29 Haziran 2021 Salı

YOLLARA VURULDUM

 Yorulmuş yollarda çılgın süvariler gördüm,

Atlar hamuta kalkarken üzerinde yoktular,

Savaş kazanmış asker gibi yollarda karşılandılar,

Mehter çalarken mahzun hayallere daldılar;

Nice gençler tanıdım gençliği gitmiş gençtiler,

Köprüleri yıkıp duvar örmekle ömür tükettiler,

Demir atmak için iskeleden yoksun yaşarken,

Dalgalar arasında sulara dalmayı tercih ettiler;

Okullar gördüm duvarları var ruhu yalan olmuş,

Öğretmeni sallabaş al maaş demiş gün saymış,

Azrail’den nöbeti devralmış gibi ecel ona kalmış,

Merhem olmak değil acıyla küçük yürekleri dağlamış;

Adıma yollar yapılmış kavşaklara yavşama diye yazılmış,

Anılar arasında bunlara yer var mı ne dersin gardaş,

Bu eller elimi kesti yollar bahtıma kara kalemle yazılmış,

Kalamam  buralarda sevdiğim acılar içinde kalmış;

Erol KEKEÇ/29.06.2021/00.12


28 Haziran 2021 Pazartesi

SON PERDE

Bir alem ki yaşamın kıyısında ölüm yaşar,

Neden böyle diye kimse sual edemez,

İnanınca insan şevkten kendinden geçer,

Bilmediği şeyi neden yaşar onu bilmez,

Göz kulak ve kalp sorumludur yaptığından,

Sorular soru doğurmaz kafasının içinde,

Sorulardan korkar olduğu gibi yaşar,

Nereden gelir nereye gider aklına gelmez,

Gidenler olursa bir gün etkisinden kalkamaz,

Oradan çıktığında eski hamam eski tas,

Bir elinde cımbız bir elinde ayna umurunda dünya,

Alemi evrende bilmez nedir yaşamın gayesi,

Vurunca kafayı yatar bulunca aşı karnını yoklar,

Cirit atar her gün bir yerden bir yere,

Cirinoğlu peşine takılmış anlamaz kim var geride,

Nefes nefese yorulur çıkamaz yokuşları,

Takatsiz kalır dizleri elleri tutmaz bir şeyi,

Başını tutamaz sallanır durur titrer bacakları,

Ona sorsan yapacakları çok ne çabuk geçti zaman,

Zamansız gelen bir rüzgârda savrulur yaprak gibi,

Gözleri nemli bir ah çeker ta yürekten dağlar dinler,

Bülbüller ötmez gönül kafesi kırılmış ne gelir elden,

Vasiyet başına bela onunla boğuşur durur günlerce,

Vasi olanlar vah bile demeden gün sayarlar açıktan,

Bir seremoni bekler etrafta kendinden gelenler,

Pay almak için nerde kaldı bu Azrail demeye başlarlar,

Uzanır boylu boyunca eski günler şerit gibi gelir gözüne,

Can havliyle çok kazanacakken zarar ettiği ticareti anımsar,

Ne günlerdi ama kaça alıp kaça satardık kolay değil ticaret,

Hakkımı kimseye yedirmedim ama bazen hatalarda olurdu,

O kadar da olsun melekler bile günahsız değil diye mırıldanır(!)

Dört dörtlük yaşadığını etrafındakilere kanıtlamaya çalışır,

Hesap uzmanı onlarmış gibi rahatlar Allah Allah demeye başlar,

Vay be ne çabuk geçti zaman daha dün gibi her şey aklımda,

Köyden çıktığımızda bir kat yatağımız vardı ne günlerdi,

Gece gündüz demedik çalıştık çalışmakta ibadetti,

İşimizi çok iyi yaptık ama Allah’a karşı mahcubum gençlik var ya!

