19 Aralık 2009 Cumartesi

HAYRANIM!

Bir hayranım ben,
Kime diye sormayın benden
Bilinmeyen bir elden
Vakti kuşanmış giden
Bir turna gökte süzülen
Bir yağmur buluttan dökülen
Bunlara bir hayranlık duyan
Kendime hayran olan ben!...
Menekşeler dalında solar mı,
Bülbül, yuvasına konar mı
Yaralar içerimde donar mı
Solmuş yürekler yanar mı
Hayranım hayran;
Orada yanan anam,
Ben de süzülen bir buluta hayran!
Unutma,ey dağlar!
Yüreğim senden yukarda çağlar,
Adımlarım küçük,umutlarım büyük
Ağlarım ağlarım yüreğimle dağlarım
Geçit vermese sarp kayalıklar,
gökyüzünde süzülerek akar,
İşte o yürek benim,
Bense bu kainatın sahibine;
HAYRANIM......!

Yıl:25.04.2009
Saat:15.10-15.20
Yer:Başakşehir-Çınar Koleji/İST
(Veli Toplantısı)
Erol Kekeç

YORULMUŞ GÖZLERİMİZ!

Sevdiğim yüzünü çevir de bir bak,
O göz aradığını asla bulamayacak
Direksiz donatılan masmavi gökte
Yorgunluktan bitap düşmüş gözlerin,
Hayretler eşiğinde çığlıklar basacak!...
Bu Güneş kararır mı bir gün,
Yıldızlar sararıp dökülür mü o gün
Dağlar yürütülür mü dersin,
Acayip bir şaşkınlık hava kararmış,
Tandır feveran edip bağırır,
Sevdiğim gözlerin hala ne arar durur!...
Vahş mi vahşi hayvanlar nerde;
Orman yalnızlığa gömülmüş
Çakallar yok nöbet yerinde
Kuyruğu inmiş aslanın,
Kral da hesap ödeme derdin de!
Bak sevdiğim senin gözlerin hala arar durur,
Ne arar neden bu kadar kudurur,
Gördün mü sular kaynıyor fokur fokur,
Diri diri toprağa gömülen kız
Hangi sırada hesaba durur;...
Ey sevdiğim!
Bak geldik ve işte gidiyoruz biz,
O sevdiklerimiz kaldı bizsiz
Yüreklerimiz savruldu sevdasız
Aramaktan bitap düşen gözlerimiz,
Bir damla yaşla canlanır mı dersin,
Bunu biz nerden biliriz,
Yaradan aşkına bak savruldu küllerimiz...

Yıl:15.04.2009
Saat:11.12-11.20
Yer:Başakşehir-Çınar koleji-11TM/İST
Erol Kekeç

18 Aralık 2009 Cuma

KADERİME VURGUN!

Sararmış bir yaprak gibi,
Alınyazım kaderime vurgun
Uslanmaz bir küheylan
Dünyalar arşınlasa her an,
Karanlık kaplasa meydan
Ne yapsa etse,bir yazıya kurban;
Bir bir saydım soluklarımı
Bilmem kırmızı gül açar mı,
O tomurcuklar yüreğimde kalır mı
Soluklarım solmadan,hayatım,
Alınyazıma konar mı...?
Uçurtmamı savurma rüzgar,
Umutlarım uçurtmamda uçar
Bir turna süzülse mavi gökte,
Soluklarım o yana şaklar!
Hey gidi günler hey,
Yarım kaldı avucumda oyunlar
Küçük yavrular alnıma bakar
Bir buse konsa yanağına
Sevinçten semaya uçar...;
Bir selam geldi uzaklardan
Yarenler hep gitmiş bu menzilden
Koklasam mı koklamasam mı?
Bu çiçekler gideceğimiz yerden!...
Ağlama sevdiceğim ağlama,
Yaraları bağladım bahtıma,
Bıraktım tomurcukları sana
Güllerim açmadan,sakın koklama!...
Yıl:06.04.2009
Saat:15.10-15.20
Yer:Başakşehir/Çınar-10TM sınıfı/İST
Erol Kekeç

13 Aralık 2009 Pazar

ÖYLE BİR ADAM Kİ!

Kırmızı toprağa değmiş ayağı
Çakır dikenlerinden yürümüş,
Sazlıklarda çok beklemiş
Karanlıkta konaklamış
Gündüzün canlanmış
Bir garip adamın
Hikayesinden derlediklerim...
Kış ve yaz ayırmadan
Her sabah yönelir Güneşe
Sağlam bir kayada
Yan gelip uzanır;
Kemiklerinde sıcağı
Duydukça kıpırdar damarları,
Yalnız adam başlar konuşmaya,
Gün batıda sallanıncaya kadar!
Sabahla başlar savaşa
Gün tam tepede
Terazi gelir dengeye
Gün batmadan evvel
Letafet akar dilinden...
Elleri katur kutur
Temmuz da Harran ovası
Ancak böyle çatırdar;
Feleğin çemberi dedikleri
Tekerlek kalmamış geçmediği
Bir ok yılanı gibi
Tüm yıldırımlar
Delip geçmiş yüreğini,
Yüreğinin her yanı yaralı
Kim anlar ondaki kederi,
Of çekmez ki bilinsin dertleri
Oh!Oh! der hep onun dilleri;
Bu adam öyle garip ki,
Hayatındaki gariplikleri
Anlamak bizi tüketti,
Gökyüzünü bulursa dumanlı sisli
Kaybolur kimse bilmez nere gitti
Kar ve yağmurda olur dipdiri,
Yanında acından ölse biri
Aldırmaz kendi yer elindekini,
Akşamları bir garip ki,
Pisagorun denklemi
Konfüçyusun hikmeti
Aristonun felsefesi;
Çözemez vallah'i ondaki gariplikleri;
Duadan başka yok bildiği
Ümmüyüm der yutturur kendini,
Saatlerce konuşsanda
Bazen duymaz dediklerini
Duysa da dinlemez böylelerini,
Garip adam dedikleri
Herhalde bu olsa yeri,
Evinin penceresi
Kapısının kilidi
Hepsi Allah'ın emaneti
İhtiyacı olan biri
Varsa girsin içeri,
Allah dilemese
Nerden bilir bu evi,
Demek hepsi Allah'ın işi
Bende Allah'ın garibi,
Siz bırakın beni,
O Allah unutur mu?
Benim gibi birini...
Hakkaten garip biri
Dünya alemin sevdiği
Onun umuruna gelmez ki,
Ümmüyim ümmüyim der
Bir bir keşfedilir gariplikleri,
Öyle bir adam ki,
Bir elinde cımbız
Bir elinde ayna,
Yan gelip yatmış toprağa
Benim gibi,
Biraz deli biraz veli
Bir garip,
Yalnız adam dedikleri
İşte böyle
Bir bedevi;
Yıl:01.05.2006
Saat:24.20-01.20
Yer:Çengelköy/İST
Erol Kekeç

