Ey hurdacı gardaş! ne olur fazla bağırma, Yaşamın anlamı var mı senin o tezgâhında Hurdaları bir karıştır belki bulursun arasında Yorulsam da inadına yaşıyorum yazan bir levha; Sanırım bu talanın konulmuş en altına!... Ey çöpçü gardaş! Ortalığı fazla tozutma Yaşamın bir adı var mı o süpürgenin sapında Kafamı fazla attırma oğlum bak git diyorum sana Dalga geçme benimle yaşam ne arar bu sapta Yaşamak buysa yaşıyorum işte bak halıma!... Ey fırıncı gardaş! Sıcağı bağrına basma Yaşamın anlamı çok mu soğuk, neredeyse gireceksin ocağa Üstüme bakınca beni değirmenci sandın galiba, Nice taşları adam ettim ben bu ocakta Seni de yakmadan git durma karşımda!... Ey duvarcı gardaş! Selam verdim bir baksana, Yaşamın bir tanımı var mı duvarcının lügatında Yoksa yaşamı diri diri mi gömdün harçlar arasına Yaşamı öldürüp de bu duvarları neden yaparsın boşu boşuna O yaptığın koca binaların altı mezar oldu yaşama!... Ey bekçi gardaş! Kim yolladı seni bizim sokağa Yaşamı arıyorum, bir düdük çal da haber yoklasana Sizin nesil tükendi değil mi, bilmiyordum kusura bakma, Yitirdiğim yaşamı arıyorum, param yoktu yazamadım panolara! Atmış numarada oturuyorum,bulursan bir haber uçur kulağıma!... Ey madenci gardaş uzun yollardan geldim bu ocağa, Yaşamın anlamı kara elmastan kara mı sizin kuyuda Bahtıma yazılan ezgilerden getirdim hepsi kapkara, Sizleri unutmadım ama bir somun getiremedim kızmayın bana Yaşamı arıyorum, ne olur beni de indirin o dipsiz ocağa Ey mezarcı gardaş! Mezarcı gardaş, son yolcu ne zaman geldi buraya Yaşamı kaybettim, yaşam diye biri geldi mi son gelenler arasında Fazla uzatma konuş, ne yazıyor son gelenlerin mezar taşında Ey gardaş haberin varmı, yaşamı gömmüşler açılan son mezara Çılgınlığım üstümde bu gün tüm mezarları açık istiyorum Güneş doğumunda Mışıl mışıl uyuyan ölülerden birini alıp koyacağım şehrin tam ortasına Yaşamın yerine ölümü getirdim diye haykıracağım ibret için yeter mi bu manzara!... 01.05.2013 17.00-18.00 EROL KEKEÇ ESENEVLER-ÜMRANİYE/İST
Yılların sisi birikmiş alnıma, Kırk yıl önce bir sapan taşına, Pervasızca harcadım başımı, ahmakçasına O günden sonra ne kaldı beyin dağarcığımda Alnı buruşuk orkestra şefi gibi ayakta, Koro başka alemde ben kendi havamda!... Hep şef oldum kimse laf kondurmadı bana, Bir sapan taşı daha gelseydi sol yanıma, Belki dengede dururdu omzumdaki kafa, Kafamı yastığa koyduğumda,daldım derin uykuya, Ne koro var karşımda ne de cambazlar arkamda Bir rüya ki yürüyorum köyümün çamur yollarında!... Günler ayları,aylar yılları kovaladı ama ulaşamadı bana Dört nala kalkan at gibi çılgınlıklarım üstümde Yalan dolan kahpe kurşunlar saplansa yüreğime, Şef oldum şef,parmakla gösterildim gazinoda, Beni benden çalanlar karşımda gülüyorlar yüzüme Tüm karanlıkları çıkınlayıp gömleğime,gidiyorum bu gece köyüme!... Asfalt yollarda yaya yürürken bakakaldım sürülen toprağa, Sökülen otların burcu burcu kokusu geliyordu burnuma Daldım gittim,benden habersiz savrulan kırk yılıma Hangi dala kondu,kim bilir nerede gizlendi bir gönle Kırık duygular arasında kaldıramaz oldum bu bedeni yine, Anlatamadım şu eşek kafama,bu şehirden yar olmaz anlasana!... Gün batmadan önce durmuşum bir kayanın üstüne, O temiz bol oksijenli havayı doya doya çekiyorum içime, O günlere yaptığım ihanetin bedelini peşin istiyorlar bu günlerde Her sabah apar topar koşuyorum oksijen solumak için iki saatliğine Bir sapan taşı yerine,belki üç taş gelseydi beynime Tencereyi kaynatmak için üç taş olsaydı,hiç gelir miydim bu şehre!... Nasıl geçti gençlik bilmiyorum ama,ihanetin bedeli bu her halde, Hayat,tarla,bayır,yazı ve dikenler içinde geçer mi böyle, Söylenerek gidip geldiğimiz o yollarda aldığım bir nefese, Yemin ediyorum bu şehrin tümünü satarım o sadeliğe, Çamur olsa da köyümün yolları,yüreğim temiz kalırdı yerinde, Ey zaman! Kırk yılımı peşin aldın,ne verdin karşılığında elime!... 30.04.2013--15.40-16.30 Esenevler/İst EROL KEKEÇ