Onu hep hovarda geçirdik nerde akşam orada sabah,

Bu günleri çok uzak görüyorduk bir de baktım ki bu günlerdeyiz,

Biri bana sorsa nasıl geçti valla ne sen sor ne ben söyleyeyim derim,

Göz açıp kapamak gibi bir anda   kendimi bu yaşlarda buldum,

Bana sorarsanız her şey boş geldi geçti ömür dediğin,

Çocukken yakamdan bitleri ayıkladığım günler bugün gibi,

Çamura batan ayaklarımızı yıkamak için az mı su aradık,

Bizler dedelerimiz gittiğinde sıra bize gelmeyecek sanırdık,

Babalarımızı uğurladığımızda bir düşünmeye başladık,

Kendimizle baş başa kalınca düşünecek zamanımız olmadı,

Tedirgin ve ürkek yaşayarak dünyalıkları tatmak istedik,

Kimine ulaştık kimine ulaşamadık bazen çok hayıflandık,

Elimizden gidenleri bizim sandık ardından çok yıprandık,

Biz gidecek hale geldiğimizde bizim bize ait olmadığını anladık,

Yatakta yatan biri olarak ben söylesem kim anlar şimdi beni,

Anlayan olmasa da ben söyleyeyim belki ibret alır kimileri,

İçinde bulunduğunuz anı yaşarsanız kendiniz olursunuz,

Geçmişte kalırsanız stres ve üzüntülerden kurtulamazsanız,

Gelecekte olursanız hayallerin esiri olur köle olarak kalırsınız,

Ne bugünü yarına bırakın ne de geçmişin olumsuzluklarını tartışın,

Boylu boyunca uzanın semanın altına gök kubbenin tadını çıkarın,

Tefekkürü mektep bilin zerreden küreye her şeyi idrak edin,

Nereden geldiğinizi bilirseniz gideceğiniz yeri hesap edersiniz,

Bugüne geldiğinizde neşe ve coşkuyla kendinizden geçersiniz,

Sevgiliye kavuşmanın heyecanıyla gözlerinizi kapamayı beklersiniz,

Benim tedirginliğim geçmişimin karanlık günlerinin ürpertisi,

Siz böyle bir durumla karşılaşmamak için beni iyi görün,

Her şey gitti gençlik yalan oldu mal mülk heba oldu,

Ellerim boş gidersem hesap sorunca Rabbim ben ne diyeceğim,

Bilmediğim bir yolculuğa çıkmak için son treni bekliyorum,

Siz siz olun bilmediğiniz yolculuğa çıkmayın yolu önceden bilin,

Nasıl bir yolda niçin ve nasıl gideceğinizi belirseniz çok sevinirsiniz,

Perdeler henüz açıkken son perde kapanmadan iyi oynayın,

Bu oyunun gişe rekorları galada değil oyun sonunda kırılacaktır,

Bu sözlerimi vasiyet bilin son tren gelmeden bileti alıp bekleyin,

Azrail tren kalkıyor dediğinde eyvah demeden bu köprüden geçin,

Tecrübe pahalıya mal olmazsa değerlidir bana pahalıya mal oldu,

Geride kalanlar bu tecrübelerimi ganimet bilip öyle yaşasın ki,

Benim perde kapandığında tüm koltuklar bomboş kalmasın!

Erol KEKEÇ/28.06.2021/00.22



24 Haziran 2021 Perşembe

NAZENDE SEVGİLİM Mİ DOĞA

 Gümbürder gökler Şimşekler çakar,

 Bulutlar kuşatmış geçer gökyüzünden,

 Asi rüzgar  dal bırakmaz ağaçlarda,

 Karıncalar  can verir yağmur altında,

Harman yerinde köylü kadınları,

Muşamba dibine girmiş yağmurdan,

Davarlar salınmış seyipt halde gezerken,

Ufukta bir duman görünür Güneş batarken,

Telefon tellerine konmuş sığırcıklar,

Sürülen tarlaları uzaktan yokluyorlar,

Biçerler aralıksız dönüyor tarlalarda,

Bir tavşan kalktı biçerin önünden,

Bıldırcınlar yelkindi birden gürültüden,

Sıcaklık tufan aynı anda bilmem ki neden,

İklimler değişmiş gök ağlıyor kahrından,

Yağmur yağarken sular çekiliyor yerden,

Bir görsen çocukları sevinçle oynuyorken,

Umurunda değil hesapsız yaşıyorlar ürkmeden,

Hennepler sararmış kargaşanlar patlarken,

Yazın sıcağı çarpıp bulutlar dans ederken,

Kavunların kokusu sarıyor burnumu derinden,

Doğanın bereketi iniyor her gün tepemizden,

Tefekkürden yoksun yürekler ne anlar bu halden,

İnceden bir sızı var içimde damarlarımda gezen,

Bedenim delik deşik Harran gibi çatırdıyor her yerden,

Bir gün dedim, yıllar gün gibi eriyip gitti elimden,

Bir baykuş misali oturdum kayanın başına,

Yanaklarımı aldım avuçlarımın ortasına,

Derin bir nefes aldım tüm havayı solur gibi,

Daldım uzaklara geçtiğim yolları anımsadım birden,

Her adımda bir hikayem vardı zihnimi yiyen,

Viran olmuş bağ gibi şimdi her dalda afara ediyorum ben,

Ey zaman ne çabuk geçip gittin acımıyor musun sen,

Baharında akşamın yazı yaşarken güzde uyandım,

Bu fırtınalar kışın habercisi de yok mu haberim;

