26 Kasım 2013 Salı

AŞİYAN PARAMPARÇA

Bu gün bir duman var üstümüzde,
Gönül yaram kanıyor bu hala, var mı çare,
Eyvahlar olsun, bülbüller kargalar iç içe
Yuva dağıtılmış yüreğim param parça
Bir ölet ki, bülbül mü yoksa karga mı hasta
Ey bülbül elin var aşiyanın var, bakma kargalara;
Bak, Güneş tam dünyanın orta noktasında,
Bülbülle karganın sesi yankılanıyor aynı havada,
Ey bülbül! Durma uç bak aşiyan paramparça…
EROL KEKEÇ
26.11.2013 (11.30-1146)
ÇENGELKÖY/İST
NOT:ÜLKE GÜNDEMİNE ATFEN DÖKÜLEN DUYGU SAĞANAĞI…






18 Ağustos 2013 Pazar

HAK TARİFİNİZ!


Bana bir şans vermezsiniz,
Gardiyanları siz seçersiniz,
Tercih imkanın var diye hava atarsınız,
Sonrasında kaşı çatar saldırırsınız,
Siz var ya siz tam bir tilkisiniz,
Mahkumlara demokrasi satarsınız!...

Siz özgürlükten ne anlarsınız,
İki dudağınızın arası özgürlük alanınız,
Kaç göbek geçse de budur sizin genetiğiniz,
Renkleri yok eder, renk tarif edersiniz,
İstemiyorum, budur sizin demokrasiniz,
Yerin dibine girsin sizin hak tarifiniz!...

     EROL KEKEÇ
   17.08.2013 (00.30-00.50)
  ÇENGELKÖY/İST





9 Mayıs 2013 Perşembe

YAŞAMI GÖMMÜŞLER MEZARLIĞA!

Ey hurdacı gardaş! ne olur fazla bağırma,
Yaşamın anlamı var mı senin o tezgâhında
Hurdaları bir karıştır belki bulursun arasında
Yorulsam da inadına yaşıyorum yazan bir levha;
Sanırım bu talanın konulmuş en altına!...

Ey çöpçü gardaş! Ortalığı fazla tozutma
Yaşamın bir adı var mı o süpürgenin sapında
Kafamı fazla attırma oğlum bak git diyorum sana
Dalga geçme benimle yaşam ne arar bu sapta
Yaşamak buysa yaşıyorum işte bak halıma!...

Ey fırıncı gardaş! Sıcağı bağrına basma
Yaşamın anlamı çok mu soğuk, neredeyse gireceksin ocağa
Üstüme bakınca beni değirmenci sandın galiba,
Nice taşları adam ettim ben bu ocakta
Seni de yakmadan git durma karşımda!...

Ey duvarcı gardaş! Selam verdim bir baksana,
Yaşamın bir tanımı var mı duvarcının lügatında
Yoksa yaşamı diri diri mi gömdün harçlar arasına
Yaşamı öldürüp de bu duvarları neden yaparsın boşu boşuna
O yaptığın koca binaların altı mezar oldu yaşama!...

Ey bekçi gardaş! Kim yolladı seni bizim sokağa
Yaşamı arıyorum, bir düdük çal da haber yoklasana
Sizin nesil tükendi değil mi, bilmiyordum kusura bakma,
Yitirdiğim yaşamı arıyorum, param yoktu yazamadım panolara!
Atmış numarada oturuyorum,bulursan bir haber uçur kulağıma!...

Ey madenci gardaş uzun yollardan geldim bu ocağa,
Yaşamın anlamı kara elmastan kara mı sizin kuyuda
Bahtıma yazılan ezgilerden getirdim hepsi kapkara,
Sizleri unutmadım ama bir somun getiremedim kızmayın bana
Yaşamı arıyorum, ne olur beni de indirin o dipsiz ocağa

Ey mezarcı gardaş! Mezarcı gardaş, son yolcu ne zaman geldi buraya
Yaşamı kaybettim, yaşam diye biri geldi mi son gelenler arasında
Fazla uzatma konuş, ne yazıyor son gelenlerin mezar taşında
Ey gardaş haberin varmı, yaşamı gömmüşler açılan son mezara
Çılgınlığım üstümde bu gün tüm mezarları açık istiyorum Güneş doğumunda
Mışıl mışıl uyuyan ölülerden birini alıp koyacağım şehrin tam ortasına
Yaşamın yerine ölümü getirdim diye haykıracağım ibret için yeter mi bu manzara!...
01.05.2013
17.00-18.00
EROL KEKEÇ
ESENEVLER-ÜMRANİYE/İST

30 Nisan 2013 Salı

VAH EŞEK KAFAM!

