21 Temmuz 2021 Çarşamba

SAVRULMA DOST ELİNDEN(!)

 Rüzgârdan sonra çamura batmış yapraklar nasılsa,

Acılar gidince çamurlu ayaklarla gelenler olur size,

Şiddet gidince kapsama girenler hep parazit yaşarlar,

Dost bulduğunda giden düştüğünde gelen değildir,

Dost var da yok da sizinle yürekten paylaşandır,

Dostların olmadığı tilkilerin dost göründüğü çağdayız,

Tavuk masallarıyla sizi cezbederken tavuklar tükenir,

Sayım günü geldiğinde terazinin başında olmak ister,

Sorsan terazi nedir diye birlikte paylaşmak diye diretir,

Yerken çaktırmadan götüren kalanları paylaşmak ister,

Böyle bir yaşamın ne dostu ne düşmanı bellidir,

Dost dediklerin derin yüzülürken acılara katlanmayı öğütler,

Düşman bildiklerin hiç olmazsa alnının çatından devirir;

Hayaller havada uçuşurken bahtına beklemek düşer,

Onun bahtı hep açık nalların düşen çivilerini sana layık görmez,

O kader arkadaşın olduğunu söyler mangalda kül koymaz,

Kadere bak ki o fındık kırarken sana diş kırmak düşer,

Bahtı karalım baht kararmaz karalar seni ancak harap eder,

Seni virane sananlar bilmez ki o viraneler ne defineler gizler,

Akleden dervişe duygular nağmeleşip gökten inse ne yazar,

Firari güvercinler su başında gezinirken o çoktan sipere girer,

Ne kurtlar türemiş kuzu gibi meleyip kurt olmayı hesap eden,

Zindanlar aydınlanırsa o zindanlar bir daha düzen tutmazlar,

Niyeti sansar olup kuzu postunda abid gibi diz çökenler,

Karanlıkta kurdukları oyunları bizim sahnede oynayamazlar;

Sahnemiz çarşaf gibi sakin perdemiz kefen gibi bembeyaz,

Bu perde de ancak gerçek hakikati kuranlar sahneye çıkar,

Geride kalanlar bugün görünse de semtimizde nereye kadar,

Onların alacağı bilet bizim belirlediğimiz yerde geçer,

Biletli yolcu gibi davransalar da onlar hep kaçak gezerler,

Bu dünyanın nesine güveneceksin dara düşünce gelenler,

Yağmur dinince arkasına bakmadan giderler ve sizi görmezler,

Ey yol bildiğini sanan yol giden ve aynı yerde olup bilmeyen,

Siz yola çıkmadan viranelerden ne defineler gitti siz görmeden,

O defineler piyasaya çıkarsa ömrünüz yetmez onlara paha biçilmez,

Bir yağmur bekliyorlar üzerindeki son toprakları götürmesi için,

O güzellik gelirse hiçbir dikenli çalı yetişmez o toprakta bilesiniz,

Bugün varsın ama yarın olacağını nasıl garanti edebilirsin,

Mumyalanmış bir kral mezarlığı değil bu viraneler,

Her karış toprağında nice fidanların gövermesi için gün sayıyorum,

O gün geldiğinde tüm eskimiş çaputları doldurup denize dökeceğim,

Beyhude gönlüm ne durup durup içine gömülüp gidersin,

Sen kalıcısın ama tilkilerin derilerini pazarda satılırken gördüm,

Tilki tavuklar için gelse de kümesin dışında bir yol öğrendim,

Niyeti bozuk tilkilerin derisini yüzüp leşini uçurumdan atıyorlar;

Kiminin bahtına kurşun kiminin bahtına sürme çekiyorlar,

Adamlık kitabında yeri olmayanları işte böyle bedava satıyorlar,

Rüzgârdan sonra kalan yapraklar çamurdan çıkamayanlardır,

İstikametten gitmemiş olanlar da acıdan sonra yetişenlerdir,

Acıdan sonra gelenleri dost bilme dostum yoktur onun dostu,

Postun para eder mi diye çuvala koyma derdinde postunu,

Acıma acınacak hal gelmeden iyi tanı dostunu düşmanını,

Dostun iyi gününde bakmıyorsa yüzüne kötü gününde tükür suratına,

Tükür belki ar gelir damarına,

 Arı olmayanlardan ise dostun halin yaman,

Bu yaman ellerde hala akıllanmayacak mı senin bu koca kafan!