Çıldırmış deli gibi ellerim cebimde çıktım tımarhaneden,

Doğanın girdabına aşığım bırak beni burada dinleneyim;

Burada geçecek her günüm için ne istersen sana veririm,

Bu rahmeti doğadan başka bir yerde görmedim ben,

Döşeğim kara toprak yorganım mavi gök böyle olsun hikayem,

Roman olan yaşamımı bir hikayeye sığdırdım ben,

Mısralar anlatsın hayallerimi kaşifler okusun bahtımdakileri,

Yaşarken sürgün edildiğimi bilmesin yaşayan biri,

Geldi geçti ömür dediğin bir bak ne var elinde şimdi;

Erol KEKEÇ/24.06.2021/13.19





21 Haziran 2021 Pazartesi

ISLANMIŞ GECELER

 Yaşamın armağanı bana gecenin mehtabı,

 Yılmaz yolcuyum dağlara göğüs geren,

 Bir kıvılcım vursa alnıma gözlerim kamaşmaz,

 Körpe balalardan öğrendim hesapsız yaşamayı,

 Gölgeler gündüzden kalmış gibi yoluma kurulmuş,

 Rüzgar savurmuyor bahtıma oturmuş dumanlar,

 Çığlık atan garipler geçtiğim yolda acı veren,

 Gök kuşağı altında sıradan bir hayal ettim,

 Düşlerimde rengarenk gelincikler açmış,

 Doru bir at dört nala hazır su başında beni bekler,

 Günleri saymadan çılgınca boşa heder etmişim meğer,

 Arzularla avunan yüreğim gerçeğe sırt dönmüş gider,

 Geceden kalma yorgunluğumu çekemiyor bu ayaklar,

 Çeltik sakaları suyun içinde heybetle orak sallar,

 Geverin ağzında bir balık susuz kalmış sıcaktan çatlar,

 Pehlivanlar pınarın başında uzaktan birbirini yoklar,

 Kara çadırın kızı helkeler kolunda sevdiğini sayıklar,

 Kepeneği özlemiş çoban otlara sarılmış sivrisinek kovalar,

 Akşama pamuk harallarının üzerinde koyu sohbet var,

 Yeri gelir  battaniyeye sarılıp orada uyku çekmek her şeye değer,

 Cırcır böcekleri ve ateş böcekleri ansızın ortaya çıkar,

 Derinden bir sükunet iner yürekler dalıp kendinden geçer,

 Gecenin mehtabı bakarsın tepende sana selam çakar,

  Yavaştan üşümeye başlarsın hafiften bir çiğ düşer,

  Islanmıştır geceler kurak mevsimlerin bağrından su iner;

  Yaşarken basıp geçtiğim günlerime tecrübe dediler,

  Anlamsız yaşamın kurumuş dallarında tecrübe ne gezer,

 Işıl ışıl  parlayan gözlerim tecrübelerime kurban gittiler,

Beyhude aşktan solmuş sümbül gibi arta kalan bu mısralar,

Yüreğimde patlayan dilimde çoğalan bu sıcak haykırışlar,

Beni çaldı zihnimi kurşunladı umudumu değirmen taşına bıraktılar;

Erol KEKEÇ/21.06.2021/18.53

 






 

20 Haziran 2021 Pazar

DÜNYA MI KARARIYOR?