Yılların sisi birikmiş alnıma,
Kırk yıl önce bir sapan taşına,
Pervasızca harcadım başımı, ahmakçasına
O günden sonra ne kaldı beyin dağarcığımda
Alnı buruşuk orkestra şefi gibi ayakta,
Koro başka alemde ben kendi havamda!...

Hep şef oldum kimse laf kondurmadı bana,
Bir sapan taşı daha gelseydi sol yanıma,
Belki dengede dururdu omzumdaki kafa,
Kafamı yastığa koyduğumda,daldım derin uykuya,
Ne koro var karşımda ne de cambazlar arkamda
Bir rüya ki yürüyorum köyümün çamur yollarında!...

Günler ayları,aylar yılları kovaladı ama ulaşamadı bana
Dört nala kalkan at gibi  çılgınlıklarım üstümde
Yalan dolan kahpe kurşunlar saplansa yüreğime,
Şef oldum şef,parmakla gösterildim gazinoda,
Beni benden çalanlar karşımda gülüyorlar yüzüme
Tüm karanlıkları çıkınlayıp gömleğime,gidiyorum bu gece köyüme!...

Asfalt yollarda yaya yürürken bakakaldım sürülen toprağa,
Sökülen otların burcu burcu kokusu geliyordu burnuma
Daldım gittim,benden habersiz savrulan kırk yılıma
Hangi dala kondu,kim bilir nerede gizlendi bir gönle
Kırık duygular arasında kaldıramaz oldum bu bedeni yine,
Anlatamadım şu eşek kafama,bu şehirden yar olmaz anlasana!...

Gün batmadan önce durmuşum bir kayanın üstüne,
O temiz bol oksijenli havayı doya doya çekiyorum içime,
O günlere yaptığım ihanetin bedelini peşin istiyorlar bu günlerde
Her sabah apar topar koşuyorum oksijen solumak için iki saatliğine
Bir sapan taşı yerine,belki üç taş gelseydi beynime
Tencereyi kaynatmak için üç taş olsaydı,hiç gelir miydim bu şehre!...

Nasıl geçti gençlik bilmiyorum ama,ihanetin bedeli bu her halde,
Hayat,tarla,bayır,yazı ve dikenler içinde geçer mi böyle,
Söylenerek gidip geldiğimiz o yollarda aldığım bir nefese,
Yemin ediyorum bu şehrin tümünü satarım o sadeliğe,
Çamur olsa da köyümün yolları,yüreğim temiz kalırdı yerinde,
Ey zaman! Kırk yılımı peşin aldın,ne verdin karşılığında elime!...

30.04.2013--15.40-16.30
Esenevler/İst
EROL KEKEÇ


26 Nisan 2013 Cuma

DEFTER DÜRÜLMEDEN!

Bu bulut kümeleri
Nasılda gidiyor 
Arkasında kalan
Tüm bitkiler,
Börtü böcek ne varsa
Birden amuda kalkıyor,
Ağaçlarda çiçekler
Çiçeklerde tomurcuklar
Gelin halayı gibi
Bir patlıyor bir açılıyor;
Doğada koşan ceylanlar
Ses sek oynar gibi
Engel tanımadan atlıyor,
Peşinde koşan çıtalar
Onu yakalamak için uçuyor
Doğadaki bu kanunu koyan
Yaratıcıya sual edilir mi
Neden hayat bu diye,
İşte yaşam akıp gidiyor
Hem de gerilerde kalan
Anılar bile bırakmadan,
Üç beş derken bir de son
Gelip çatıyor kaderine vurgun,
Alnından  bir kurşun çakıyor,
Kurtlar sofrasında
Masum bir ceylanın
Kemikleri paylaşılırken;
İşte bu doğa ve insan
Farkımız yok hepimiz perişan,
Güçlü olan kazanır,
Zayıf olan yok olmaya mahkumdur,
O zaman sormadan edemiyoruz işte
Peki bu nasıl adalettir,
Yaratanın şanına yakışmaz
Bunda mutlaka bir iş vardır,
Sorduk sual ettik hiçbir cevap yoktur,
Peki hayat nedir?
Yaratanın bu hikmetini 
Anlamadan yaşamak mıdır;
Heyhat!akıllı dediğimiz insan bu mudur?
Doğaya bakarak ibret almak,
Onun namusudur,
Namusunu bilmeyen,bu mahluk
Yaşamın ve ölümün imtihan olduğunu,
Zayıfları sindirmekten unutur,
Sen nasıl unuttuysan gayeni
Biz de bu gün unuttuk seni
Ey serseri,yorma boşuna kendini,
Bulutları rahmet,
Rüzgarı müjdeleyici olarak 
Gönderdiğimiz günleri,
Unutup,bir çıta gibi
Koştuğun günden beri
Senin defterin dürüldü,
Akletmeyen o sınıfa, kaydın girildi,
İşte yaşamın anlamı bu mu?
Diyordun ya,
Bu Rahman'nın adalet terazisi,
Şimdi tartacak kazanıp getirdiklerini
Korkma bu terzide hile yok ki,
Ne yaptıysan geçmişte,
Bu gün hepsi gelip önüne döküldü,
Onlar içinde güzellikleri istiyorsan,
Aklını kullanıp ibret alacaksın gücün varken!
Keşke keşke çırpınışları tüketmeden seni,
Bir an evvel hakikati gör ve tanı Rabbini!...
15.02.2013
11.45-12.10
Çengelköy/İST
EROL KEKEÇ









