören
Yakında yakmayan
Uzakta sönmeyen
Bir hayat olsun
Kaydedilmeğe değer!....


Yıl:29.03.2007
Saat:18.10-18.25 arası
Çengelköy/
(E.KEKEÇ)İST.

30 Mart 2008 Pazar

GÖZÜMDEKİ IŞIKLA

Safa Merve arası yerim
Merveye yüreğimi verdim
Deryada uçar bazen görünürüm
Baharda şahlanır coşarım
Gönlümden gelen o ezgim,
Besteler ellerim söyler yüreğim!
Sıcak kumlarda gezdim
Mervede ferahlayıp serinledim
Kendiliğinden döküldü bu ezgim
Deryada martı gibi uçtu yüreğim
Baharda aktı göz yaşlarım
Bu benim bahtıma yazılan ezgim...
Tane tane döküldü yapraklarım,
Eskimiş sevdaları ben neylerim
Hoplatır yüreğimi yeni ezgim
Kalk bari yare gidelim,
Derya çıldırsada ben geçerim
Aldırmaz fırtınalara o saf ezgim!
Deryada yürüdüm, mervede yüzdüm
Baharda kuruyup kışın filizlendim
Güzün canlandı, yazın döküldü ezgim
Anlayan yüreklere çizildi resmim
Hayal olsada bu benim sevdalarım
Loş karanlıkta döner ezgiye dudaklarım!..
Ezgiye ayrılmış yüreğimde bir yerim
Nedir bu bestelerden çektiklerim,
Deryada uçtu kayboldu hayallerim
Martıların kanadında bu ezgiyi gizledim
Viran olmuş beynim ve hayallerim,
Gözlerimdeki ışıkla bu ezgiyi besteledim....
..................
...............
..............
29.04.2004
(E.KEKEÇ)İST.

GEÇMİŞE DAİR

Ah ulan ah !
Kahbe dünyanın uşakları
Kaya gibi katı ruhlarınızı
Kütükte dirhem dirhem doğrasam
Gitmez Vallah'i yüreğimdeki acı
Ah ulan ah!
Getiremiyorum geçen yılları
Ömrüm elinizde buz gibi eridi
Sermayesi çalınan tacir gibi
Karıştırıyorum eski defterleri
Her sayfada ihanet izleri
Silgiler silmiyor bu lekeleri
Bir ömür daha yok ki
Yok sayam bu hüzün ve kederleri..
Ah ulan ah!
Şarap yapıp kanlarınızı,
Duble duble dağıtsam akşamları
Zevkle içip kuduranları
Almasa meyhanenin koltukları
Dindirmez Vallah'i yüreğimdeki acıları....
...................
................(.E.KEKEÇ)İST

DUNYA MALIN

Ölüm var gardaş ölüm,
Sanma ki alam benim
Ölüm var gardaş ölüm,
Gelipte hiç gitmeyen kim!
Ölüm var gardaş ölüm,
Soldu gölgede gülüm
Ölüm var gardaş ölüm,
Sustu ağzım ve dilim
ölüm var gardaş ölüm,
Bu evrende kral benim
Ölüm var gardaş ölüm,
Çürüdü benimde kemiklerim
Ölüm var gardaş ölüm,
Doymuyor kara toprağım
Ölüm var gardaş ölüm,
Nedeyim dünya malın!
Ölüm var gardaş ölüm,
Gitti adem ve Muhammedim
Ölüm var gardaş ölüm,
Rahman'dır benim tek sevgilim!
Ölüm var gardaş ölüm,
Dünü atıp bu günde kalayım
Ölüm var gardaş ölüm,
Kimseye kalmaz yerim!
Ölüm var gardaş ölüm,
Gençlik gitti sitemkarım
Ölüm var gardaş ölüm,
Büküldü bel tevbekarım!
Ölüm var gardaş ölüm,
Viran olmuş bedenim
Ölüm var gardaş ölüm,
Huzuru ala'da ben nederim!....
......................................
..............................
10.02.2004
(E.KEKEÇ) İSTANBUL