 Zindana inmiş deniz altının güvertesinde gibiyim,

Sular doluyor ağzıma kabarcıklar çıkıyor sanki,

Tabana indikçe güverte arıyorum soluklanmak için,

Yaşamak için bunca zindana nasıl dayanır insan,

Tırmalanıyor yüreğim sanki kaşıntı var ayaklarımda,

Zihnimden bulut gibi geçiyor zamanın eskimişliği,

Deryanın derinliğinde aramıyorum beni benliğimi,

Bu denizaltı acaba çıkar mı yüzeye bilmiyorum,

Bir gidiş ki sorma gitsin dalgalar dövüyor dış kabini,

Anlamsız yakarışlarla geçen zaman bakmıyor suratıma;

Ellerim birbirine kenetlenmiş yüreğim dargın ve dağınık,

Bu yola çıkmadan kestiremedim bileti bir kaçak yolcuyum,

Kuşlarla özlem gideren beynim denizin dibine demirlemiş,

Kaderime sorabilsem belki bilirdim hangi limanda yerim,

Bir umut türküsü peşinde koşarken denizaltına binmişim,

Güverte ararken derin sularda balıklara yem edildim,

Ömrümün nasıl geçtiğini soruyor ömür hırsızlarından biri,

Kulaklarımı tıkadım hava almasın sancı vuruyor beynime,

Kim düşürdü beni bu hale gemileri parçaladım geliyorum,

İskelesiz limanlara demir atacağım bakir yüreklerde yerim,

Dalgalar kıyıyı dövse fırtınalar yüreğimi yaksa da geçeceğim,

Kararım kati nice denizaltıları derinlere gömerek yükseleceğim,

Zamanın korkusuz azığı sırtında dertli cengâver süvarisiyim,

Kararan dünyanın yüreğinin ortasına insanlık abidesi dikeceğim,

Bir bilen olarak gitmek varsa kaderde bilen olarak yaşamak muradım,

Ey gönlümü yıkıp gönlümde taht kurduğunu sanan gönül yorgunlarım,

Dayanaksız yaşamak için çıktığım bu yolda bir zindana hapsoldum,

Özgürlüğe aşık bir kuş gibi hiçbir mekânda adres bırakmadım,

Mekânı dost bilenlerden kopalı seneler oldu ben zamanda yolcuyum,

Ey zaman! söylediklerime şahit ol sen bunları hâkim mi sanırsın,

Hakimlerin hakiminin huzurunda divana durulacak zaman çok yakın!

Hesap dürülmeden imtihan bitmeden özümle yüzleşmek derdim,

Söylediğimi herkesin anlayacağı gün hızla gelip çatmadan,

Yakalım gemileri çıkaralım çakılan kazıkları koşalım aldırmadan,

Gemi karaya toslamadan İskelesiz limana çabucak demir atalım!

Erol KEKEÇ/20.06.2021/19.01


GÖZYAŞIM

 Gözyaşlarım inci gibi toprağa düşerken,

Toprak aydınlanır gözümün feri yere inen,

Nurlar saçılır şafağa kim bu geceyi kaldıran,

Arafat tamıyız değişmiyor yaşam var mı anlayan;

Tohum inerken toprağa bir letafet çıkar semaya,

Saçılan koku kuşatırken koca evreni baştan başa,

Köpekler havlamayı keser uykuya dalar şafakta,

Ne oldu insana gafletten kendinden geçiyor bu saatte;

Aklıma zindan göründü tefekkürüm arşa tırmanırken,

Duygular göledinden yudumladığım su mideme inerken,

Bir başka esiyor rüzgâr tokmaklar beynimde gümlerken,

Tomurcuğa dönmüş fideler solucanlar yüreğimden geçerken;

Sabahın rahmetiyle kuşatılmaktır benim hedefim,

Rızıklar şafakta inerken meyyit gibi horlayarak nasıl beklerim,

Avucumla alamıyorum seherde inenleri çok dar yerim,

İneni alıyor çok geniş yüreğim peki bu hüzün neden sevdiğim!

Erol KEKEÇ/20.06.2021/06.10


19 Haziran 2021 Cumartesi

HÜZÜNLÜ İNLEYİŞ

 Talih kuşumu uçurmuştum çocukken,

O günden beri dönmedi gittiği yerden,

Bir talihsizlik başımda ayrılmıyor benden,

Nedir çektiğim bu dünyanın elinden;

Tan yeri ağarmadan uyanırdım eskiden,

Şimdi karanlıklar eksilmiyor üzerimden,

Bu yaralı kalbime acı doldu talihimden,

Talih kuşum dönerse acılar gider yüreğimden;

Güneş kararmışsa ayın ne faydası olur ki,

İçimdeyse karanlıklarım yolum aydınlanır mı,

Çocukken talih kuşum gittiği yerden dönseydi,

Acı çeken kalbim bugün şaha kalkar gürlerdi;

