Geçmişten kalma acılarla yaşadığım,
Hayat diye zehri yudumladığım
Sağanak yağmurlarda ıslandığım
İhanet günlerinde yaşıyorum ben,
Terki diyar eylemişliğimle
İsyanın sembolleştiği ilkelerimle
Zulme hayır diyen benliğimle
İhanet günlerinde yaşıyorum ben,
Terk ederek giderim, buraları
Eğer hoşuna gitmediyse kaşımın karaları
Deşip de durma kapanan yaraları
Kan ağlayan günlerde yaşıyorum ben;
Neden soruyorsun hala ileri zekâlı
Yoksa işler değişti mi ihanet edeli
Daldır kuma devekuşu gibi kafanı
İnsanların deve kuşlaştığı günlerde yaşıyorum ben,
Neydi derdiniz vermezken bir kuru selamı,
Kesmiştiniz her türlü kelamı
Yoksa ilerletmiş miydiniz kafalarınızı
Kafaların gerilediği günlerde yaşıyorum ben;
Bir yara ki bin yarayı kanatır
Ölmeyi öğrendim yine bu gece
Dağların tepelerinde
Ölmeyi öğrendim hece hece;
Kalbimdeki bu yara kanıyor
Tüm benliğimi kavuruyor
Sanki hançer yarası gibi yakıyor,
Ah bu yaşamak, bu yaşamak
Zorunlu bırakıldığım hayat...
Küçük kentte Yakutiye camisinin avlusunda
Kırıldı umudumu dizdiğim tespihim,
Beni yavrularını yiyen bir kedi gibi
Azıtmayı düşünüyordunuz söyleyemedim.
Bir gül ki aynı kaynaktan büyütülmüştü
Dostların öğütlemişti koklamadan ezmeyi
Yarım kalmış o cümleyi söylemedim.
Yaşamak dediğin bir lüks oldu benim için
Bundan böyle her duyduğun şiirde
Biliyorum kinin biraz daha kabaracak
Aşk ağlatır derlerdi,
Bu dert söyletmedi söyletmedi beni
Uçan kuştan sakındığım bir yaralı kalbin
Canına kasteden sen olmasaydın.
Dostunun mektubunda gördüğüm
Bir kaç satır verdi sizi ele
Yaşadığımı sanıyordum ya...
İhanete uğramışların arasına çoktan girmiştim bile,
Mademki ayrılığa (ihanete) hüküm giymiş bu yürek
Artık ölmek için yaşamak gerek,
Hayatımın gözelerinden bin kez ölerek
Damıttığım bu şiiri, sana adamamı bekleme benden,
Gün gelir tütmez olursa ocağın,
Acılar var bende, ayrılık var bende,
Duvağı açılmamış,
Bekleyin, size onları adayacağım...
Gözlerim, gözlerimin feri sönüyor
Çam kokusu savruluyor burnuma,
İşte kanım, karın dudaklarında
Postalları yok ama
Tepemde ihanet kırbaçları dönüyor,
Kabzasından kavrayıp çekilmiyor,
Bu can hançer gibi kınından
Bre, vefa ihanet gibi olmuyor,
Sevgiyi toyken tanıdık canım
Tutma elin yanar demediler,
Hayatımızı tek bir mevsime göre ayarladık,
Başka mevsimlerin olduğunu öğretmediler
Davamız sevdamız bir yüreğimiz,
Öyleyken kalbimizi çaldı,
Aziz kardeşlerimiz radikaller,
Bilesin ki benim oldu hayatın çirkin yüzü,
Benim oldu, yılkı acılar,
Benim oldu canım ihanete dair kırık ezgiler...
Akşamı kıyamet,
Sabahı Bu’su Ba'del mevt bilirim,
Gecenin koynuna kabre girer gibi girerim,
Bir sonraki mahşere hazır olmak için,
Tanık olurum her gün haşre
Kıldan ve kılıçtan bir yolu,
Yürürüm sırat diye,
Bu gün ihanet günüdür
Güller kendi dikenlerince kanatılsın,
Analar öz elleriyle boğsunlar yavrularını
Söyleyin Hasan Ali ve Hüseyin,
Bu gün ihanet günüdür...
