4 Aralık 2025 Perşembe

Hizmetin Gölgesinde İsraf Destanı


 Ey vaktiyle omzu geniş, yüreği mert memleketim,

Yorgun düşmüş alnını okşarken anlıyorum ki;
Biz ne bir milleti kaybettik bir gecede,
Ne de bir gecede kurduk bu dağ gibi yükü taşıyan devleti.
Ama bir yerde bir şey kırıldı,
Tekerleğe bir taş sıkıştı,
Ve o taşın adı: hizmet değil, hısım; 

emanet değil, emanetçiye selam; 

görev değil, gölge etme ki menfaatim büyüsün oldu.

Bir vakitler bir buçuk milyon memurla dönen çark,
Bugün beş milyonu aşmış bir kalabalığın içinde
Daha ağır çalışıyor.
Demek ki sayı çoğalmış, iş küçülmüş,
Veya iş büyüdükçe niyet ufalmış…
İşte memleketin trajedisi tam da burada duruyor:
Çoğalan el, çoğalmayan emek;
Büyüyen maaş, küçülen vicdan;
Artan memur, azalan hizmet…

Hani biz “devlet baba” derdik,
Şimdi devlet evlatlarıyla sınavda.
Bir panayır kurulmuş sanki,
Her köşeden bir boru öter:
“Benim kadrom, senin torun;
Benim ihale, senin ihsan;
Benim mevzuat, senin suskunluğun…”

Bir garip yarış bu,
Yarışan görev değil,
Yarışan itibarın yüz karası israf…
Arabalar dizilir törenle, kırmızı kurdeleyle.
Sanki milletin vücuduna takılan serum değil;
Yeni makam kokusu veriliyor…
Yetmiyor…
Yetmez zaten;
Hırsın tadına varan bir daha suyla doyar mı?

Derler ki, dünyanın bir ucunda,
Nüfusu bizden kat kat fazla ülkeler
Toplu taşıma ile gurur duyar,
Bakanı sade bir araçla iner, biner,
Devlet adamı mütevazidir,
Arabasını değil, aklını konuşturur.

Bizde ise yeni 7 bin araç alınır kamuya,
Sanki memleket uzaya çıkıyormuş gibi
Tören yapılır, kurdele kesilir,
Gösteriş, hizmetin üstüne örtülmüş bir şal gibi durur.
İhtiyaç başka, heves başkadır;
Ama bizde ikisi hep karıştırılır...

Milletin cebinden alınan her kuruş
Makamın gölgesine akıtılır;
Sanki ülke tasarrufla değil de
Fazlalıkla ayakta kalacakmış gibi.
Ey güzel yurdum,
Ne zaman makulün yerini ihtişam aldı?
Ne zaman sade olan ayıplanır da,
Lüks “hizmet” diye ilan edilir oldu?

Ben gecenin bu vaktinde
Bu satırları niye yazıyorum?
Gökyüzünün sessizliği bana “yeter artık” dediği için mi?
Yoksa milletin içli içli sustuğunu duyup
Dayanamayıp konuşmak zorunda kaldığım için mi?
Belki de ikisi birden…

Ey emaneti alanlar!
Ey omuzunda devlet ağırlığının zerresini bile taşımamakla meşhur olanlar!
Biliniz ki;
Bu milletin sabrı yalnızca ekmek kuyruğunda tükenmez,
İnsanın içi de yorulur;
Bir milletin ruhu da incinir.

Bizim alın terimizi “itibar” diye çarçur ederken,
Unutmayın ki bu millet
Size ne bekâr odasında mektup yazacak,
Ne de kapınıza gelip derdini dökecek.
Milletin vakarı sessizdir;
Ama Allah’ın adaleti öyle değildir...

Kesin bilin:
Sizin hesaplarınız,
O gün göğün arşında tek tek açılacak.
Kimsenin makam arabası oraya çıkamayacak,
Kimsenin plakasında torpil yazmayacak,
Kimsenin kartviziti işe yaramayacak.
Sadece bir şey sorulacak:
“Bu milleti nasıl yönettiniz?”

Ben bu sözleri yazarken yorgunum, evet.
Yatmam gerekir, bedenim ister.
Ama içim rahat mı?
Değil.
Çünkü ben uyurken bile millet uyanık acı çekiyor.
Tenceresi kaynamayanın uykusu hep yarım;
Emeği karşılık bulmayanın duası hep ıslaktır.