12 Nisan 2009 Pazar

HASRET

Karanlık bastığında
Yalnızlık şarkılarım
Bir bir döküldü dilime!
Her yıldız kaydığında
Bir baykuş seslendi
Acılı yüreğime!
Ayrılıklar tanımadı
Hiçbir hasret
Hasretimin üstüne!
Senden ayrılalı
Kör oldum
Kezzab döküldü gözlerime!
Rüzgâr taşıdı
Hayalet gölgeni
Ay vurduğunda yüzüme!..
Uykusuzluk tan’a
Gözyaşlarım içime
Gök ağladı halime!
Ortak ettim rüyaları
Kimsesiz akşamlara
Dert kattı dertlerimin üstüne!
Hayallerim nerede
Kaldı her şey gecelerde,
Buzdan yorgan çekildi üzerime!
Yıl:07.02.2004
Saat.12.30—16.00
Kadıköy(parça parça yazıldı
F.B.merkezi)İst.
(Şa.E.Kekeç)

9 Nisan 2009 Perşembe

HASRETİN GÖLGESİNDE




Kendime hasret yaşadım
Bebeklik zarını patlatarak
Hayata ilk adımlarımı atarken,
Kıbrıs savaşında buldum kendimi;
Yakınlarımızdan bazıları
Hasret çığlıkları arasında
Geride eşler ve çocuklar bırakarak
Vatan için yolculuk vardı savaşa
Ben o yıllarda,
Düşünen adam edasıyla,
Her şeyi takıyordum kafama
Takıyordum takmasına da,
Oyun olunca koşuyordum çamurlara
Beş yaşıma basmışım bu yıllarda
Hayatın yükü omuzlarımda,
Bazen oğlakların ardında
Yorulursam hayvan kovalarım
Ekin tarlalarında;
Gözüm daha yeni açılıyordu
Tanışmadığım bu koca hayata...
Sazlardan yapılmış karanlık evde
Az mı diz çöktüm babamın yanına
Üç beş dua öğrenmek için merakla;
Babam dürüst adamdı,
Kimseye boyun eğmezdi
Ekmeği için taşları delerdi;
Tabi bu ara 411 fiyat motorla
Taşları taşıyarak tarla çıkardığımız günleri
Anılar arasında hatırladıkça
Çocukluğumu silemiyorum hafızamda...
Benim babam dağ başında
Yalnız adam kaftanıyla
Yorulmamak için çıkmıştı yollara,
Geceleri sürek yapar
Gündüzleri hayatı anlatırdı bizlere,
O da iyi görememiş bu günleri
O görseydi beni bu halde şimdi
İnanamaz oğluna kahrolur giderdi;
Çocukken söz vermiştim
Onu incitmeyeceğime,
O incinmesin yattığı yerde...
Oğlum çok doğrusun ama
Yufka bir yüreğin var
Dikkatli ol bu acıma,
Acınacak hale getirmesin seni;
Diye öğütlerde bulunurken
İlkokul yoktu hayatımda,
Abartmıyorum,ben hayatın çocuğu,
Hayata yenilirken anladım bunu...
Er meydanı bu yenmekte yenilmekte var,
Yenilsemde yaşıyorum inadına herşeye,
Yaşarken yaşamadıklarıma yanıyorum!
Babamın nasihatlerine asılırken
Arada bir irdelesydim ya!
Oğlum karşındaki söyler dini gibi
Sende inanırsın imanın gibi,
Evet hep doğru söyledi babam
Biz inandık imanımız gibi,
Ama karşıdakinin bir çok dini vardı
Babam bunları bilemedi,
O aydınlıkta yaşamayı severdi
Bana da hep aydınlıları öğütledi
Çıkmadım babamın nasihatından dışarı
Aydınlık kladı içimin her yanı;
Bir ipte oynayan bu kadar cambazı
Bilemedi babam ama yanılmadı
Türlü türlü hali olan bu kadar varlığı
Düşünerek neden yaşamalıydı;
Demek biliyordu,
Paranoyak eylemin saçmalığını...
Benim babam mert adamdı
Civarda cömertliğini herkes bilirdi,
Uçan kuş bahçesine tünerdi
Kürt Kadir sepeti doldurur giderdi,
Davacılara hazırlanan çaylar
Benim elimden geçerdi,
Kuru ekmek yesekte
Yumurtlayan bir tavuk
Gelen misafire kesilirdi,
Tahtın üstü düğün yeriydi
Benim babam böyle biriydi
Düşmanlar barışır giderdi,
Her sözü Kanuni osmaniden derindi;
O da başkları için kendini yedi
Biz baba oğul kendimizi yaşamadık ki,
Kalktığımızda başkları
Yattığımızda başkları
Böyle gitti o güzelim yıllar...
Dönüp baktığımda geriye
Hey ahmak oğlu ahmak diyorum kendime,
Nedir bu sırtındaki heybe
Ne var sana ait heybenin içinde,
Sen taşıyorsun ama,
Başkaları koydu üstüne,
Dürüstlük dürüstlük diye diye
Ömrüm gelip dayandı kabire;
Babam bıraktı onu bana hediye
Kırmadım onu bu günlere geldim ezile ezile,
Oysa ben küçükken başladım düşünmeye
O gün karar verseydim büyümeye
Dürüst olmazdım inadına herşeye
Hayatımdaki yaşamadığım yılları görünce
Kahroluyorum kendi kendime,
Babam intaharı öğütlemiş bizlere
Dürüstlüğün bedeli buysa,
İstemiyorum onu alın sizlere
Başıma gelenlere göğüs gere gere
Sabrederek geldim bu günlere,
Kahrolası ahlaksızlığın gölgesinde
Dürürstlüğün postunu kim nede!
Yemin ediyorum herkese,
Kahbeliğin olduğu yerde
Kurt gibi saldırmazsam onların üstüne,
Utanç duyarım bu halime,
İnsan gibi davrananlar içinde
Sansar gibi davranırsam namerdim işte,
Bundan sonraki felsefem böyle biline
Yoksa hasret giderim kendi kendime!...
Yıl:10.01.2005
Saat:00.30-01.30
Yer:Çengelköy/İst
(Şa.E.KEKEÇ)