Ekmeğime katık acımın ateşi
Acılarımla baş başa kalmak istiyorum
Yalnız onlar anlıyorlar şimdi beni
Ve yalnız onları dinlemek istiyorum...
Eskir sular,
Eskir geçen zamana yenik düşerek
Bir yolcunun susamışlığında
Toprağın özleminde hasretinde
Eskir geçen yıllara yenik düşerek
Kıyıların dalgaları özlemişliğinde,
Eskir sular...
Bir gün ben de eskirim
Suların eskimişliğinde
Çağlamam artık sana, uzaklardan da olsa,
Bir selam dahi yollamam mektupla da olsa
Özlemem, özlem duymayan hissiz kalpleri
Görmek istemem ihaneti bayraklaştırmış kafaları,
Ve görmek istemiyorum,
İslami cahil kafalarına göre yorumlayanları
Ve görmek istemiyorum,
"Rabbinin yoluna güzel öğüt ve hikmetle,
Davet et düsturunu takmayanları!!!...."
YIL:24.06.1993
NOT1:Malatya'daki hayatın acılarına atfen yazılmıştır.
Yazan: yılmaz kekeç
Derleyen: Erol kekeç Yıl:23.01.2010
NOT2:Bu güzel şiirini derleyip burada yayınlamam, kardeşime olan özlem ve eski hayatın anılarını canlandırmaktı selamlar.
Yazıların tüm hakları site sahibi,Erol Kekeç'e aittir,bilgi alınmak kaydıyla,ticari amaçlı kullanılabilir.
23 Ocak 2010 Cumartesi
21 Ocak 2010 Perşembe
DİKENLİ TELLİ OKULUMUZ!
Bir okul var uzaklarda,
Etrafı dikenli tellerle kaplı
Köyün doyumsuz çamurları
Çocukluğumu onun kucağına attı,
Yedi yaşımın küçük tomurcukları,
Bu okulda bir bir patladı
Gariban fakir köylü çocukları,
Ana hasretiyle gözler yolları...
Aşağı deredeki kurbağa uğultuları
Alıp götürür küçük umutları
Yemekhanedeki aşçı başları
Azrail gibi korkutur körpe yavruları
Dile gelse bu okulun duvarları
Bir adam gibi anlatır eski anıları...
İbrahim e.s.r adında bir adamı
Devlet bu çocukların başına yolladı
İsmail k.l.ç diye bir Müdür muavini
Değneğiyle çocukların başını yarardı,
O yılların bedduası var hayatlarda
Rüstem G...r..l.r sansar gibi pusuda
Misket oynayan zavallı çocukları
Gözünü kırpmadan hunharca hırpalardı;
Şakir Albayrak gibi muhterem hocamı
Devlet Mardin!e sürgüne yolladı,
Duydum ki,Hakkın yüce Rahmeti
Bir gün alıp götürmüş böyle birini
Bilmem ki bu okulu nasıl yazıp çizmeli
Namaza giderken önümüzü keserdi
Bir grup sağcı serseri,
Ey Allahsız komünistler! Burası Allah'ın evi
Kaybettirip izimizi telden girerdik içeri
Sağcı Müdür İbrahim Ce....s..r un dönemi
Küçük tomurcukları ezip geçti...
Bir gün Bünyamin;Kenan ve Beni
Odasında saatlerce sorgulayıp dinledi
Bir şey bulamayınca ağzımızı burnumuzu ezdi,
O zaman ki müdür muavini Sadık B..k..m..z..i,
Üstümüze salar tepkimizi ölçerdi,
Sadık B.k..m..z.. de onlardan biriydi
Ama gönlümüzü almasını çok iyi bilirdi,
Hem döverdi arkasından bizi teselli ederdi.
O okulda neleri neleri görmedik ki,
Düşünceleri uymasa da adam gibi Ahmet Güleç'i
Biz rahmetle anıyoruz şimdi...
Bu okul çok uzaklarda,
Domuz çanı vardı dersliğin tavanında
Elektrikler çok kesilirdi o yıllarda
Domuz çanı hemen yetişirdi imdadımıza...