Yine de karamsarlık değil niyetim.
Bir milletin umudu yalnızca bütçeyle ölçülmez;
Bir milletin direnci
İnsafını kaybetmeyen birkaç yürekli insanla değişir.
O yüzden bu şiir
Bir ağıt değil, bir uyarı değildir sadece—
Bu şiir, bir hatırlatma vasiyetidir:

Ey emaneti taşıyanlar!
Millet sizi beslemek için değil;
Adaletle yürüyün diye seçti.
Tasarruf etmeyi millete değil,
Kendinize öğretin.
Gösterişi törenlerden değil,
Ahlaktan çıkarın.
İsrafı çalışkanlığa değil,
Lükse harcayın.

Ve bilin ki bu ülke,
Sizin devraldığınız bir malikâne değildir;
Dünya döndükçe, çocuklar büyüdükçe
Bu topraklara hesap vereceksiniz.
Bizden değilse,
Tarihten;
Tarihten değilse,
Allah’tan…

Ben artık size hatırlatmayacağım.
Çünkü milletin söyleyeceği söz
Günü geldiğinde kendi dilini bulur.
Ben sadece bu gece,
Bu karanlık odada
Son cümlemi yazıyorum:

“Milleti unutan,
Bir gün milletin unuttuğu olur.”

Bahadır Hataylı/04.12.2025/Sancaktepe/İST

2 Aralık 2025 Salı

Aldanma Bu Dünyaya oğul!



Oğul…
Ben bu sözleri sana değil, senden sonra gelecek bütün çocuklara bırakıyorum;
Çünkü dünya değişir, çağlar geçer,
Ama insanın imtihanı hiç değişmez.
Kul aynı kul, nefis aynı nefis,
Sınav aynı sınavdır...

Dinle beni oğul…
Bu sözleri bir ihtiyarın sayıklaması sanma;
Bu dünya nice yiğitler gördü,
Hepsi aynı rüzgârın savurduğu yapraklar gibi
Bir gün bir köşeye savruldular.
Sen savrulma…
Kökün derin olsun...

Aldanma dünyanın “büyüksün” demesine.
Makamın tozu insanın özüne bulaşırsa
İnsan kendini dev aynasında görür,
Sonra dev aynası kırılır,
Gerçek aynada yapayalnız kalır...

Unutma oğul:
Makama tutunan düşer,
Makamdan geçen yürür.
Yükseklik adamı büyütmez;
Gölgesini uzatır sadece.
Ömür dediğin, gölge gibi uzayıp kısalan bir çırpıntıdır...

Altın sandığın olsa
Bir gün kefenin cebine bile sığmaz.
Dünya senin olsa
Bir nefeslik can veremezsin.
Biri açken tok kalmak
Zenginlik değil,
Yarın hesabı ağır bir borçtur...

Hırs bir kuyudur oğul,
Daldıkça karanlık büyür;
Karanlık büyüdükçe insan küçülür.
Gözünü kinle karartma,
Gönlünü hasetle kirletme.
Eline geçen her şeyde
Helali ara, hakkı ara, insanı ara...

Haksızlık kolaydır oğul,
İnsan bir kelime ile bile zulmedebilir.
Ama bil ki mizanın kefesi sessiz durur,
Sessizliğin içinde de adalet bekler.
Mazlumun ahı geceye benzemez;
Gecenin sabahı olur,
Mazlumun ahının sabahı olmaz.
Ağır iner, geç iner, ama mutlaka iner...

Adaletin olmadığı yerde
Dualar eksilir, yüzler solar,
Yağmur bile yağmaz oğul.
Bir ülkenin göğünü
Hak yiyenler karartır...

Yolun daralırsa
Daralmayı büyüklük sanma;
Büyük olan gönüldür,
Yol geniş olmasa da yürür...

Dostun az olsun ama
İçinde adam  olsun.
Çok söz edenin sözünde bereket olmaz,
Az konuşanın bakışında kitap saklıdır...

Bir kapı çalındığında aç,
Bir el uzandığında tut,
Bir can ağladığında susma.
İnsan, insana emanettir oğul;
Bu emanete ihanet eden
Kendi ruhunu yetim bırakır...