Beyhude aşkım aşk bugün var yarın yok ki,

Kara sevda aşkın yolunda hep sarhoş gezdi,

Çamura batınca karanlık yolları seçemedi,

Kara günlerimin karası çocukluğumun hatırası;

Bir iki diye bağıran simsarların nedir bu derdi,

Son otobüs giderse diye bindiklerimin hepsi,

Beni yarıda bıraktı uçurumdan aşağı yuvarlandı,

Sevda bağrıma saplandı kimse onu çıkaramadı;

Ömrümün güzünde dökülen sararmış yapraklar,

Hercai menekşe gibi nedir bu hüzünlü inleyişler,

Geceye çadır kurdum koyu bir çay demlemiş dertler,

Çayın kadrini bilmeyenler dertlerime dert eklediler;

Erol KEKEÇ/19.06.2021/01.50


16 Haziran 2021 Çarşamba

ACILAR ZAP SUYUNDA

 Davarın önünde bir küçük çoban,

Meşeler çırpılmış kim bunları soyan,

Gün batımı yanık bir ses gelir,

Kuşlar uçmaz davar insafa gelir,

Küçük çobandan yakıcı bir seda yükselir;

Bu ellerin yaman olur dağı bayırı,

Karı bol olur yakar kanı boranı,

Dağlar meşe gönül şaşar bu işe,

Çoban diye bir küçük çocuk dağlara meze,

Zap suyu geçit vermez gidemez şehre;

Sorsan bilmez ne var başka yerde,

Acılar yuva kurup tünemiş yüreğine,

Küçük yaşta hayat çizgisi çekilmiş önüne,

Dağları mesken bilmiş davarına kendine,

Zemheride acılar ve dumanlar çökmüş üzerine;

Doyumsuz bir sevdayla üfler kavalına meyine;

Ne hayaller kuracak ortamın çocuğu değil,

En büyük hayali dağı davarı ve yanık çalan kavalı,

Doğumda hasret kaldığı anasına ağlar kavalı,

Göz yaşları sel olur zap suyuna sığmaz acıları,

Davarı bırakıp dalar uzaklara görmemiş ana kucağı;

Bir garip küçük çoban ki Allah’a ayan acıları,

Ana hasretiyle yanan bağrını soğutmuş davarları,

Zap suyundan öte çobanlık bir aşk masalı!

Erol KEKEÇ/16.06.2021/23.04


14 Haziran 2021 Pazartesi

EYLEMEM KALBİMİ ELEK

Bir bakış vurdu tam şurama,

Sol yanımda kafes boşluğuma,

Öyle yaktı ki dumanlar yükseldi,

Sanırsın zemheride kömür ateşi;

Parmakları narin bir el tuttu elimi,

İki kelamı kalbimi çaldı bir gece vakti,

Nasıl bir incelik inceden okudu içimi,

Kanattı içimi bak kalbim avucumdaki;

Topuklarına sarkmış baştan aşağı beliği,

Her teline acılar işlenmiş hüzünlü geçmişi,

Fırtına ektim ayaz vurdu sarardı benzi,

Sözleşmemiz vardı nasıl yaktın akdimizi;

Çileli kuş gibi yuvamı yağmur aldı,

Ayaklarım yalın ve boş elimde ne var ki,

Bir ömür yazımda ne var bilmiyorum ki,

Kınalı meleğim ömrümü yiyip tüketmedin mi;

Ayarım bozuldu bu yürek düzen tutar mı,

Örsle çekiç arasına sıkıştım hayalim kırıldı,

Bir damla su ıslatmasın mı kurumuş dudağımı,

Gel sevdiğim alem izlesin oynayalım çifte telli;