Güller arasında uyuya kalan çocuklara
Köpek ya da kedi olurdu deva,
Güneş süzülürken ufukta
Kükrer dururdu başımızda bir hoca,
Etüt başladı zil duyulmadı mı oraya
Apar topar uyanırız bir anda
Topuklarız etüt için sınıflara
Kimimiz kitaplara, kimimiz sıralara
Bırakırız kendimizi deliksiz uykulara...
Bu okul çok uzaklarda,
1981 ile 2006 yılları var aramızda
Nuri Yal...ç.n.'dan miras kaldı sandığım bana,
Boya yaparak başladım o gün çalışmaya
Para olmasa hangi kızlar takılırdı arkama
Bir aşk için gider mi insan disipline,
Melek için ben katlandım hepsine,
Ayrıldık 30 haziran 1981'de
O kaldı orada ben gittim kayseriye
Postacı bir mektup getirdi elime,
İlk satırda karşıma çıkan tekerleme,
"Uzun bir yol var aramızda,
Bir ucunda sen bir ucunda ben,
Bir ateş yanıyor bağrımda,
Ateşi sen dumanı ben."
Ve nihayet noktalanıyordu şu ibareyle,
"Bir mektup gönderiyorum,
Sana olan özlemimi gidermek için
Ve bir mektup bekliyorum,
Senden gelecek sevgi için..."
Bu aşk olmasaydı bizde,
Nasıl dökülürdü mısralar dizelere
Okul dedik ya okul işte,
Biz böyle okuduk feleğin çemberinde
Yılmadık dayandık geldik bu günlere,
İlk aşkımız o gün filizlendi içimizde,
Yolumuz hiç kesişmedi bir daha Melek'le
Gül bahçesinde derlediğimiz sevgimizi;
Kaptırmadık hiçbir serseriye,
Bu okul çok uzaklarda,
Aşk ve sevginin tadı kaldı damağımızda
Çocuk olsaydık bizde bu günlerde,
23 Nisanı doya doya yaşardık,
Dikenli teller içinde...
Yıl:23.04.2006
Yer: Çengelköy/İST
E.Kekeç
NOT:23 Nisan çocuklarına atfen yazılmıştır... Onlara ithaf olunur.
Etrafı dikenli tellerle kaplı
Köyün doyumsuz çamurları
Çocukluğumu onun kucağına attı,
Yedi yaşımın küçük tomurcukları,
Bu okulda bir bir patladı
Gariban fakir köylü çocukları,
Ana hasretiyle gözler yolları...
Aşağı deredeki kurbağa uğultuları
Alıp götürür küçük umutları
Yemekhanedeki aşçı başları
Azrail gibi korkutur körpe yavruları
Dile gelse bu okulun duvarları
Bir adam gibi anlatır eski anıları...
İbrahim e.s.r adında bir adamı
Devlet bu çocukların başına yolladı
İsmail k.l.ç diye bir Müdür muavini
Değneğiyle çocukların başını yarardı,
O yılların bedduası var hayatlarda
Rüstem G...r..l.r sansar gibi pusuda
Misket oynayan zavallı çocukları
Gözünü kırpmadan hunharca hırpalardı;
Şakir Albayrak gibi muhterem hocamı
Devlet Mardin!e sürgüne yolladı,
Duydum ki,Hakkın yüce Rahmeti
Bir gün alıp götürmüş böyle birini
Bilmem ki bu okulu nasıl yazıp çizmeli
Namaza giderken önümüzü keserdi
Bir grup sağcı serseri,
Ey Allahsız komünistler! Burası Allah'ın evi
Kaybettirip izimizi telden girerdik içeri
Sağcı Müdür İbrahim Ce....s..r un dönemi
Küçük tomurcukları ezip geçti...
Bir gün Bünyamin;Kenan ve Beni
Odasında saatlerce sorgulayıp dinledi
Bir şey bulamayınca ağzımızı burnumuzu ezdi,
O zaman ki müdür muavini Sadık B..k..m..z..i,
Üstümüze salar tepkimizi ölçerdi,
Sadık B.k..m..z.. de onlardan biriydi
Ama gönlümüzü almasını çok iyi bilirdi,
Hem döverdi arkasından bizi teselli ederdi.