27 Mart 2009 Cuma

BUZU YORGAN YAPTIM SANA!

Hasretin bağrında sen vardın,
Bir kış günü yanar yüreğim
Dağların olunmazları seni almış
Göçmen kuşları gibi kanadın kırık
Uçabilirmiydin o kırık kanatla
Mahmur gözlerin bir bir okudu,
Kalbinin sesi olmaz dedi
Oysa sen bir gidelim kırmayalım,
Dostlarımızın elinden olsun ölüm
Gelecekse Dağlarda Azrail,
Biz her şeye hazırız gülüm,
Dimdik çıktık Dağlara
Eğilerek gider miyiz öbür yana,
Fırıldaklık yok lugatımızda
Üç günlük dünya bandırır mı
Darul bekayı arayan konağı,
O konakta huzur dolu,
Huzurun sahibi alırsa
Karşısına bu kulu....
Bu kul mahcup olmazmı
Sorarsa kendisi için ne yaptığımı
İşte biz onun için yaşıyoruz dostlar
Birleştirmeye çalışıyoruz
Birlik içinde herkesi,
Biz bir faniyiz herkes bunu bilmeli
İşte geldik gidiyoruz
Sizleri Allah'a emanet ederek
Terki diyar eyliyorum buraları...
Sen gittin de bir soğuk esiyor
Kapı aralığından soğuk mu soğuk
Ben de buzdan yorgan çektim üzerime
Bir görebilseydin sıcak mı sıcak,
O sıcak yataktan sımsıcak,
Duygular patlıyor görülmeye muhtaç
Bir kaldır kafanı bu yana bak...
Yıl:27.03.2009
Saat:23.45-23.57
Yer:Çengelköy/İst
(E.KEKEÇ)

MERHABA!

Sevdalara goncalara
Kırlara bayırlara
Sulara yazlara
Yıldızlara mehtaba
Yine dedik merhaba...

Yarım kalan aşka
Çeyrek sıcaklık daha
Onsekizinde bambaşka
Yirmibeşte gözleri kapasakta
Otuzunda yine dedik merhaba...

Şiirlere türkülere
Gönüllere sazlara
Doya doya yorulsakta
Demedik ki biz elveda
Otuzbeşte yine dedik merhaba...

Kalemim ızdırabın doruğunda
Doyumsuz dünyanın tadı
Kalamdı damağımda,
Yalanım varsa
Dokunmam artık sazıma,
Şair yaralı der ki,
Edelim artık elveda,
Bir sonra ki hayata
Yine dedik merhaba...

Yıl:14.12.2003
Saat:15.50-16.00
Yer:Kadıköy/İst
(Şa.E.Kekeç)

22 Mart 2009 Pazar

BEKLEYİŞ!

Bir serçe kadar çılgın
Bir güvercin gibi barışsever,
Hopladığında yüreğim
Bir at gibi kişner...

Gözlerinde var usul bakışlar
Yanağında açmamış tomurcuklar
Kaşların gökyüzünde hilale benzer
Yüreğimdeki o umut seninle yeniden başlar!

Sevgilim aramızda bir an var,
Yaklaşmımız omuzlarımız biribirine çarpar
Bu hayattaki koyu karanlıklar,
Güneşin doğumunu yeniden kovalar...

Yıl:29.04.2002
Saat:20.30-20.45
Yer:Pendik sahli/İst
(ŞA.E.Kekeç)

14 Mart 2009 Cumartesi

DURAKSIZ YOL

Suların serin
Bağazın sakinliğinde
Bir kıvılcım düşünce,
Kalbin derinliklerine;
Martılar yorgun
Güneş sarardığında
Bir tebessüm doğar
Gözlerinin bebeğinde...
Yaşam dopdolu
İmgeler yerli yerinde
Kelimeler yetersiz
Gölgen karşımda,
Bulutlardan boşanan yağmur
Hayatın kollarında
Orada sen varsın yanımda
Bense senin koynunda...
Yarım nefes bir cigara
Işıklar karardığında,
Yetim kuşlar bizim için,
Ağıt yaktığında
Aynadaki yüzüm
Çılgınca haykırdığında
Sen ben ve umudum
Duraksız yollarda...
Yıl:29.04.2002
saat:20.30-20.45
yer:Ortaköy/İst
(Şa.E.Kekeç)

9 Mart 2009 Pazartesi

HİKÂYEMİZ

Dert söyletmezmiş
Kim der bunu!
Söyleyen yalan söylemiş
Dert çürütür bedeni...

Aşk ayrılıkmış,
Çünkü dert yükü
Dertler bir bir öğünmüş
Aşk çevirir değirmeni;

Tebessüm sevgi de varmış
Doğru söyler sahibi,
Sevgiyle ekilmiş
Aşk sarar her nefesi;

Acılar paylaşılırmış
Bu bizim atasözü,
Kim acı çektirmiş
Paylaştığımız her kişi;

Susuz dudaklar kururmuş
Kurutanlar suyu kesti,
Bu nasihatte neymiş
Aldatanların mersiyesi;

El ve ayak kırılmış
Önemi yok ki,
Uygun fiyata baston varmış
Zalimlerin felsefesi!