Erol KEKEÇ/14.06.2021/23.42


TÜTÜN DÖKTÜM ACIMA

 Mayın eşekleri gibi sınıra sürülmüş,

Anlamadan aşka koşanları gördüm,

Saksıda açan gülü koklamadan koparan,

Sevgiler gördüm yola çıkmadan dökülen,

Ötmeden uçan kuşlar gördüm semada,

Avcıları zorlayan boşa çokça mermi sıktıran,

Ne dindarlar gördüm ele verir talkımı,

Nasibi bol bağındaki dalıyla yutar salkımı,

Göz yaşına boğulmuş acı çeken analar gördüm,

Dünya başına yıkılmış gibi anlamlı bakarken,

Kafesinde çırpınan nice genç yürekler gördüm,

Açmadan solan tomurcuk gibi rüzgârdan korkan,

Nice babalar gördüm elleri taş gibi alnında acılar,

Bir bakışıyla insanı ta yüreğinden vuran,

Ecdat bilirim vatanın fiyatını canıyla ödeyen,

Her karış toprağı mezar taşıyla adam gibi döşeyen,

Nice düzenbazlar tanıdım düzenden yanaydılar,

Düzenler hep değişirken düzülenler hep sıradaydılar,

Öyle yollar gördüm ki ufku olmayan göğe bakıyorlar,

Dağların altından geçse de korkusuzca sona varıyorlar,

Geceleri divane gibi böcek peşinde uçan yarasalar gördüm,

Hedefsiz yaşamların anlamsızlığını yarasadan öğrendim,

Nice hanlar hamamlar gezdim tellak yeni suya hasret kaldım,

Vaatler memleketinde insanlar aç ölürken kendimden geçtim,

Lafı bol içi boş yapmacık gülüşlerle ne hatipler dinledim,

İnsanlığın üzerinde nasıl iğreti durduğunu gördüm,

Doymayan yamyamların dinden nasıl beslendiklerini izledim,

Kalenin içinde dinle tecavüzüne erişinden nefretle iğrendim,

Aşkların kudurganlaştığı çağın nöbetçilerini bir bir geçtim,

Uzaklaşsan da yaklaşsan da köpek nefeslerini ensemde hissettim,

Dağların yoldaşı hayvanların gönüldaşı geceye inat firardayım,

Bir türkü söyle ardımdan yorgun gönlüm vazgeçsin bu esrarından!

Erol KEKEÇ/14.06.2021/00.30


13 Haziran 2021 Pazar

LEYLAMA AŞKIM

 Bahtı kara yaralanmış ceylan mısın;

Ömrün yeter mi güzellikleri solumak için,

Kayalar yumuşadı merhamet katılaştı,

Sular çılgın şaha kalkmış Fırat’ı geçemezsin,

Kan akar bu derelerden sularını içemezsin,

Göz yaşınla susuzluğunu dindir acıların bilensin;

Semayı bulutlar kaplamış seni karalar sarmasın,

Yürek ikliminden bir yel esti serin sessiz ve sakin,

Geçmeyecek yemini var yaşama dokunmadan,

Hangimizi alacaksın gitmeyecek mi bu duman,

Bağı çözüldü dizimin dilim tutuldu kaynıyor hüzün,

Söyle bana sevdiğim şaşı oldum ne zaman düğün,

Okudum anlamadım yutkundum boğulacaktım,

Ellerimde nasır gözlerimde inanç dilimde düğüm,

Hangi yoldan gideyim bilmiyorum söyle sevdiğim,

Buzu yorgan yaptım fırın gibi kaynıyor içim,

Hasret yok hasretimin üstüne gül bana yanıyorum,

Sanma ki yıldızlar gökten ışık saçıyor aydınlanıyorum,

Bu ışıklarla bil ki karanlıklarımı dağıtamıyorum;

Şaşkın bakışlar arasında yüreği hoplayan sevdiğim,

Aldırma korkulara hoplayan yürekten gelir nefesim!

Nefis olmuş bir aşka demir atıp mıhlamışım,

Karanlıkları rüzgarımla savurup hayallerinde konaklamışım,

Ben bu aşka demir attım iskeleyi yaktım,

Nedem Leylayı Mevla’mı yakaladım;

Mevla’mın yurdunda başka yurda  var mı ihtiyacım!