O okulda neleri neleri görmedik ki,
Düşünceleri uymasa da adam gibi Ahmet Güleç'i
Biz rahmetle anıyoruz şimdi...
Bu okul çok uzaklarda,
Domuz çanı vardı dersliğin tavanında
Elektrikler çok kesilirdi o yıllarda
Domuz çanı hemen yetişirdi imdadımıza...
Güller arasında uyuya kalan çocuklara
Köpek ya da kedi olurdu deva,
Güneş süzülürken ufukta
Kükrer dururdu başımızda bir hoca,
Etüt başladı zil duyulmadı mı oraya
Apar topar uyanırız bir anda
Topuklarız etüt için sınıflara
Kimimiz kitaplara, kimimiz sıralara
Bırakırız kendimizi deliksiz uykulara...
Bu okul çok uzaklarda,
1981 ile 2006 yılları var aramızda
Nuri Yal...ç.n.'dan miras kaldı sandığım bana,
Boya yaparak başladım o gün çalışmaya
Para olmasa hangi kızlar takılırdı arkama
Bir aşk için gider mi insan disipline,
Melek için ben katlandım hepsine,
Ayrıldık 30 haziran 1981'de
O kaldı orada ben gittim kayseriye
Postacı bir mektup getirdi elime,
İlk satırda karşıma çıkan tekerleme,
"Uzun bir yol var aramızda,
Bir ucunda sen bir ucunda ben,
Bir ateş yanıyor bağrımda,
Ateşi sen dumanı ben."
Ve nihayet noktalanıyordu şu ibareyle,
"Bir mektup gönderiyorum,
Sana olan özlemimi gidermek için
Ve bir mektup bekliyorum,
Senden gelecek sevgi için..."
Bu aşk olmasaydı bizde,
Nasıl dökülürdü mısralar dizelere
Okul dedik ya okul işte,
Biz böyle okuduk feleğin çemberinde
Yılmadık dayandık geldik bu günlere,
İlk aşkımız o gün filizlendi içimizde,
Yolumuz hiç kesişmedi bir daha Melek'le
Gül bahçesinde derlediğimiz sevgimizi;
Kaptırmadık hiçbir serseriye,
Bu okul çok uzaklarda,
Aşk ve sevginin tadı kaldı damağımızda
Çocuk olsaydık bizde bu günlerde,
23 Nisanı doya doya yaşardık,
Dikenli teller içinde...
Yıl:23.04.2006
Yer: Çengelköy/İST
E.Kekeç
NOT:23 Nisan çocuklarına atfen yazılmıştır... Onlara ithaf olunur.
11 Ocak 2010 Pazartesi
FECİRDEKİ ADAM!
Bekle sevdiğim!
Gözündeki yaşları
Silmeye geleceğim…
Kumrular tünemeden
Çiçekler patlamadan
İlk cemre düşmeden
Sessizce geleceğim!
Bekle sevdiğim!
Dağınık saçlarını
Açtığında kapını
Dumanları sisleri
Dağıtmak için geleceğim…
Bekle sevdiğim!
Kırılan umutlarını
Ürkek yüreğini
Soğuk rüyalarını
Donuk bakışlarını
Diriltmek için geleceğim…
Bekle sevdiğim!
Kurumuş bağları
Sararmış portakalları
Dinmeyen yağışları
Toplamak için geleceğim…
Bekle sevdiğim!
Kırık ranzaları
Eskimiş minderleri
Delinmiş yastıkları
Çaktırmadan geceleri
Atmak için geleceğim…
Bekle sevdiğim!
Duvardaki ağları
Kara köstebekleri
Çalınmayan kapıyı
Geçmediğin yolları
Parçalamak için geleceğim…
Bekle sevdiğim!
Ölü akvaryumu
Bozulmuş saati
Tozlanmış kitapları
Yorulmuş aşkını
Yaşatmak için geleceğim…
Bekle sevdiğim!
