21 Temmuz 2021 Çarşamba

SAVRULMA DOST ELİNDEN(!)

 Rüzgârdan sonra çamura batmış yapraklar nasılsa,

Acılar gidince çamurlu ayaklarla gelenler olur size,

Şiddet gidince kapsama girenler hep parazit yaşarlar,

Dost bulduğunda giden düştüğünde gelen değildir,

Dost var da yok da sizinle yürekten paylaşandır,

Dostların olmadığı tilkilerin dost göründüğü çağdayız,

Tavuk masallarıyla sizi cezbederken tavuklar tükenir,

Sayım günü geldiğinde terazinin başında olmak ister,

Sorsan terazi nedir diye birlikte paylaşmak diye diretir,

Yerken çaktırmadan götüren kalanları paylaşmak ister,

Böyle bir yaşamın ne dostu ne düşmanı bellidir,

Dost dediklerin derin yüzülürken acılara katlanmayı öğütler,

Düşman bildiklerin hiç olmazsa alnının çatından devirir;

Hayaller havada uçuşurken bahtına beklemek düşer,

Onun bahtı hep açık nalların düşen çivilerini sana layık görmez,

O kader arkadaşın olduğunu söyler mangalda kül koymaz,

Kadere bak ki o fındık kırarken sana diş kırmak düşer,

Bahtı karalım baht kararmaz karalar seni ancak harap eder,

Seni virane sananlar bilmez ki o viraneler ne defineler gizler,

Akleden dervişe duygular nağmeleşip gökten inse ne yazar,

Firari güvercinler su başında gezinirken o çoktan sipere girer,

Ne kurtlar türemiş kuzu gibi meleyip kurt olmayı hesap eden,

Zindanlar aydınlanırsa o zindanlar bir daha düzen tutmazlar,

Niyeti sansar olup kuzu postunda abid gibi diz çökenler,

Karanlıkta kurdukları oyunları bizim sahnede oynayamazlar;

Sahnemiz çarşaf gibi sakin perdemiz kefen gibi bembeyaz,

Bu perde de ancak gerçek hakikati kuranlar sahneye çıkar,

Geride kalanlar bugün görünse de semtimizde nereye kadar,

Onların alacağı bilet bizim belirlediğimiz yerde geçer,

Biletli yolcu gibi davransalar da onlar hep kaçak gezerler,

Bu dünyanın nesine güveneceksin dara düşünce gelenler,

Yağmur dinince arkasına bakmadan giderler ve sizi görmezler,

Ey yol bildiğini sanan yol giden ve aynı yerde olup bilmeyen,

Siz yola çıkmadan viranelerden ne defineler gitti siz görmeden,

O defineler piyasaya çıkarsa ömrünüz yetmez onlara paha biçilmez,

Bir yağmur bekliyorlar üzerindeki son toprakları götürmesi için,

O güzellik gelirse hiçbir dikenli çalı yetişmez o toprakta bilesiniz,

Bugün varsın ama yarın olacağını nasıl garanti edebilirsin,

Mumyalanmış bir kral mezarlığı değil bu viraneler,

Her karış toprağında nice fidanların gövermesi için gün sayıyorum,

O gün geldiğinde tüm eskimiş çaputları doldurup denize dökeceğim,

Beyhude gönlüm ne durup durup içine gömülüp gidersin,

Sen kalıcısın ama tilkilerin derilerini pazarda satılırken gördüm,

Tilki tavuklar için gelse de kümesin dışında bir yol öğrendim,

Niyeti bozuk tilkilerin derisini yüzüp leşini uçurumdan atıyorlar;

Kiminin bahtına kurşun kiminin bahtına sürme çekiyorlar,

Adamlık kitabında yeri olmayanları işte böyle bedava satıyorlar,

Rüzgârdan sonra kalan yapraklar çamurdan çıkamayanlardır,

İstikametten gitmemiş olanlar da acıdan sonra yetişenlerdir,

Acıdan sonra gelenleri dost bilme dostum yoktur onun dostu,

Postun para eder mi diye çuvala koyma derdinde postunu,

Acıma acınacak hal gelmeden iyi tanı dostunu düşmanını,

Dostun iyi gününde bakmıyorsa yüzüne kötü gününde tükür suratına,

Tükür belki ar gelir damarına,

 Arı olmayanlardan ise dostun halin yaman,

Bu yaman ellerde hala akıllanmayacak mı senin bu koca kafan!