SORUMSUZCA

Güneş ışıklarını saldığında
Saçların dağıldı omuzlarında
Görülmez bu yırtıcı timsahta
İndirdin garibanları kursağına,
Baykuşlar tünedi gariplerin evinde
Kaldırım taşları ezildi senelerce,
Ağaçlar küskün dallar yerde
Sular bulanık akmıyor dere,
Çocuklar hırçın analar nede!
Köprü kuruldu iki tepede
Avrupa şenlik Asya komada
Ah İstanbul ah!sen ağlama...
Yollar dumanlı görünmez kara
Denizler durgun, dalgalar zıvanada
Bebekte bir villa kapıda levha
Emirganda hüzün,çocuklar yatakta
Ana kaynatır taşı sıcak kazanda
Baba ekmek derdinde sokakta
Gölgesine takılır bir katil peşinde
Saplar bıçağı ensesine indirir yere
Kaldırımlar sıcak yatak olur garibime
Ana kazan başında hala beklemede
Çocuklar ekmek gelecek diye sevinmekte,
Acılı bir ses var baykuş öter direkte
Babanın cesedi gelir sedyede
Al kan,şıpır şıpır damlar, dereye
Vahşi hayvanlar duramaz yerinde
Bir masum garip öldürüldü diye!
Ahu figan eder sahipsiz dere
Levhada asılı dikkat köpek var bu evde!
Köpek olmasa yaşar mı insan bu halde
İnsanın köpekleştiği çağda garibi kim nede...
Ah istanbul ah! sen ağlama
İki elin uzandı iki kıtaya,
Çocukluğundan beri omuzunda,
Taşıdın zibidileri sorumsuzca!..
...............
...............
08.06.2004
(E.KEKEÇ)İST.

14 Ocak 2008 Pazartesi

Yadigar Gòtùr

Sair Celali den Bir Siir

Ev bark yapmak için tenli mereği
Düzüp kotardığın tepir eleği
Şu gavdan yaptığın tecir tereği
Divan-ı bari'ye yadiğar götür...
_____________________________________

Tarih Agustos 1999 -Not dùstùm tarihe...
-------------------------------------------
Almanya dayim.Gùnlerden bir pazar gùnù.Ve ben pazar gùnù çalismamanin verdigi,rahatlikla,
çalisarak geçen bir haftanin tùm yorgunlugunu atmak istegi ile,1-2 saat daha fazla
uyumak için hala yataktayim saat sabahin 08 veya 08.30 u.Telfonumun yirtici zil sesi ile uyandim.Uyku mahmurlugu ile;-Alo buyrun"dedim.Karsidaki ses"-Selam bile vermeden
"-Mansur hala yatiyormusun.Turkiye de çok siddetli bir deprem olmus ,binlerce insan òlmùs,bazi sehirler yerle bir olmus.Kalk acele telefon et ailene.olayin ayrintilarini ògren ailene birsey olmusmu?Daha sonra bana bildir,bekliyorum." diyerek telefonu kapatti.Tabiki sesinden tanimistim.Vietnamli arkadasim "Nguyan Van Tich" idi.(Vietnamlilar çinlilere ve Tayland veya Filipinlilere gòre temiz,arkadaslik yapilabilecek durustleri oldugu gibi ayni zamanda çok tehlikelilerde.Bazilari gòzùnù kirpmadan insan oldurebilir).
Hertaraf kapali idi.Telefon için çarsiya gitmem lazimdi.Yola çikip tramvay bekleyip merkeze ulasincaya kadar 40-45 dakika geçti.Ailemle gòrùstùm saglikli idiler ama binlerce insan òlmùstù.O an Yùregimde kopan tufanlari kelimelerle anlatamam.Tanimadigim halde,gòrmedigim halde,akrabam olmadigi halde òlen insanlar için aglayabilmenin ve aglamanin,dua edebilmenin ve etmenin anlamini ben, iste o gùn kavradim ve yasadim.O gùn ,o yirtici telefon sesi ve Nuguyan Van Tich'in ayni milletten ve dinden olmasakta baskasinin,benim acimi aci edinmesini hiç unutamiyorum.
O gùnù her hatirladikça hicrana gòmùlmekteyim.Bu vesile ile o gùn terki dùnya eden depremzadeleri rahmetle yadediyorum ve Yaradan'in da onlari Rahmeti ile yargilamasini
diliyorum.
Selam ve dua ile...