Yıl:08.06.2004
Saat:15.00–15.20
Yer: Kadıköy/İst
(Şa. E.Kekeç

8 Mart 2009 Pazar

NE OLDU BİZE?

Feryadım dilidir zamanın,
Ağlasa bir insan
Konuşur mısralarım;
Tarihin
Her köprüsünden geçen,
Ortasında yaşamın
Açılır göz kapaklarım,...
Kalemim günahıdır
Suskunluğumun,
Dokundu göz yaşlarına
Bir ananın,
Ortalığı aydınlatır
Sıçrayan kanlarım,
Ah çilekeş insanları!
Ülkemin,
Sonu yaklaştı
Karanlığın
Sahibine geldik
sabahın;
İçim aydınlanıyor
Umutlanıyorum yeniden,
Toplumsal dönüşümün
Yasasıdır her insan
Bir çiçek nasıl,
Açılıyorsa kendiliğinden,
Öyle uyanır
Uykudan insan...
Tarihin karanlık
Bataklığından,
Kalkmazsam ayağa ben,
Utanırım insan olmaktan
Çağa damgasını vuran,
Kahbe yalanla
Kükreyerek,
Çarpışmazsak yeniden,
Baharında yaşamın
Üstümüze iner akşam!...
Yıl:25.12.1999
saat:22.00-22.30
yer:Elazığ
(Şa.E.Kekeç)

6 Mart 2009 Cuma

SEVGİLİ

Çöl ortasında
Bir ibukus çiçeği gibi,
Kalakaldım bir başıma...
Ortasında zamanın
Dudaklarım haykırışlarla,
Bir vakte ayarlanmış,
Beynimdeki hüçreler
Haykırışlarla kalkacak
Kalabalıklar arasında şaha!
Bir ben ki bendeki,
Hiç bilmez dışımdaki biri,
Gülerim bir başıma
Ağlarım göz yaşıma...
Sevgilim var,
Tenha vakitlerde
Ulaşır imdadıma,
O sevgili bir başka
Sıkmaz ruhumu asla
Kollarım tutmaz olup
Düşse de yanlara
Ayaklarıma derman yollar,
Damarlarımdaki kanla...
Sevgili dedim de
Hakikaten var mı senin ki?
Yaklaştığında yakar mı,
Ateşi kavurur mu tenini,
Öyleyse bırak o sevgiliyi
Yanlış ele tutunmuşsun
Her halinden belli;
Benim sevgili öyle ki,
Yaklaştığımda sarar bedenimi
Uzaklaştığımda kuşatır,
Onun rahmet eli
Hiç edindin mi
Böyle bir sevgili?
Bırak o kaçık göçük
Ela gözlü dilberi,
Bir güz mevsimi
Sararmış yaprak gibi
Gelip giden güzellikleri;
Gelip giden olur mu hiç sevgili....
Oysa benim sevgili,
Hem Baki hem de Diri
Gider mi hiç,
Onun güzellikleri...
yıl:07.04.2006
Saat:17.55-18.15
yer:Çengelköy/İst
(E.Kekeç)

21 Şubat 2009 Cumartesi

SİYABENT

Süphan dağında
Bir pınara,
Dayadım ağzımı
Yaslandım kayalara
Ağrıdı başım
Takıldı bakışlarım
Dumanlı dağlara;
Hasan Keyf,
Çok uzaklarda
lezzeti hala damağımda
Bir gün kuzu çevirmiştik
Kırık körü başında,
Ramo anlatırdı oraları
Aniden Batmandan
Haber yolladı,
Çıktım Antep'ten
Dolanı dolanı
Başımda kara sevda dumanı,
Hasan Keyfe vardım
Kimse yoktu,
Topladım odunları
Yaktım ateşi,
Çömeldim dizlerime
Gözledim yolları
Ramo getirdi,
Bir araba dolusu,
Hayattan bıkmış
Duygusuz insanları
Ortak yanımız yoktu,
Bıraktım onları;
Kuzu çevirirken
Arada bir savurdum lafları,
Siyabent'ten selam geldi
Hace'ye mutlaka uğra dedi
O gündür bu gündür
Ömrüm hep yollarda geçti...
Ondandır,
Süphan Dağı'nın bendeki yeri
Yorulmadım,
Taşıdım sahibine emaneti;
Siyabent çok cesur biriydi
Onun sevgisi
Hace'nin yüreğini deldi
Görmesem de onu,
O tanıdı beni
Ondan öğrendim
Sevginin değerini,
Herkes anlatırdı
Fehat ile Şirini
Hace ile Siyabent'i
Kimse bilmezdi
Oysa onların aşkına
Süphan Dağı şahitti,
Onların sevgisini
Bir geyik emzirdi,
Ben de bir geyik bulam diye,
Süphan'a getirdim yüreğimi!!!!

yıl:09.01.2004
saat:13.50-14.20
yer:Kadıköy/ist
(Şa.E.Kekeç)

17 Şubat 2009 Salı

DİYAR BU DİYAR

Bir diyar olsun!
Gülücükler solmasın,
gökyüzünde uçurtmalar
Saksıda tomurcuklar
Irmağında balıklar olsun...
Bir diyar olsun!
Herkesin evi olsun
Bir elin parmakları gibi,
İnsanlar kardeş olsun,
Gelecekse ölüm
Ancak kaderden olsun;
Bir diyar olsun!
Çok sesli bireyler olsun
Özgürlüğün çocuğu sevgi
Her yürekte banadursun...
Bir diyar olsun!
Ekinler başağa dursun
Pınarlar kaynasın
Yoncalar çoğalsın
Arılar kovana konsun...
Bir diyar olsun!
Kelebekler sonsuza uçsun,
Mahbus damları yıkılsın
Kimsesiz çocuklar ağlamasın
Hak ve adalet yerini bulsun...
Bir diyar olsun!
Önyargılar olmasın,
Karanlıklar bombalansın
Aydınlıkta konuşulsun
Hayatın bir adı olsun...
Bir diyar olsun!
Doğusu batısı bir olsun
Analar ağlamasın
Gelinler yas bağlamasın
Sönen bir ocak olmasın...
Bir diyar olsun!
Yamyamlar kapıda durmasın,
Devlet baba olsun
Toprak ana olsun
Merhameti bol olsun...
Bir diyar olsun!
Memleketin başı baş olsun
Kayarsa bir yıldız
Acıyı yüreğinde duysun
Lan-ı olmayan
Bir adam olsun...