Ölüm sana korku olmasın;
Korkulacak şey,
Adının unutulması değil,
Bıraktığın izlerin kara olmasıdır.
Bir diken bile iyi niyetle dikilirse güle döner,
Bir gül bile kötü elde diken olur...

Günün sonunda oğul,
Elinde ne kalacak biliyor musun?
Ne ün, ne para, ne şöhret…
Bir tek “insanlığın” kalacak.

Onun için…
İnsanca yaşa, insanca konuş,
İnsanca sev, insanca düş.
Bu dünya devran döner,
Gün gelir herkes hesabını
Kendi kalbine verir...

Ve bil ki oğul:
Bir insanın mezar taşına en çok yakışan şey,
“İyi adamdı” sözüdür.
Gerisi rüzgârdır;
Gelir geçer.

“Aldanma oğul…
Dünya büyük görünür ama vicdan ondan daha büyüktür.
Her şey biter;
İnsanlık kalır.”

Erol Kekeç/01.12.2025/Sancaktepe/İST

Gece Defterinde neler var?

Kalmadı dünyanın tadı — yoksa var mı hâlâ,

Vampirlerin geceleyin tuttuğu bir başka hesap daha?
Gözleri görmez güneşi, kulakları duymaz feryadı;
Ama her sabah uyanınca ülkeden eksilmiş


Bir umut, bir gençlik, bir adalet, bir sevda…

Memleket denen bu kadim hanın
Kapısını tutan bekçileri vardır:
Gündüz güler, gece keseyi doldurur;
Çünkü karanlık bu ülkede hep daha kazançlıdır,
Hep daha dokunulmazdır bazıları için.

Adalet sarayları taş yapıdandır,
Lakin içindeki vicdanlar çadır misali rüzgârlıdır.
Bir esinti gelir, eğilir;
Bir fırtına kopar, devrilir;
Bir talimat iner, şekil değiştirir.
Terazi desen…
Kefesine konan kimseye göre
Bazen pamuk olur, bazen kurşun gibi ağır.

Memleketin mahkemeleri uzun yoldur;
Kimi yürür yavaşça, kimi uçar kuş misali.
Kiminin dosyası raflarda küflenir,
Kimininki bir gecede karar bulur —
Hani vampirlerin acelesi varmış gibi.

Bir dilekçe sunarsın, kırk gün bekletirler;
Bir teklif gelir “makbul” olandan,
Kırk dakikada memleket değişir.
Biz hâlâ sorarız:
“Hukuk nerede?”
Cevap gelir soğuk bir mizahla:
“Yemekte, birazdan gelir…”

Kalmadı dünyanın tadı…
Bir ülkede yasalar kitapta durur da
Hayatta durmazsa,
O memleketin sokağında hep bir çürüme kokar.
Kimse söylemez;
Fakat herkes bilir.

Vampirler susmayı sever —
Çünkü söz, iz bırakır;
İz, hesap sorar;
Hesap, gün ışığında yapılır.
Onlar ise hep karanlığı seçer,
Hem saklanmak hem beslenmek için.

Bizse millet olarak tuhafız:
Gece soyuluruz,
Sabah kalkar “hayırlısı böyleymiş” deriz.
Sanki kaderin kalemi,
Karanlığın elinde yazılırmış gibi…

Ama şunu da bilsin gecenin sofrasında oturanlar:
Her karanlık, kendi sabahını doğurur;
Her vampir, kendi hesabında boğulur;
Her adaletsizlik, kendi mezarını kazar;
Bu milletin defteri kabarır ama
Hiçbir haksızlık, sonsuzluğa hak kazanmaz.

Kalmadı dünyanın tadı — derim yine de.
Fakat hâlâ kalmış gibi davrananlar var:
Çocuklar gülüyor, anneler dua ediyor,
Bir yerlerde küçük bir adalet kıvılcımı
Sönmemek için direniyor.

Belki de bu yüzden
Vampirler hâlâ iş başında:
Güneş doğmasın diye tutuyorlar gökyüzünü.

Ama gün doğacak.
Biliriz.
Tarih böyle yazılır...

Erol Kekeç/2.12.2025 21:56/Sancaktepe/İST

TOK MİDELER, AÇ VİCDANLAR

  Dediler ki: "Onlar yiyeceğine biz yiyelim!" Dedim ki: Buyurun yiyin efendiler, Yiyin de görün bakalım, Mideyle vicdanın kavgasın...