Dertlerimle Yaniyorum -- Masal Degil

Onulmaz sancilarin arefesindeyim,
Yùregim yaniyor, yanginlardayim.
Yùregimde,birseyler oluyor,
Geceleri, uyku tutmuyor beni,
Hiçbirsey yeni degil,sana sundugum,
Dertlerimle, basbasa oldugum,
Bir gerçek,gùnes gibi...
Yillarin yùkledigi, dertlerimle,
Yaniyorum, ben simdi.
Mansur A.(Y.K.)
--------------------------------
MASAL DEGIL

Sana sundugum;yùregimin sesi...
Yillarin,sirtima vurdugu,zulmùn òykùsù.
Hazir degilsen,yùrek sizisi çekmeye,
Hiç gelme,bu òykùyù sevdigim, dinlemeye.

Daglara erken dùsen, çigin ùrpertisi...
Erken baharla açan,lalenin,sùmbùlùn òykùsù,
Gònùllere yagan,yagmurlarin sesi,
Irmak olup akan gozyaslarinin tùrkùsù.

Bulutsuz bir gecede,çakan simseklerin,
Dolu vurup,yere serilmis ekinlerin,
Sevipte, alamayan gònùllerin,
Sevdigine hasret,asiklarin tùrkùsù...

Masal degil,sana sundugum,
Siladan uzak,sevdigine hasret hayatin òykùsù,
Gurbette geçen ,yillarin ardindan,
Sevdigine kavusamamanin,yanik tùrkùsù...

Mansur Akran(Y.K.)

Yagmurlar

Yagmurlar sonradan geldi,
Sen varken yoktu.
Sen yanimda iken, bòylemi idim sanki?
Islatabilirmiydi yagmurlar beni?
Yùregim, yerinde yok simdi...
Rùzgarlar alip gòtùrdù.
ùsùyorum...
Yagmurlarin islakliginda,
Ben, sensizligi yasiyorum.
Rùzgarlarda savrulan, yaprak misali,
Sararip solmus,hazani yasiyorum.
Uzaklarda, simdi çok uzaklarda,
Gurbetellerde ben, sensizligi yasiyorum
Mansur Akran (Y.K.)

Not:Siirler gerçek hayatta yasananlara dayanmakta olup
her siirin bir hikayesi vardir.



13 Ocak 2008 Pazar

Siir

Kelimelerin,duygu sùzgecinden damla damla sùzùlmùs halidir siir.Aslinda,sòylemeye veya yazmaya çalismakla tam manasi ile yazilamaz siir.
Siir ,duygu demektir,siir ince his demektir,kisacasi siir yasanan hayat demektir.Bence,yasanmadan yazilan siir yavan bir siir olur. Tabiki istisnalar hariç.Bazan aniden eserek , geçip giden bir ruzgar misalidir siir.Bazan, nereden geldigi belli olmayan, duygu sagnagidir siir...Iste o duygu sagnaginda,kelimelerin o sagnakta yikanarak sekillenmesidir siir...

TOK MİDELER, AÇ VİCDANLAR

  Dediler ki: "Onlar yiyeceğine biz yiyelim!" Dedim ki: Buyurun yiyin efendiler, Yiyin de görün bakalım, Mideyle vicdanın kavgasın...