yıl:29.03.2007
saat:15.50-16.10
yer:Çengelköy/ist
(Şa.E.Kekeç)

14 Şubat 2009 Cumartesi

SOLDURMAM

Bir savaşçıdır ömrüm
Yollarında yalnızlığın
Alır başımı giderim
Tutsaklığında kahbeliğin,
Anlaşılmaz kaderim
Sadece onu ben yaşarım
Yıkıntılarına sıkışmışım yılların
Zirvesinde umudun;
Zamanla benim savaşım
Kimselere yok dargınlığım
Utanmazsa sonsuz sevdalarım
Onsekizimi yeniden yaşarım...
Haşin olurdu hep fırtınam
Ortasında dalgaların
Yanmazsa birileri ozaman
Geçerim üzerinden aldırmadan;
Hiçbir zaman olmadan yok olmam
Alnımdan vurulsam kimselere aldırmam
Unutma ki,yavruları kucağında olan ben
Haremiler sofrasına asla konmam...
Yorulmadan Güneşe selam durmam
Kendi özümle olmadan yola koyulmam
Kemiklerim paramparça kanım dereleri doldurmadan
Sevgilimle koklayacağım goncaları asla soldurmam...
yıl:28.04.2002
saat:21.30-21.40
yer:Pendik/ist
(Şa.E.Kekeç)

11 Şubat 2009 Çarşamba

KADER

kader işte!
Kimse kalkmasın
Amuda
İki el üstünde
Ne denecekse
Diyen O,
Kader işte!
Bunun burası ne
Leyleklerin göçü
Üveyiğin aşkı
Bülbülün sesi
Yarasanın gecesi
Kumrunun hayali
Kader işte,
Var mı ötesi...
Dağların yüksekliği
Dumanlı gökyüzü
Garibin tütmeyen ateşi
Meltemin okşaması
Sümbüllerin patlaması
Kader işte,
Ne demeli...
Sazların arasında
Yalnızların arkadaşı
Çamurlu sular gıdası
Kimsesiz söğüt ağacı
Kader işte,
Boyun eğilmiş bir kere!...
Çakılmış çivilerle
Konmuş omuzlara
İçinde bir mevta
Ağlaşır insanlar
Hep bir ağızla
Kader işte,
Ötesi yok ki elde!...
Sorulur mu doğana
Nerde doğacaksın diye
Bir bakarsın Afrika'da
Kimsenin uğramadığı
Sığ bir ormanda
Gelmiştir dünyaya
Kader işte,
Akıp gider bir kere!...
Güneşteki ışık
Gecedeki karanlık
Topraktaki mütevazilik
Nehirdeki akıntı
Denizdeki bolluk
Ne demeli,
Kader işte!
Sarışınsa çocuk
Baştaki ağırlık
Geliyorsa yaşlılık
Gidiyorsa gençlik
Bükülmüşse bel,
Sarkmışsa yanak
Dinmiyorsa ağrı
Yapacak bir şey yok
Kader işte;
Konuşan bir dil
Yürüyen ayak
Tutan el
Bakan göz
İşiten kulak
Yapmıyorsa görevini
Başa gelen bela
Üzmemeli sahibini
Bu da kader de gizli...
Kader işte!
Herşeyi kuşatmış
Olan haşmetiyle
Hayır da şer de
Mutlak onun elinde
O halde neden,
Hep bakılır gerilere
Hücreler inanmışsa kadere
Ferahlamak kalır bizlere
Kader işte,
Bu, böyle biline
Yoksa dumanlar çöker,
Tepemize!.....
yıl:19.12.2004
saat:23.15-23.30
yer:Çengelköy/ist
(Şa.E.Kekeç)

8 Şubat 2009 Pazar

BİR ÇİZGİDİR ÖLÜM

En mutlu günlerde,
Konuşur ölüm
Arzular tırmanırken zirveye
Susar hayat!
Bilinmeyen,
Bir samyelidir ölüm,
Kıştan sonraki
Hayatın baharında
Gençliğin sözlüğünde
Yoktur ölüm;
İhtiyarların alnındaki
Çizgilarden kaçar hayat,
Yağmur damlacıklarına
Suskun bakışlar,
Rüzgarın esintisindeki
Ölüme hasret...
Bulutların üzerinde
Uçuşan hayaller,
Güneşin doğumuna
Ayarlanmış mevsimler,
Bir annenin
Karnında taşıdığı
Tomurcuklar,
Akan sularda
Yürüyen düşler
Kucağında büyür,
Umudun,
Ölüm!....
yıl:25.12.1999
saat:21.30-21.45
yer:Elazığ
(Şa.E.Kekeç)

4 Şubat 2009 Çarşamba

KIRIK KALB

Ben başladığımda yürümeye,
Turnalar çoktan uçmuştu göğümden
Yağmur damlaları parlarken
Yaprakları savrulmuş ağacın dallarında,
Kırlangıçlar vadisi erken boğulmuştu
Evrenin sessizliğine bu kasımda da...
Sevdam yalpalıyordu sensiz
Kopkoyu gölgemin karanlığında,
Bir kıvılcım doğar mı diye;
Mırıldılanırken kendi dünyamda
sonsuz güzelliklere gark oldum bir anda,
Henüz erkendi açmak için gözlerimi
Sınır ötesi bir aleme vardığımda
Açacaktım,gözümü gönlümü ve avuçlarımı
Kana kana içecektim suların kaynağından
Açılması için koklayacaktık,
Sevgilimle tomurcuk bir laleyi;
Heyhat!solduruldu,
Lalemiz sevdamız ve umudumuz...
Ben çıktığımda yollara
Haremiler siper almış mevzi başında,
Ne anlar laleden,tomurcuktan
Sevdadan sevgiden,
Karanlıkta tanınır mı nesneler hiç!
Hayallerim boğuldu umut denizinde,
Haremiler mevzilense de her köşe başında
Sevdamın önü alınmaz engellerle
Çünkü ben aydınlık hayalleri,
Umut denizinde yaşatmak için çıktım yolllara
Sanmasın haremilerin başı,
Ben kahrımdan ölürüm diye...
yıl:13.12.2003
saat:09.15-09.30
yer:Kadıköy/ist
(Şa.E.Kekeç)