21 Nisan 2013 Pazar

DOĞUM GÜNÜM!




Bir akşam sefası günün sonunda,
Nereden bilirim doğduğumu on martta
Anam öyle der bende inanırım işte
O taşıdı dokuz ay beni karnında!...

Yine bir gün on martta edersem elveda
Şaşmam vallahi bir zerre buna da
Dokuz ay karında yaşatan çağırırsa katına
İtirazsız giderim ben de onun yanına!...

Her doğan gidecek oraya mutlaka
Ben baharın başında gelmişim dünyaya
Acır yaratıcı hayatın baharında canlıya
Merhameti boldur o,atmaz kara toprağa!...

Otuz dört yıl önce doğmuşum on martta,
Otuz dört yılı geçirdim kopkoyu karanlıklarda
Karanlıkları bir ışık deldi on  martta
Yaratıcı ihsanda bulundu otuz dört yıl sonra!...

Yeniden tomurcuklanıp filiz verdim on martta,
Savrulan yılları bıraktım karın altında,
Yaratıcının tüm ihsanı saklanmış bahara
Baharın on martında gelmişim dünyaya
Her kıştan sonra yeniden tomurcuklanmak umuduyla!...
10.03.2004
17.30-17.45
Kadıköy/İST
EROL KEKEÇ

20 Nisan 2013 Cumartesi

ŞAHA KALKIŞIDIR ULUSUN!

Korkma! patlamaz alnıma sıkılan kurşun,
Bin bir korumayı nasıl geçer bu kurşun
Bu korumaları delerse bırakın beni vursun,
Belki o gün şaha kalkışıdır ulusun!...

Bu günü yaşıyoruz artık tarihi unutun,
Geçmişte neler yaptık diye nedir bu kuruntun
Hayaller gerçek oldu suyu akıyor gökteki bulutun
bu vatan kanla sulandı akan suyu durdurun!...

Ovuşturma avucunu el ele bir tutunun
Vatan dedik vatan başka adı var mı bunun!
Kartallar yuva kurmuş yoktur senin tabutun,
Korkma patlamaz senin alnına sıkılan kurşun
Her karış toprağı geçmişte kanlarınla yoğurdun!...
18.04.2013
14.00-14.25
Yenisahra/İST
EROL KEKEÇ

19 Nisan 2013 Cuma


ACILAR YUVA KURDULAR!

Hey yar!içimde kaldı umutlar,
Bahar gelmiş yaz gelmiş ne var
Kırlangıçlar gökyüzünde halay çekiyorlar,
Oy yar! umuttan başka avucumda ne var!

Sevdiğim yar!dallarımı kırdı bu çıyanlar,
Kırılan dallarımda tomurcuklar soldular,
Kararan yaşamımı alabora etti dalgalar,
Oy yar! kıyıya vursa bedenim  yüzüme kim bakar!...

Kurban olam yar! kıvılcımlanan gök ateş saçar
Ateşim yükseldi,beynimden fışkıracak dumanlar
Temmuzun harında  etrafım yılan kaynar,
Oy yar!mersiye okuma sonra huzurum kaçar!...

Ey yar!içimde kalan sadece bir umut var,
Yüreğim yanıyor,bak hayat dediğin hep zarar;
Geçmişim geleceğime nasıl ışık tutar
Kararan geçmişim geleceğimi göstermiyor yar!...

Canım yar! Yaradandan başka beni kim duyar,
Sefil perişan hayallerim beni hep avuttular,
Umudum ölüm döşeğinde sela okumasınlar
Sabah ola hayrola belki umudum yeniden şaha kalkar!...

Ey nazlı yar!talihim yılan gibi boynumu sarar
Nefesim daraldı bu talihi değiştir yar!
Bir damla su okyanusa verir mi zarar?
Oy yar!bu perişan kul zemheride yanar
Ey Rahim olan yar!solmasın umudum içinde yüreğim var!...
18.04.2013
13.15-13.55
Yenisahra/İST
EROL KEKEÇ

18 Nisan 2013 Perşembe

KARA GÖZLÜM!