Kafandaki acıları
Gitmeyen akşamları
Ağıtlı yaşamı
Saksıdaki toprağı
Değiştirmek için geleceğim…
Bekle sevdiğim!
Rahatsız eden damlaları
Banyodaki göstermeyen aynayı
Patlamış ampulleri
Çekmeyen antenleri
Onarmak için geleceğim…
Bekle sevdiğim!
Sabah ola hayrola
Arpaya karışmış buğdayı
Sap içindeki samanı
Kaderindeki cilveleri
Gitmeyen hüzünleri
Doğru ile eğriyi
Hakka karışmış hileyi
Düzeltmek için geleceğim…
Bekle sevdiğim bekle!
Ansızın bir seher vaktinde
Eski günleri
Savurarak yele,
Gelir dururum karşına…
Bekle sevdiğim!
Kışa teslim iliklerime
Güneşin sıcağı geldiğinde
Bir Nur gibi
Yeniden doğacağım
Işık girmeyen pencerene…
Bekle sevdiğim!
Kara günler
Gitmek üzere
Koyu karanlıktan sonra
Fecir doğar gönüllere…
Sen beni,
Doğan fecirlerde bekle
Bekle sevdiğim
Geliyorum işte!
Yıl:16.01.2005
Saat:14.00—14.40
Kuzguncuk/İst.
Erol KEKEÇ
Gözündeki yaşları
Silmeye geleceğim…
Kumrular tünemeden
Çiçekler patlamadan
İlk cemre düşmeden
Sessizce geleceğim!
Bekle sevdiğim!
Dağınık saçlarını
Açtığında kapını
Dumanları sisleri
Dağıtmak için geleceğim…
Bekle sevdiğim!
Kırılan umutlarını
Ürkek yüreğini
Soğuk rüyalarını
Donuk bakışlarını
Diriltmek için geleceğim…
Bekle sevdiğim!
Kurumuş bağları
Sararmış portakalları
Dinmeyen yağışları
Toplamak için geleceğim…
Bekle sevdiğim!
Kırık ranzaları
Eskimiş minderleri
Delinmiş yastıkları
Çaktırmadan geceleri
Atmak için geleceğim…
Bekle sevdiğim!
Duvardaki ağları
Kara köstebekleri
Çalınmayan kapıyı
Geçmediğin yolları
Parçalamak için geleceğim…
Bekle sevdiğim!
Ölü akvaryumu
Bozulmuş saati
Tozlanmış kitapları
Yorulmuş aşkını
Yaşatmak için geleceğim…
Bekle sevdiğim!
Kafandaki acıları
Gitmeyen akşamları
Ağıtlı yaşamı
Saksıdaki toprağı
Değiştirmek için geleceğim…
Bekle sevdiğim!
Rahatsız eden damlaları
Banyodaki göstermeyen aynayı
Patlamış ampulleri
Çekmeyen antenleri
Onarmak için geleceğim…
Bekle sevdiğim!
Sabah ola hayrola
Arpaya karışmış buğdayı
Sap içindeki samanı
Kaderindeki cilveleri
Gitmeyen hüzünleri
Doğru ile eğriyi
Hakka karışmış hileyi
Düzeltmek için geleceğim…
Bekle sevdiğim bekle!
Ansızın bir seher vaktinde
Eski günleri
Savurarak yele,
Gelir dururum karşına…
Bekle sevdiğim!
Kışa teslim iliklerime
Güneşin sıcağı geldiğinde
Bir Nur gibi
Yeniden doğacağım
Işık girmeyen pencerene…
Bekle sevdiğim!
Kara günler
Gitmek üzere
Koyu karanlıktan sonra
Fecir doğar gönüllere…
Sen beni,
Doğan fecirlerde bekle
Bekle sevdiğim
Geliyorum işte!
Yıl:16.01.2005
Saat:14.00—14.40
Kuzguncuk/İst.
Erol KEKEÇ
SİLGİLER SİLMİYOR!
Yana yakıla topladığım
Savruldu gitti emeklerim
Ah ulan ah!