Bu bulut kümeleri Nasılda gidiyor Arkasında kalan Tüm bitkiler, Börtü böcek ne varsa Birden amuda kalkıyor, Ağaçlarda çiçekler Çiçeklerde tomurcuklar Gelin halayı gibi Bir patlıyor bir açılıyor; Doğada koşan ceylanlar Ses sek oynar gibi Engel tanımadan atlıyor, Peşinde koşan çıtalar Onu yakalamak için uçuyor Doğadaki bu kanunu koyan Yaratıcıya sual edilir mi Neden hayat bu diye, İşte yaşam akıp gidiyor Hem de gerilerde kalan Anılar bile bırakmadan, Üç beş derken bir de son Gelip çatıyor kaderine vurgun, Alnından bir kurşun çakıyor, Kurtlar sofrasında Masum bir ceylanın Kemikleri paylaşılırken; İşte bu doğa ve insan Farkımız yok hepimiz perişan, Güçlü olan kazanır, Zayıf olan yok olmaya mahkumdur, O zaman sormadan edemiyoruz işte Peki bu nasıl adalettir, Yaratanın şanına yakışmaz Bunda mutlaka bir iş vardır, Sorduk sual ettik hiçbir cevap yoktur, Peki hayat nedir? Yaratanın bu hikmetini Anlamadan yaşamak mıdır; Heyhat!akıllı dediğimiz insan bu mudur? Doğaya bakarak ibret almak, Onun namusudur, Namusunu bilmeyen,bu mahluk Yaşamın ve ölümün imtihan olduğunu, Zayıfları sindirmekten unutur, Sen nasıl unuttuysan gayeni Biz de bu gün unuttuk seni Ey serseri,yorma boşuna kendini, Bulutları rahmet, Rüzgarı müjdeleyici olarak Gönderdiğimiz günleri, Unutup,bir çıta gibi Koştuğun günden beri Senin defterin dürüldü, Akletmeyen o sınıfa, kaydın girildi, İşte yaşamın anlamı bu mu? Diyordun ya, Bu Rahman'nın adalet terazisi, Şimdi tartacak kazanıp getirdiklerini Korkma bu terzide hile yok ki, Ne yaptıysan geçmişte, Bu gün hepsi gelip önüne döküldü, Onlar içinde güzellikleri istiyorsan, Aklını kullanıp ibret alacaksın gücün varken! Keşke keşke çırpınışları tüketmeden seni, Bir an evvel hakikati gör ve tanı Rabbini!... 15.02.2013 11.45-12.10 Çengelköy/İST EROL KEKEÇ
Bir akşam sefası günün sonunda, Nereden bilirim doğduğumu on martta Anam öyle der bende inanırım işte O taşıdı dokuz ay beni karnında!... Yine bir gün on martta edersem elveda Şaşmam vallahi bir zerre buna da Dokuz ay karında yaşatan çağırırsa katına İtirazsız giderim ben de onun yanına!... Her doğan gidecek oraya mutlaka Ben baharın başında gelmişim dünyaya Acır yaratıcı hayatın baharında canlıya Merhameti boldur o,atmaz kara toprağa!... Otuz dört yıl önce doğmuşum on martta, Otuz dört yılı geçirdim kopkoyu karanlıklarda Karanlıkları bir ışık deldi on martta Yaratıcı ihsanda bulundu otuz dört yıl sonra!... Yeniden tomurcuklanıp filiz verdim on martta, Savrulan yılları bıraktım karın altında, Yaratıcının tüm ihsanı saklanmış bahara Baharın on martında gelmişim dünyaya Her kıştan sonra yeniden tomurcuklanmak umuduyla!... 10.03.2004 17.30-17.45 Kadıköy/İST EROL KEKEÇ
Korkma! patlamaz alnıma sıkılan kurşun,
Bin bir korumayı nasıl geçer bu kurşun
Bu korumaları delerse bırakın beni vursun,
Belki o gün şaha kalkışıdır ulusun!...
Bu günü yaşıyoruz artık tarihi unutun,
Geçmişte neler yaptık diye nedir bu kuruntun
Hayaller gerçek oldu suyu akıyor gökteki bulutun
bu vatan kanla sulandı akan suyu durdurun!...
Ovuşturma avucunu el ele bir tutunun
Vatan dedik vatan başka adı var mı bunun!
Kartallar yuva kurmuş yoktur senin tabutun,
Korkma patlamaz senin alnına sıkılan kurşun
Her karış toprağı geçmişte kanlarınla yoğurdun!...