Erol KEKEÇ/13.06.2021/00.24


10 Haziran 2021 Perşembe

DELİ DİVANE Mİ CUMA DAYI

 Kuşların bahçesinde sükunetle yattığı Cuma dayı,

Ömrünü bu topraklarda geçirmiş ama yılmamış,

Askerlik dönüşü gece ansızın babasını kaybetmiş,

Babasından ayrılıp o toprakları hiç terk etmemiş,

Sazlıklar kayalıklar börtü böcek onu dost bilmiş,

Bastığı toprak keşke sırtıma bir daha bassa demiş,

İncinmiş yıpranmış ama kimseyi üzmemeyi seçmiş,

Onun eğitmenliğinde gözlerimi açtığım hayatta,

İlk yaşlardan itibaren bir arkadaş gibi davrandı bana,

Karşısına alıp saatlerce dualar öğretirdi ama usanmazdı,

Sabah namazından çıkar geç vakitlerde geldiği olurdu,

Hiçbir zaman yiyeceğinin dışında fazladan av etmezdi,

Doyumsuzluk nedir bilmez Allah’a şükür ilk sözüydü,

Herkesi dinler ondan sonra sadece birkaç kelam ederdi,

Kelamı derinliği insanları düşündürür baş döndürürdü,

Onun sözünden sonra söz söylemek kötü bilinirdi,

Haksızlık yapmayacağını alem çok iyi bilirdi,

Çeşitli sorunlarda hakem olarak seçilip sözü dinlenirdi,

Biraz sert bilinirdi ama yüreği yufka ve merhametliydi,

Küçük yaşlarda Kürt dağından Hasancelli’ye gece yürümüştü,

Henüz 8 yaşındayken kalaycılık için yollara dökülmüş,

Gecenin sessiz ve kimsesiz ortamında korkmuş ve hastalanmış,

Aylarca yatmış hastalıktan kalkıp kendine gelememiş,

Acep bu delirdi mi diye Elâzığ tımarhaneye terk edilmiş,

Çocuk yaşta kalbi ruhu yalnızlar arasında tımar edilmiş,

Oradan döndükten aylar sonra kendine gelmiş başka çocuk olmuş,

Mektep nedir bilmemiş bir günde okuma ve yazmayı öğrenmiş,

Alem’e meydan okumuş kimseyi karşısına alıp onlarla uğraşmamış,

Kendi içinde yeni bir dünya kurup orada yaşamayı öğrenmiş,

Geçmişinden gelen acılar onu çelik bilekli yürek eylemiş,

Kimsenin gidemediği yerleri o avucunun içi gibi gezmiş,

Yaradanın kaderini kimse değiştiremez diyerek korkuları yenmiş,

Askerden hastalık izniyle döndüğü ilk gün babasını toprağa vermiş,

Acıların biri gelip biri gitmiş acılar ondan bir şey götürememiş,

Cuma dayı her gün yeni bir hayranlıkla hayata bağlanmış,

Günler aylar yıllar derken ömür treni gideceği istasyona onu götürmüş,

Hayatındaki kesitlerin tespitini yapmak bile ömrümden ömür götürdü,

Çok uzak oldu aramız ama hep yakın yaşamayı bildik,

Öyle sözler ederdi ki o sözlerin ağırlığı altında çok ezildik,

Sözlerinin ağırlığını ondan değil sözün gücünden bildik,

Kemale ermemiş olanların kelamlarını dinler geçerdi,

Hakikatin dışında söz söylemeyi boşa geçen zaman bilirdi,

Her öğüdünün başında ne olursa olsun hakka şahitlik edin derdi,

Adaletin nasıl olduğunu gelenlerin sorunlarını çözerek gösterirdi,

Yolu düşüp onunla tanışanlar ona uğramadan oradan geçmezdi,

Tanıyan tanımayan ismi geçtiğinde onunla ilgili iki kelamı esirgemezdi,

Rahmetli dürüsttü çok yemeğini yedik çayını içtik sohbetim var derdi,

Onunla karşılıklı oturup çok tartıştık bir gün olsun doğru budur demedi,

Açıklamaları akıl süzgecinden süzülerek geçerdi öyle yüreğe inerdi,

Onun her kelamı benim hayatımın çerçevesini belirledi,

Ramazan ayları yaza geldiğinde su ve incirle orucunu açardı,

Akşam namazını sakin bir ortamda kılar ondan sonra eve dönerdi,

Yaptığı her eylem içime öyle bir dokundu ki bir dağ gibi yer edindi,

Evladı olmak benim için büyük bir şerefti dünya için tek kelam etmedi,

Evladım bu alemde yaşarken alemin sahibi için yaşa ki o seni korusun,

Alemin sahibine kul olanı Allah başkasına bırakmaz derdi,

Öyle sözler söylerdi ki onlar bugün bile saklı duruyor içimde,

Her konuyu mutlaka bir örnekle izah etmeyi tercih ederdi,