1 Şubat 2009 Pazar

GÜLMEK HERKESİN HAKKI

Gülümseyen çocuklara
Hasret kaldım yine,
Dumanlı dağlarda
Nergis derlediğim
Çok sıcak günler
Kaldı gerilerde!
Alaca karanlıkta
Putlar şehrinde
Ellerim cebimde
Anlaşılmayan dilde
Bir ıslık üfürdüğümde
Sevgiye susamış
Acılı çocuklara
Takıldım yine!
Bu şehir dile gelse
Söyledikleri
Düğümlenir dilde,
Akşamın alaca karanlığında
Boğazdan geçen gemilerde
Çarıkları su içinde
Kenarlara itilmiş
Acılı çocuklar gördüğümde,
Tutmaz olur ellerim
Düşer yanlara!
Hasret kaldım bir gülüşe
Aynı toprak üzerinde
Yaşayan insanlarda
Bu farklılıkları görünce,
Bir eğlencenin gecesinde
Binlerce dolar elde
Savrulurken ötekilere
Ne yapayım,
Yoksa bir şey bende
Tiksinerek bakıyorum sizlere
Gülmeye hasret bebelere
Bu acıyı çektiren vahamete
Baksanız sizde bir kere
Acılar inmese de
Benim gibi yüreğinize
Belki merhamet gelir iliğinize!
Hasret kaldım işte bir gülüşe
Doğudan Güneye
Kıl çadırlar içinde
On çocuklu bir nine
Gelini doğumda gidende
Diz çökmüş tencere dibine
Acılar buğulanmış gözüne
Bir lokma ekmeğe
Karın doyurma diye
Sevinip güldüğünde
Dumanlar iner üzerime!
Hasret kaldım bir gülücüğe
Dertli babanın elinde
Yok ki bir şey
Ne yapsın bebelere
Mikrop düştüğünde yere,
Çocuklar korunmalı titizlikle
Bu babanın cebine
Girmiş mi hiç ikramiye
Nane çayı varsa evde
Anne koymalı bir demliğe
Beyaz önlüklü efe
Ne gezer bu elde!
Hasret gideceğim herhalde
Siner mi bunlar içime
Başı kesik tavuk gibi
Parpazlıyorum yerimde
Ölüm varsa bu işin içinde
Ne diyeceğimi
Bilemiyorum sizlere!
Acılar çekilen yerde
Her gün patlıyorsa
Şampanyalar elde,
Hasret gitmemi isteseniz de
Acı çeken tüm bebeklere
Yılmadan anlatacağım
Savurduklarınızı bir gecede…
Bu yaşa kadar ne varsa elimde
Olanıyla harcadım herkese!
Tüm bu dengesizlikleri
Gaddarca yapılanları
Adaletin güneşiyle
Sermek için yere…
Yoksa hasret giderim
Güzel bir gülüşe
Adalet gelmese
Bu yere!
Yıl:07.01.2005
Saat:17.10—17.50
Kuzguncuk/İst.
(Şa.E.Kekeç)

27 Ocak 2009 Salı

DENGİ DENGİNE

Süt sitili elinde
Gerdek gününün arifesinde
Ellerinde kına
Güneş görmemiş
Bir şehirli kızına rastladım
Yolum Amanos yaylalarına
Düştüğünde!
Bir ah çektim ta derinden
Kaderin yazgısına bak
Bu da nerden;
Elinde kirmanı ip eğiren
Yaşlı nine birden
Ah! Oğlum ah!
Bende ağlamaktan
Geçtim kendimden
Bu kızı gelin eylediler
Bilmediğim yerden,
Göçebe yaşarız biz
Kızcağız ne anlar
Bizim dilden!
Arlıdır namusludur
Başı yumuşak
Çeksen gelir peşinden,
Viran olmuş bağ gibi
Yaprakları tez dökülür
Güz gelmeden…
Keşke varıp gitse
Acılar sinesine inmeden
Yazın yaylada
Kışları çadırda
Oğlaklar çoğalır martta
O zaman ne yapar
Bu narin ellerden,
Gel oğlum gel
Verelim haydi el ele
Yazgılar buysa
Değiştirelim birlikte
Davullar çalınsın
Dengi dengine!
Yıl:26.04.2006
Saat:24.00—24.10
Çengelköy/İst.
(Şa.E.Kekeç)

23 Ocak 2009 Cuma

ALIŞTIK BİZ!!!!!!

Dolandım durdum
Ayaklarım dermansız
Yollarda çok yoruldum
Aşındırdım dağları
Bulutlara bıraktım
Yağacak yağmurları,
Memleketin her yanı
Soludu karanlıkları
Yıllardır bekledi
Bir damla yağmuru
Her gelen tepeledi
Sevdamız uçup gitti
Savrulan yaprak gibi
Rüzgâr taşıdı bizi!
Gidenleri uğurladık
Gelenlere çok kandık
Biz ahmak topluluk
Hep sırtımızdan vurulduk,
Kargaları bülbül sandık
Ötüşleri karışsa da
Renkleri anlamadık
Bitecek değil bu çile
Kargalarla bülbüller iç içe
Kim koydu bunları
Aynı kafese;
Yankılandı kulağımızda
Aynı seda!
Nedir bu çektiklerimiz
Burası bizim memleketimiz
Geldiler ve gittiler
Düşüncelerini bir bir ektiler
Doğacak her fikre
Bizi kurban ettiler!
Gözleri dönmüş bunların
Yüreklerindeki kara yüzlerinde
Gökyüzünde bulutlar
Parça parça,
Ağlamaz gök
Gelmeyince bulutlar
Bir araya…
Kalır toprakları sulamak
Bizim kanlara!
Nede olsa alıştık biz
Gideni uğurlarken
Geleni alkışlamaya!