Kahpe dünyanın uşakları
Kaya gibi katı ruhlarınızı
Çok sevimli çehrenizi
Kütükte dirhem dirhem doğrasam
Gitmez Vallahi yüreğimdeki acı…
Ah ulan Ah!
Getiremiyorum geçen yılları
Ömrüm elinizde buz gibi eridi
Sermayesi çalınan tacir gibi
Karıştırıyorum eski defterleri
Her sayfada ihanet izleri
Silgiler silmiyor bu lekeleri
Bir ömür daha yokki,
Yok, sayam bu hüzün ve kederleri…
Ah ulan Ah!
Şarap yapıp kanlarınızı
Duble duble dağıtsam akşamları
Zevkle içip kuduranları
Almasa meyhanenin koltukları
Dindirmez Vallahi yüreğimdeki acıları…
Ah ulan ah!
Tarihin aşağılık yobazları
Utanır yazmaktan böylesi yamyamları
Ne gözleri doyar ne de karınları
Nerde bir garip varsa parçalar dişleri
Vahşi kapitalizmin yan ürünleri…
Ah ulan ah!
Az mı soluksuz gittim o yolları
Karlar erirken yollar uzadı
Bir rüya görür gibi
Yaşattınız bana bunları
Karunu batırır gibi
Size de insin Allah’ın azabı…
Ah ulan ah!
Zulmünüzü yaşatan megafonları
Bilinmez yere sokacağım günleri
Göreceksiniz,
Şenlik olsa da hayatınızın bu günleri…
Nasıl anlatsam bu kan emici vampirleri
Gece gündüz beslediğim gülleri
Çiçekleri koparıp yollara bıraktılar dikenleri
Gelen tepeledi giden tepeledi
Onca emek verdiğim yıllar oldu çakırdikeni…
Ah ulan ah!
Nereye kadar gider bunun nihayeti
Bir çocuk çıkarda kırarsa girdiğim çemberi
Ona okuyacağım sakladığım hikâyeleri
Herkes elbise görse de kralın üzerindekileri
Büyüttüğüm çocuk söyleyecek sizlere
Çıplak kralın tılsımındaki ürkekliği
Hey gidi yeraltı tacirleri
Lağım içlerimi sizin ticaret yeri
Aydınlığı sevmiyorsunuz gözlerinizden belli
Bulursanız boynu bükük birini
Köstebek gibi götürürsünüz elindekini…
Ah ulan ah!
Sizi gidi mezar soyguncuları
Zamanınızı boşa harcamayın akşamları
Amudu düşlerken nal boğazınıza tıkandı
Boş mezar bulun yaşamanız zorlaştı
Bilgin olanınız okusun gözümdeki noktayı
Ölmüş koyuna derisini yüzmek elem verir mi?
Gözümdeki ölümsüzlük
Enseleyecek sizleri
O gün çok yakın
Müjdeliyor her şeyin Rabbi
Aklınız varsa gözetlersiniz bir geriyi
Hangi zalimin zulmü payidar ki…
Biz sadece ıslah edicileriz demediniz mi?
Oysa bozguncular sizin mektepte yetişti
Doğuyor işte adaletin güneşi
Mektebinizin taşları
Bir bir sökülecek fecir vakti,
O gün göreceksiniz elimdeki zülfü karı
Yalvarmanın anlamı yok hak ettiniz bunları
Vurunca tuz gibi dağıtacağım omuzdaki kafaları
Orada da gülmek benim hakkım olmalı
Göremeyeceksiniz kanlarınızda yaptığım dansları
Dayandığım Allah anlatıyor bu müjdeli anları
O gün bir bir sokacağım uygun yere o megafonları!
Yıl:(24–25):01,2005
Saat:23.30—24.30
Çengelköy/İst.
Erol KEKEÇ
Savruldu gitti emeklerim
Ah ulan ah!
Kahpe dünyanın uşakları
Kaya gibi katı ruhlarınızı
Çok sevimli çehrenizi
Kütükte dirhem dirhem doğrasam
Gitmez Vallahi yüreğimdeki acı…
Ah ulan Ah!