Erol KEKEÇ/20.07.2021/00.46

 


11 Temmuz 2021 Pazar

YOLLAR ÖMRÜMÜ YEDİ

Yollar benim kaderim,

Yollara vurdum gidiyorum,

Başı dumanlı dağlarda,

Sarp yamaçlardan kıvrılan,

Uzunca bir zaman süren,

Yollarda kaldı azığım;

Kervanın umudunu kesen,

Haramilerin pusuları altında,

Dağları yoldaş bilen,

Irmaklara göğüs geren,

Ejderha gibi solukları yakan,

Yarık kayalarda durmayan,

Yollarda konaklamadım ben,

Afrika gibi soluklarım,

Akdeniz gibi yüreğim,

Harran gibi çatırdarken,

Çukurova gibi umutlarım,

Geçtiğim her yerden yar edindim,

Yarım yar da kalmasın diye çabalarım,

Uzun atlamalarda hedefi tutturamadım,

Sırtımda taşıdım yarıda bırakmadım,

Yollar da benim evim,

Ev nedir bilmezken yolları evsindim,

Uzun menzilli füze gibi,

Bir bakarsın yüreklerin kıyısında,

Arzular tırmanırken zirveye,

Fren olmuşum isteklerin şatafatına,

Eller ererken muradına,

Ben giderim yolların kerevetine,

Aldırmaz bir ceylan gibi,

Etrafım sarılmış mayın ve pusularla,

Dağlara verdim yönümü,

Yollar karşıladı zamansız sevda gibi,

Ben beni kaybettim,

Dostlar acep bulan var mı?

Sırmalı saçlarımdan eser kalmadı

Poriklerim sarkardı alnımdan,

Alnımı bir inek yalamış gibi,

Korkudan benzim solmuş sanki,

Bembeyaz poriklerim dökülmüş,

Şakaklarıma karlar yağmış,

Ağrı dağı gibi yalnızlığa çekildim,

Yollarda kaldı muradım,

Ellerim uzaklarda yollar var aramızda,

Bu yollar taşır mı sılaya beni,

Kara bahtıma karalar konaklamadan,

Yıldırımlar kafamda patlamadan,

Haramiler önüme pusu atmadan,

Yolların sırtına evim barkım yük olmadan,

Kaderinde var mı beni taşımak,

Yolların bahtına yazılmış mı,

 Beni sılaya ulaştırmak,

Bilmiyorum ama,

Galiba kendimden kaçıyorum,

Kendinden kaçan ben,

Beni nerede bırakmış olabilirim dostlar!

Bilen varsa söylesin,

Kendinin çok ötesinde yaşayan ben,

Beni bana yar eder mi nereden bilem;

Bir ömür verdim yollara ben,

Hangi yoldan gidersen git,

Muhakkak ki sen,

Yaratana varan bir yolda,

Çabalayıp gideceksin,

Bu alemden!

Erol KEKEÇ/11.07.2021/21.58


5 Temmuz 2021 Pazartesi

ELİF’İN YAZISI

Güz mü geldi yapraklar aşağı sarkmış,

Kırağı iniyor çiğ damlacıkları görünmüyor,

Arılar kovana girmiş yanından geçilmiyor,

Kepeneği sırtlanmış yanık geliyor kaval sesi,

Koyunlar önünde transa girmiş çoban;

Öyle seneler geçti ki hepsinin farklı hikayesi,

Geceler sakin iken gündüzler baş belası,

Murat almamış gelinler süt sağar davardan,

Damatlar koyun güder eğlenir içli kavaldan,

Çadırın önünde bir ateş çalı çırpı toplanır,

Havaların soğuduğu yanan ocaktan anlaşılır,

Koyunlar meler keçiler gider uyanır dertler,

Sabahla başlar çile akşamla geceye tüner,

Böyle geçip gitti güzelim o koca seneler,

Cennet karı şafaktan kalkar elinde kirmanı,

Yün eğirir onları ip eder koyunların önünde,

Koyun güderken bir fabrika gibi seri çalışır,

Akşam olunca onları çorap örmeye başlar,

Günde bir ayak kurtulur korunur soğuktan;