Yıl:06.02.2004
Saat:11.25—11.35
Kadıköy(F.B.Merkezi)/İst
(Şa.E.Kekeç

18 Ocak 2009 Pazar

HAZAR DAĞI

Bu dağ Hazar Dağı,
Sivrice’nin yamacı,
Eceliyle ölmeyen
Haftasarlıları,
Bağrına basmış
Sanki ana kucağı…
Bu dağ Hazar Dağı,
Fırata uzanır kolları
Torosların damadı,
Diyarbekir yolları
Kıvrıla kıvrıla gider
Gezindeki bağları
Harzo Dayının
Göl balığı
Ne de hoş gider
İkindi akşam aralığı!..
Bu dağ Hazar Dağı,
Yakın Elazize uzaklığı
Demirbağ Harput ta
Söylese hoyratı
Hazar babadan
Gelir tadı…
Şintil kuyulu tarlaları
Her yan çilek bağları
Küvenk mollaköy arası
Mayıs kokusu sarar yolları!
Bu dağ Hazar Dağı,
Çattı Elazize kaşlarını
Yıllar boyu yalnız ağladı
Kimse sormadı hatırını,
Kızdırmış onu Elaziz uşakları
Taa kömürhanda
Duyulmuş çığlıkları…
Bu dağ Hazar Dağı,
Dostluğumuz yıllara dayalı
Kimse bilmezken oraları
Kürşatla bir bir gezdik kayaları;
Çüngüş’te melese buzağı
Yankılanır Hazar Dağı…
Bu dağ Hazar Dağı,
Yemyeşil ışkın dalı
Soyunca üstündeki kabukları
Unutur mu insan bu dağları!
Bu dağ Hazar Dağı,
Elazizin gönül yatağı
Sırılsıklam ıslansak
Baştan aşağı,
Ölmeden noktalanmaz
Bir fincan kahvenin
Bizdeki hatırı;
Bunu böyle bil
Ey Elaziz uşağı!
Yoksa bize dargın gider
Hazar Dağı!
Bu dağ Hazar Dağı,
Sadi Babanın gönül bağı
Yoksa kim neder seni
Ey Elaziz uşağı,
Viran eyledin bahçeyi bağı
Olmasa aramızda Hazar Dağı
Yakar yıkardım o dumanlı ocağı!
Bu dağ Hazar Dağı,
Kimse bozamaz aramızdaki bağı
Geceyi koynumuza alıp,
Birlikte karşıladık sabahı!

Yıl:23.04.2006
Saat:01.40—02.20
Çengelköy/İst.
(Şa.E.Kekeç)

YILDIRMAZ ACILAR

Yaşlı bir kadın yaşardı vahşi tepelerde
Şu gördüğünüz devletler kurulmadan önce
Parçalandı tepeler kaldı bir başına
Direndi yiğitçe gelecek tüm tehlikelere,
Güneşin yönünü değiştirdi zalimler sinsice
Bir ışık aradı tırnaklarıyla gecenin içinde
Gece de aldandı takıldı çoğunluğun peşine
Çekti Konfüçyüs’ü uzaklardan kendine
Acılı feryadını yazarken bir kayanın üzerine
Kuşlar sevince bürünmüş gökyüzünde
Işık gelmiş tepelere Konfüçyüs’ün yüreğiyle!
Hafifledi karanlıklar yaşlı kadının gözünde,
Dost yüreği bakıyor yüreğinin içine
Ey ana! Neden ağlarsın bu halin ne?
Çırpınmak yakışmaz senin gibi birine
Yıkılsa gök parça parça üzerine
Bu dünya için değmez böyle dövünmeye,
Ey oğul! Yaralar dolu yüreğimin içinde
Vahşi bir hayvan parçaladı babamı yıllar önce,
Onun acısı duman gibi dururken üzerimde
Kocam bir gün parçalandı aslanın pençelerinde,
Onun acısıyla sabırdan kalkan giydim üzerime
İnaşaAllah acılar bir bir silindi yüreğimde
Derken sarsıldım yavrumun acısıyla yine,
Vahşi hayvanlar parçalayıp sermişlerdi yere
O günden sonra ağıtlar durmuyor gözlerimde!
Ey ana! Peki, neden beklersin bu elde
Ama zalim hükümetler yok ki bu tepelerde
Parçalansa da yüreğim gitmem zalim ellere(hükümetlere)!...

Yıl:08.05.2004
Saat:08.50—0930
Kadıköy(F.B.Merkezi)İst.
(Şa.E.Kekeç)