Getiremiyorum geçen yılları
Ömrüm elinizde buz gibi eridi
Sermayesi çalınan tacir gibi
Karıştırıyorum eski defterleri
Her sayfada ihanet izleri
Silgiler silmiyor bu lekeleri
Bir ömür daha yokki,
Yok, sayam bu hüzün ve kederleri…
Ah ulan Ah!
Şarap yapıp kanlarınızı
Duble duble dağıtsam akşamları
Zevkle içip kuduranları
Almasa meyhanenin koltukları
Dindirmez Vallahi yüreğimdeki acıları…
Ah ulan ah!
Tarihin aşağılık yobazları
Utanır yazmaktan böylesi yamyamları
Ne gözleri doyar ne de karınları
Nerde bir garip varsa parçalar dişleri
Vahşi kapitalizmin yan ürünleri…
Ah ulan ah!
Az mı soluksuz gittim o yolları
Karlar erirken yollar uzadı
Bir rüya görür gibi
Yaşattınız bana bunları
Karunu batırır gibi
Size de insin Allah’ın azabı…
Ah ulan ah!
Zulmünüzü yaşatan megafonları
Bilinmez yere sokacağım günleri
Göreceksiniz,
Şenlik olsa da hayatınızın bu günleri…
Nasıl anlatsam bu kan emici vampirleri
Gece gündüz beslediğim gülleri
Çiçekleri koparıp yollara bıraktılar dikenleri
Gelen tepeledi giden tepeledi
Onca emek verdiğim yıllar oldu çakırdikeni…
Ah ulan ah!
Nereye kadar gider bunun nihayeti
Bir çocuk çıkarda kırarsa girdiğim çemberi
Ona okuyacağım sakladığım hikâyeleri
Herkes elbise görse de kralın üzerindekileri
Büyüttüğüm çocuk söyleyecek sizlere
Çıplak kralın tılsımındaki ürkekliği
Hey gidi yeraltı tacirleri
Lağım içlerimi sizin ticaret yeri
Aydınlığı sevmiyorsunuz gözlerinizden belli
Bulursanız boynu bükük birini
Köstebek gibi götürürsünüz elindekini…
Ah ulan ah!
Sizi gidi mezar soyguncuları
Zamanınızı boşa harcamayın akşamları
Amudu düşlerken nal boğazınıza tıkandı
Boş mezar bulun yaşamanız zorlaştı
Bilgin olanınız okusun gözümdeki noktayı
Ölmüş koyuna derisini yüzmek elem verir mi?
Gözümdeki ölümsüzlük
Enseleyecek sizleri
O gün çok yakın
Müjdeliyor her şeyin Rabbi
Aklınız varsa gözetlersiniz bir geriyi
Hangi zalimin zulmü payidar ki…
Biz sadece ıslah edicileriz demediniz mi?
Oysa bozguncular sizin mektepte yetişti
Doğuyor işte adaletin güneşi
Mektebinizin taşları
Bir bir sökülecek fecir vakti,
O gün göreceksiniz elimdeki zülfü karı
Yalvarmanın anlamı yok hak ettiniz bunları
Vurunca tuz gibi dağıtacağım omuzdaki kafaları
Orada da gülmek benim hakkım olmalı
Göremeyeceksiniz kanlarınızda yaptığım dansları
Dayandığım Allah anlatıyor bu müjdeli anları
O gün bir bir sokacağım uygun yere o megafonları!
Yıl:(24–25):01,2005
Saat:23.30—24.30
Çengelköy/İst.
Erol KEKEÇ
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
TOK MİDELER, AÇ VİCDANLAR
Dediler ki: "Onlar yiyeceğine biz yiyelim!" Dedim ki: Buyurun yiyin efendiler, Yiyin de görün bakalım, Mideyle vicdanın kavgasın...
-
Denize su dökmek gibi Tok olana sofra kurmak; Gösterişin ateşinde Merhameti kül savurmak. Şatafatlı masalarda Nefisler doyurur kendin;...
-
Dediler ki: "Onlar yiyeceğine biz yiyelim!" Dedim ki: Buyurun yiyin efendiler, Yiyin de görün bakalım, Mideyle vicdanın kavgasın...