Bugünden dönüp baktığımda ümmi bir Sokrat’la günüm geçmiş gibi,

Evin ortasında bir direk vardı onun ceketi orada asılı beklerdi,

Önemli bir şey olduğunda annem babanın ceketinde derdi,

O cekete hiçbirimiz izinsiz ne toz kondurur ne de elimizi sürerdik,

Onun ölümünden çok sonra da o ceket hep orada asılı kaldı,

Ta ki o ev yıkılıp yerine başka ev yapıldığında ceketin yeri değişti,

Evin ortasındaki direk söküldü betonlarla duvarlar yükseldi,

Ne olursa olsun ben hala babamın karşısında diz çökmüş oturuyorum,

Evin ortasında direkte ceketi asılı olduğu anların hayaliyle yaşıyorum,

Her şey değişti ancak içimdeki bu sızının şiddeti hiç değişmedi,

Sanki birisi hemen bahçenin altından Cuma dayı diye bağıracak gibi,

Bu Sesler kulaklarımda çınlarken hüzünle bunları yazıyorum ben,

Cuma dayı ve Hatice nene bu bölgenin vazgeçilmez iki cevheriydi,

Hatice nene bir keser ile kocaman bir bahçe inşa ederdi,

İki gözünü kaybetti dünyası karardı yıllarca ama içi hep aydınlıktı,

Selam verip içeriye girdiğimde Erol mu gelmiş ne der eliyle yoklardı,

Oraya gittiğimde ilk işim babamı görmek ardından ona gitmekti,

Saatlerce onunla otururdum yaşadıklarını anlatırdı ben de dinlerdim,

Bunları zevkle dinler onlardan kendime ders edinirdim,

Genç yaşta Hacı Burhan hayata gözlerini yumduğunda,

Gece dağ başında davarla bir çadırın içinde uyurken,

Çocuklarına sabaha kadar babalarının öldüğünü söylemez,

Sabah namazıyla onları kaldırır büyük oğlunu köye gönderir,

Köylüler kimsenin olmadığı bir dağın başına gömerler Hacı Burhan’ı

Hatice Nene Türkmen Beyi’nin böyle bahtı kara bir Kürt kadını,

Onun hayatımızdan ayrılarak gidişi tam yirmi yedi yıl oldu,

Vefatının yirmi yedinci yılında ona rabbimden rahmet diliyorum,

Diğer cevher ile arasına zaman giremedi sıcağı sıcağına o da gitti,

Cuma Dayı Hatice neneden tam 40 gün sonra ona koşarak gitti,

Hayatımın iki önemli değerini kaybedişimin tam yirmi yedinci yılı,

Biri nenem biri babam ikisinden de çok aldım nice iyilik ve güzellikleri,

Onları rahmetle anmak için sabah sabah oynattım yine kalemi,

Kelamı ilahi de ışık olmalarını isteyerek baş tacı yaptım onları,

Taçları kalmadı ama hep başımda onların değerli mirasları,

On çocuk bıraktı geride Cuma dayı onun yerini asla dolduramadı,

On çocuktan biri bu mısralarla gönül eğleyen zamanın delisi,

Velisi gitmiş geride kalmış delisi kim neylesin böylesi divaneyi,

Benim babam hayatın içinden hayatı anlattı,

Olmadık işlerle boş konuşarak hiç başımı ağrıtmadı,

Dimdik durdu eğilmedi başına gelenleri yaradandan bildi sabretti,

Bugün yaşasaydı onunla neleri neleri konuşmazdım ki,

Dertler belimi büktü zaman duraksız kaldı başımı kim öne eğebilir ki,

Ben babamın oğluyum herkesin Cuma dayısı hacı Burhan’ın torunuyum

Miras yedi değil mirasın yaşayan ve yaşatanı olarak yollara koyuldum,

Bu yol dışında yol tanımam diğer yolları tepeler geçerim,

Cuma dayınızdan aldığım emaneti,

 Şehrin ortasına dikeceğim saat kulesi gibi,

Bozuk saatle doğru zaman bulamayacağımızı bildiğim için,

Çekinmeden gittim aldım ve geldim o emaneti,

Ondan kalan miras,

Dürüstlük adalet, hak ve özgür kul olmak yaradana,

Hepsini sırtladım getirdim yorulmadan,

Alanlara selam ediyorum yüreğimin derinliklerinden,

Hayat yaşadıkça güzel yaşlandıkça değerlidir,

Güzel yaşayıp değer bulanları ayakta alkışlıyorum küçülmeden!

Erol KEKEÇ/10.06.2021/07.24


 

 

TOK MİDELER, AÇ VİCDANLAR

  Dediler ki: "Onlar yiyeceğine biz yiyelim!" Dedim ki: Buyurun yiyin efendiler, Yiyin de görün bakalım, Mideyle vicdanın kavgasın...