Kara haber yayılmadan,
Etrafın aydınlanmadan
Sakın ola yollara çıkmayasın,
Dumanlı dağlardan bulutlar,
Gökyüzünden turnalar uçmadan,
El aleme elveda etmeden
Yarınlara tomurcuklar saçmadan
Ne olur,bırakma bizi kara gözlüm..
Bu yaz kavrulduk hararetten
Çıngılar çıkardı yazıdan
Ayaklarımız yalın,alnımızda ter
Pamuk tarlalarında yapraklar solmuş,
Susuzluktan bunalan kozalaklar
Çatır çatır çatlamış,
Beyaz gelinliğe hasret kalmış pamuklar,
Güzden önce düğünü hiç sevmezler
O gün gelmeden düşme yollara,
Bağrımızda açarsın kocaman yara
Ey kara gözlüm,karalar bağlama,
Acıdan karalar bağlayan kara bağrımıza,
Güneş sararmadan evvel,
Rüzgar yağmuru müjdelemeden
Çıkma yollara ey sevdiğim,
Kararmış bahtımızdan,
Bulanık çamurlar akar sonra,
Bu halde terk edersen buraları
Hasret giderim o kara  gözlere!...
01.04.2013
14.00-14.15
Çengelköy/İST
EROL KEKEÇ

GİDENLER GELMİYOR

Haberin var mı ey yar!
Gençliğim yollarda kaldı yar;
Iskarta mal gibi tablada solar
O zamandan kalan ancak bu var!

Haberin var mı ey yar!
Doğum günümde mumlar yaktılar,
Mumlar sönerken ben yandım yar,
Yanan yüreğimden artan bu kıvılcımlar!...

Haberin var mı ey yar!
Zindanda doğmuşum anam ağlar,
Emekleyerek başladı hayatım yar,
Anamdan gayrı ağlayanlar yalan,yar!...

Haberin var mı ey yar!
Masum çocuklar yollarımı sayıklar,
Yarasalar bir haber uçurdu kulağıma yar,
Gelenler gitti,gidenler dönmüyorlar!...

Haberin var mı ey yar!
Akşamdan sabaha cananım ağlar,
Yastığındaki gözyaşların içimi dağlar yar
Geldi geçti ömür hayat dediğin bu kadar!...
16.02.2013
10.00-10.25
Çengelköy/İST
EROL KEKEÇ

8 Şubat 2013 Cuma

SEHERDE İNDİ SÜRUR!


Gecenin karanlığına elveda,
Sabahın aydınlığına merhaba
Bu gün de yaşattın bizi şükürler olsun sana
Yaradanımız Mevlamız bitap düştük bak halımıza!
Seher yelinde bir sürur girdi gönlümüze
Güneşin kıvılcımları nur saçtı üstümüze
Gecenin sahibi rahmetini koydu yüreğimize
Rahmanın rahmeti her an inmekte yeryüzüne!...
Yerler ve gökler bir bir dürülür elinde
Biz seni hakkı ile takdir edemedik ömrümüzde
Kalbimiz katılaştı,azdık günah doldu iliğimize;
Ya rab! muhtacız biz indireceğin her rahmetine!
05.02.2013
07.50-08.15
Çengelköy/İST
EROL KEKEÇ

İKİ TAŞ ARASI!




Dağlar mı küçüldü,
İnsanlar mı büyüdü,
Aldı başını gidiyor
Bilmiyorum ama,
Galiba her şey küçülüyor!
Be hey gafil!
Yerleri delebilir misin,
Sanma boyum çok uzun
Dağlara erişebilir misin
Balçık değil mi senin özün,
Cart diye üste başa sıçrayan,
Sanırım dağlardaki işte o parçan!...
Değirmen değil mi burası
Her zerreni öğütür iki taş arası,
Hani kaldı mı ecdadının yası
Tükendi gözlerdeki yaş damlası,
Baykuşların tünediği her taşı
Kırıp dağıtır evlatların hası
Başına dikerler bir kabir taşı!..
Peki nedir bu sendeki
Mütekebbirlik aşkı,
Bak günlerin hepsi sayılı
Bu dünya sadece bir oyun alanı
O halde oyunu kuralına göre oynamalı!...
06.02.2013
21.30-21.55
Çengelköy/İST
EROL KEKEÇ

TOK MİDELER, AÇ VİCDANLAR

  Dediler ki: "Onlar yiyeceğine biz yiyelim!" Dedim ki: Buyurun yiyin efendiler, Yiyin de görün bakalım, Mideyle vicdanın kavgasın...