Yağmur inerse toprağa göbelekler çıkar,

Poyraz eserse kurutur kökü geçer birden,

Ne soğuk ne sıcak mutedil bir iklim çok sevilir,

Eşeklere yüklenir çok uzaklardan su getirilir,

Suya giden Elif aşkını sulara anlatır dertleşir,

Sudan dönünce sevgiliden gelir gibi sakinleşir,

Coşku ve heyecanla kuzuları koyunlardan ayırır,

Babası güzel Hasan sorunca bu ne hal Elif kızım,

Gelin gidecek gibi halin sevinç mi hüzün mü senin,

Emmim güzel Osman kar suyu kaçırdı kulağıma dün,

Bu sene beni gelin etmeden Çadırı sökmem demişsin,

Güzden başladım ki çalışmaya baharda beni gelin edin,

Valla babam böyle giderse ömrümü iste vereyim,

Çamur kış demeden koyunlarla yaylıma ben giderim,

Evde kalırsam koyunları bana versen de kaderime küserim,

Kaderim iyi olsun da korkma rızkımıza Allah Kerim,

Üç yaşından beri koyunun içinde yattım kalktım,

Şimdi oldu yaşım yirmi yedi yirmi dört senem burada geçti,

İki sene sonra kimse bakmaz yüzüme adım olur deli,

Hasan’ın kızı Elif cinlendi koyunun önünde kafayı yedi,

Aşkından deliye dönen bir kızın babası olmazsın değil mi?

Cinlendi deseler de sana bil ki aşkım eder deli davane beni,

Ben kara sevdaya tutuldum suyu eşeğe yükleyen çocuğa vuruldum,

Kaçarlardan olduğunu söylediler ama buradaki köylerden sanıyorum,

O kadar dokundu ki uzaktan aynayı yüzüme tuttu yüreğimi hoplattı

Çadıra kadar arkama bakmadan geldim şimdi onu bekliyorum,

Ne zaman bir daha gelir diye kayalara çıkıp ayna arıyorum,

Onun aynası öyle güçlü ki sanki kalbimi yerinden sökecek gibi,

Çadırı sökmeden vereceksen ondan başkasına yar etme beni,

Boynum bükük kalmasın Elif ismi gibi yaşadı O Elife layık biri,

Hasan emmim duymasın oğlu Durana düşünüyormuş beni,

Duran benim yakışım değil ben Duranı hep gardaş bildim,

Koyunların önünde çok beştaş oynadık onu hep ben yendim,

Karısına yenilen bir koca benim gönlümde hep yenilmiş kalır,

Durana ben karılık yapamam ondan gönlümde yok yeri,

Gözüme gelen aynanın ışığı kalbimi çalıp gitti,

Kaç zamandır evdeki suları döküp suya gidiyom gayrı,

Onu bir daha görmek için suyu yüklemeden bekliyorum,

Uzaktan biri sana yardım edebilir miyim diye seslensin istiyorum,

Bir gördüm pir gördüm kalbimi aldı gitti kalbimi arıyorum,

Kalbim kalbinde olan o çocukla ne olur babam beni nişanla,

Çobanları yolla hepsinin yaptığını tek başıma yapacağım yeminle,

Aşkın gözü kör derler yalan aşk beni diriltti gözlerimi açtı,

Ondaki zariflik yüreğimi delik deşik etti ince hastalık gibi,

Bu hastalıktan kurtulmam için elini öpeyim babacığım dinle beni,

Bu Elifini ismini bilmediğim çocuğa tapula beni çaldı kalbimi,

Davar çobanıyım diye aşkı bilmiyor muyum sanki,

Duran’a gidersem ince hastalık bahardan önce yer beni,

Çadırımız sökülmeden taziye yerine döner bilmem anlatabildim mi?

Ben bilinmez görünmez aşkların hayranıyım,

Bir su başında su gibi aziz olan bir çocukla aşkı tanıdım,

Köylerin hepsini arayın bu çocuk benim kaderim,

Kaderimi rabbim yolladı ayağıma sonuna kadar bundan eminim,

Bulamazsanız kayalara çıkıp güneşin çıkmasını bekleyeceğim,

Onun aynası güneş gibi Güneşle yansıdı yüzüme için için eridim,

Günler aylar derken şimdi otuzumda sevdiğimi bekliyorum,

Güzel Hasan’ın kızı Elif koyun güderken sevdiğine kavuştu deyin,

Bu çocuğu bulamazsanız gelinliğimi kefenime giydirin,

Öldü diyerek diri diri beni derin bir mezara indirin!

Erol KEKEÇ/05.07.2021/01.28


TOK MİDELER, AÇ VİCDANLAR

  Dediler ki: "Onlar yiyeceğine biz yiyelim!" Dedim ki: Buyurun yiyin efendiler, Yiyin de görün bakalım, Mideyle vicdanın kavgasın...