18.04.2013
14.00-14.25
Yenisahra/İST
EROL KEKEÇ
19 Nisan 2013 Cuma
ACILAR YUVA KURDULAR!
Hey yar!içimde kaldı umutlar,
Bahar gelmiş yaz gelmiş ne var
Kırlangıçlar gökyüzünde halay çekiyorlar,
Oy yar! umuttan başka avucumda ne var!
Sevdiğim yar!dallarımı kırdı bu çıyanlar,
Kırılan dallarımda tomurcuklar soldular,
Kararan yaşamımı alabora etti dalgalar,
Oy yar! kıyıya vursa bedenim yüzüme kim bakar!...
Kurban olam yar! kıvılcımlanan gök ateş saçar
Ateşim yükseldi,beynimden fışkıracak dumanlar
Temmuzun harında etrafım yılan kaynar,
Oy yar!mersiye okuma sonra huzurum kaçar!...
Ey yar!içimde kalan sadece bir umut var,
Yüreğim yanıyor,bak hayat dediğin hep zarar;
Geçmişim geleceğime nasıl ışık tutar
Kararan geçmişim geleceğimi göstermiyor yar!...
Canım yar! Yaradandan başka beni kim duyar,
Sefil perişan hayallerim beni hep avuttular,
Umudum ölüm döşeğinde sela okumasınlar
Sabah ola hayrola belki umudum yeniden şaha kalkar!...
Ey nazlı yar!talihim yılan gibi boynumu sarar
Nefesim daraldı bu talihi değiştir yar!
Bir damla su okyanusa verir mi zarar?
Oy yar!bu perişan kul zemheride yanar
Ey Rahim olan yar!solmasın umudum içinde yüreğim var!...
18.04.2013
13.15-13.55
Yenisahra/İST
EROL KEKEÇ
Kara haber yayılmadan,
Etrafın aydınlanmadan
Sakın ola yollara çıkmayasın,
Dumanlı dağlardan bulutlar,
Gökyüzünden turnalar uçmadan,
El aleme elveda etmeden
Yarınlara tomurcuklar saçmadan
Ne olur,bırakma bizi kara gözlüm..
Bu yaz kavrulduk hararetten
Çıngılar çıkardı yazıdan
Ayaklarımız yalın,alnımızda ter
Pamuk tarlalarında yapraklar solmuş,
Susuzluktan bunalan kozalaklar
Çatır çatır çatlamış,
Beyaz gelinliğe hasret kalmış pamuklar,
Güzden önce düğünü hiç sevmezler
O gün gelmeden düşme yollara,
Bağrımızda açarsın kocaman yara
Ey kara gözlüm,karalar bağlama,
Acıdan karalar bağlayan kara bağrımıza,
Güneş sararmadan evvel,
Rüzgar yağmuru müjdelemeden
Çıkma yollara ey sevdiğim,
Kararmış bahtımızdan,
Bulanık çamurlar akar sonra,
Bu halde terk edersen buraları
Hasret giderim o kara gözlere!...
01.04.2013
14.00-14.15
Çengelköy/İST
EROL KEKEÇ
Gecenin karanlığına elveda, Sabahın aydınlığına merhaba Bu gün de yaşattın bizi şükürler olsun sana Yaradanımız Mevlamız bitap düştük bak halımıza! Seher yelinde bir sürur girdi gönlümüze Güneşin kıvılcımları nur saçtı üstümüze Gecenin sahibi rahmetini koydu yüreğimize Rahmanın rahmeti her an inmekte yeryüzüne!... Yerler ve gökler bir bir dürülür elinde Biz seni hakkı ile takdir edemedik ömrümüzde Kalbimiz katılaştı,azdık günah doldu iliğimize; Ya rab! muhtacız biz indireceğin her rahmetine! 05.02.2013 07.50-08.15 Çengelköy/İST EROL KEKEÇ
Dağlar mı küçüldü, İnsanlar mı büyüdü, Aldı başını gidiyor Bilmiyorum ama, Galiba her şey küçülüyor! Be hey gafil! Yerleri delebilir misin, Sanma boyum çok uzun Dağlara erişebilir misin Balçık değil mi senin özün, Cart diye üste başa sıçrayan, Sanırım dağlardaki işte o parçan!... Değirmen değil mi burası Her zerreni öğütür iki taş arası, Hani kaldı mı ecdadının yası Tükendi gözlerdeki yaş damlası, Baykuşların tünediği her taşı Kırıp dağıtır evlatların hası Başına dikerler bir kabir taşı!.. Peki nedir bu sendeki Mütekebbirlik aşkı, Bak günlerin hepsi sayılı Bu dünya sadece bir oyun alanı O halde oyunu kuralına göre oynamalı!... 06.02.2013 21.30-21.55 Çengelköy/İST EROL KEKEÇ