17 Ocak 2009 Cumartesi

SOKAKTA BİRİSİ

Hey küskün çocuk
Neden ağlarsın
Niçin moralin bozuk
Nereden gelirsin
Nereye yolculuk
Burada hiç garip yok,
Dön git köyüne
Buralar vahşi
Zaman buruk
Sokaklar dolu
Acıma yok
Hey küskün çocuk!
Mermerdeki yarık
Aynadaki buhar
Karşıdaki bank
Yeşil ışık
Sana yaşamak yok!
Yalnızlık hikâyeleri
Anlatılırdı akşamları,
Dedeler Nineler
Yalan oldu…
Pembe hülyalar
Renkli geceler
Açılmayan goncalar
Sarhoş sokalar
Dön git geldiğin yere
Barınma yok sana!
Hey küskün çocuk!
Var mı sende umut
Bu caddeler boş
Yollar kaygan
Yutucu deniz
Akşamlar kara
Gündüzler sahte
Aldırma bunlara
Umudunu bırakma
Bu sokaklara!
Hey küskün çocuk!
Aldırma bunlara
Sahici yaşam
Geldiğin yerde,
Çiğli çimenlerde
Tepelen günlerce…
Toprağın kokusunda
Büyümüş otlara
Uzan boylu boyunca…
Nasırlı elleriyle
Ürkek ürkek okşayan
Babanın göğsüne
Daya başını unutma;
Çamurlu yollarda
Şelek vurmuş beline
Helkeler kolunda
Soğuktan donmuş elleriyle
Anan sarıldığında
Unutma git sarıl boynuna,
İnsan sarılmaz mı anasına!
Gül kokan patika yollarda
Bahçe duvarını çitileyen iğde
Unutulur mu umutlu yüreklerde!
Gözlerin çakmak çakmak
Umutların taptaze
Sen hey küskün çocuk!
Dön git ananın kucağına
Buralarda yer yok sana…
Boynu bükük geldim
Bende buralara
Acıdan başka
Bir tat tattırmadılar
Bu garip dostuna!
Hey küskün çocuk!
Kuşların cıvıltıları
Toprağın yumuşaklığı
Ananın kucağı
Babanın yüreği
Seni bekliyor
Çok uzaklarda
Dön git tüm umudunla
Onlara!
Yıl:06.01.2005
Saat:18.15—18.40
Kuzguncuk/İst.
(Şa.E.Kekeç)

11 Ocak 2009 Pazar

SEVGİNİN DİLİ

Zamanda yolculuk bizimkisi,
Bir güz mevsimi ilhamımız
Bir masada iki bardak çay,
Bakışlar gizemli ve mahmur
Bulgur bulgur yanaklarda ter,
Dostum diye başlar ilk aşkımız!
Bir soğuk eser kapı aralığından
Sımsıcak kan dökülür damardan,
O gün sakladık aşkımızı şubattan
Yılda bir güne sığdırılmaz ki bu küheylan...
Beyaz gelinliğiyle süslenmiş gecede
Belki tutunamadık birlikte el ele
Gel görki sevgi dolu yüreğimizde
Nazara gelmeyelim tüm bakışlar üzerimizde,
Zamanda yolculuk bizimkisi,
Korkak ve ürkek bir güvercin gibi
İnadına gezeriz tüm iklimleri
Yüreğimiz doğal bilmeyiz naylon sevgileri,
Zamansız açsa da bahar çiçekleri
Bu yürek koklamaz solan demetleri
Güldeki dikenler olsa da bülbülün çilesi,
Kim anlar Bülbülle Güldeki muhabbeti!...
yıl:14 şubat 2007
saat:23.10-23.25
çengelköy/ist.
(Şa.E.Kekeç)

10 Ocak 2009 Cumartesi

DURMUYOR ZAMAN

Yerden yükselen
Ufukta bir duman,
Görünmüyor hiçbir yan
Gözlerinin buğusundan...
Güneşte parıldayan
İçimden akıp kayan
Yüreğime sığmayan
Hep senin sevdan...
İlk insan topraktan
Karılmış harcımızdan
Damarlarımda dolaşan
Sevgimiz sevdadan...
Aynalarda yalan
Durmuyor zaman
Var mı gençlikten kalan,
O güzelim sevdadan...
Sarkan saçlarından,
Tomurcuklar patlayan
Sen değil mi o insan?
Bana sevdalanıp yanan...
Geldin bana uzaklardan
Yürüdün sarp yamaçlardan,
Dayandın dizlerine durmadan
Peki neden söndü o sevdan...
Bilmez misin karanlık her yan
Karanlıkta gelir uluma çakallardan
Gider sevda, sevgisiz yüreğinden,
Peki neden geldin, beni anlamadan?...
yıl:29.04.2004
saat:16.15-16.25
kadıköy/ist
EROL KEKEÇ

BU GECE

yürüyorum çılgınca
geceye inat
düştüm yollara,
ışıklar sönmüş
gölgeler kayıp
dalıyorum sessizce,
kuşlar uyanmadan
horozlar ötmeden
çıkayım diyorum
bu hain sınırdan...
yürüyorum aldırmadan
soğuk bir rüzgar
yalıyor alnımdan,
toprak ıslak
kararan taşlar
yüreğim hopluyor
yerinde çırpınırken,
bitmiyor bu yol
genişliyor sınırlar
açılmıyor adımlarım
uykusuzluk başıma bela
hiç uyuyamıyorum
eski rüyalarım
geliyor aklıma,
kafayı bir vurunca
dalar giderdim,
sınırsız mekanlara...
bu hayaller beynimde
avunuyorum onlarla
çıktığım bu yolda...
gece bitti gibi
varamadım hala
ne yapayım
güneşi hiç doğmamış
kabullenerek gidiyorum,
bu gece biterse
o zaman işte o zaman!
çok hayıflanırım
sadece bu olsa
neler gitmez ki
hayıflarımla birlikte...
yürüyorum işte
hemde öyle yürüyorum ki
yağız atlar dört nala kalksa
savrulan tozumla
boğulur kalır yerinde,
ölesiye yürüyorum
kimse görmedi beni
hangi gecede
çıktığımı yollara,
yol yordam bilmem ben
açkısız kapılardan
döküp saçmadan
dalarım birden...
yürüyorum işte
hemde öyle yürüyorum ki
anatomim de değişti
farketmiyor kimse
nasıl gittiğimi...
çıkındaki azığım
o da tükendi
sermayem eridi eridi
hala aşamadım bu sınırı
doğarsa güneş
hepten biter elimdeki,
yorulsamda evet yorulsamda
bu gece
geçmeliyim buraları
iflaz eden tacir gibi
yoksa biterim bende Vallahi,
şaşmayın bana
gülmeyin halime
ne yapayım
eritmeden elimdeki buzları,
geçmeliyim bu dereleri
yoksa perişen olurum
tek sermayem,
işte bu elimdeki.....

yıl:02.03.2005
saat:00.20-00.50
çengelköy/ist
(Şa.E.kekeç)

TOK MİDELER, AÇ VİCDANLAR

  Dediler ki: "Onlar yiyeceğine biz yiyelim!" Dedim ki: Buyurun yiyin efendiler, Yiyin de görün bakalım, Mideyle vicdanın kavgasın...