Erol KEKEÇ/20.07.2021/00.46

 


11 Temmuz 2021 Pazar

YOLLAR ÖMRÜMÜ YEDİ

Yollar benim kaderim,

Yollara vurdum gidiyorum,

Başı dumanlı dağlarda,

Sarp yamaçlardan kıvrılan,

Uzunca bir zaman süren,

Yollarda kaldı azığım;

Kervanın umudunu kesen,

Haramilerin pusuları altında,

Dağları yoldaş bilen,

Irmaklara göğüs geren,

Ejderha gibi solukları yakan,

Yarık kayalarda durmayan,

Yollarda konaklamadım ben,

Afrika gibi soluklarım,

Akdeniz gibi yüreğim,

Harran gibi çatırdarken,

Çukurova gibi umutlarım,

Geçtiğim her yerden yar edindim,

Yarım yar da kalmasın diye çabalarım,

Uzun atlamalarda hedefi tutturamadım,

Sırtımda taşıdım yarıda bırakmadım,

Yollar da benim evim,

Ev nedir bilmezken yolları evsindim,

Uzun menzilli füze gibi,

Bir bakarsın yüreklerin kıyısında,

Arzular tırmanırken zirveye,

Fren olmuşum isteklerin şatafatına,

Eller ererken muradına,

Ben giderim yolların kerevetine,

Aldırmaz bir ceylan gibi,

Etrafım sarılmış mayın ve pusularla,

Dağlara verdim yönümü,

Yollar karşıladı zamansız sevda gibi,

Ben beni kaybettim,

Dostlar acep bulan var mı?

Sırmalı saçlarımdan eser kalmadı

Poriklerim sarkardı alnımdan,

Alnımı bir inek yalamış gibi,

Korkudan benzim solmuş sanki,

Bembeyaz poriklerim dökülmüş,

Şakaklarıma karlar yağmış,

Ağrı dağı gibi yalnızlığa çekildim,

Yollarda kaldı muradım,

Ellerim uzaklarda yollar var aramızda,

Bu yollar taşır mı sılaya beni,

Kara bahtıma karalar konaklamadan,

Yıldırımlar kafamda patlamadan,

Haramiler önüme pusu atmadan,

Yolların sırtına evim barkım yük olmadan,

Kaderinde var mı beni taşımak,

Yolların bahtına yazılmış mı,

 Beni sılaya ulaştırmak,

Bilmiyorum ama,

Galiba kendimden kaçıyorum,

Kendinden kaçan ben,

Beni nerede bırakmış olabilirim dostlar!

Bilen varsa söylesin,

Kendinin çok ötesinde yaşayan ben,

Beni bana yar eder mi nereden bilem;

Bir ömür verdim yollara ben,

Hangi yoldan gidersen git,

Muhakkak ki sen,

Yaratana varan bir yolda,

Çabalayıp gideceksin,

Bu alemden!

Erol KEKEÇ/11.07.2021/21.58


5 Temmuz 2021 Pazartesi

ELİF’İN YAZISI

Güz mü geldi yapraklar aşağı sarkmış,

Kırağı iniyor çiğ damlacıkları görünmüyor,

Arılar kovana girmiş yanından geçilmiyor,

Kepeneği sırtlanmış yanık geliyor kaval sesi,

Koyunlar önünde transa girmiş çoban;

Öyle seneler geçti ki hepsinin farklı hikayesi,

Geceler sakin iken gündüzler baş belası,

Murat almamış gelinler süt sağar davardan,

Damatlar koyun güder eğlenir içli kavaldan,

Çadırın önünde bir ateş çalı çırpı toplanır,

Havaların soğuduğu yanan ocaktan anlaşılır,

Koyunlar meler keçiler gider uyanır dertler,

Sabahla başlar çile akşamla geceye tüner,

Böyle geçip gitti güzelim o koca seneler,

Cennet karı şafaktan kalkar elinde kirmanı,

Yün eğirir onları ip eder koyunların önünde,

Koyun güderken bir fabrika gibi seri çalışır,

Akşam olunca onları çorap örmeye başlar,

Günde bir ayak kurtulur korunur soğuktan;

Yağmur inerse toprağa göbelekler çıkar,

Poyraz eserse kurutur kökü geçer birden,

Ne soğuk ne sıcak mutedil bir iklim çok sevilir,

Eşeklere yüklenir çok uzaklardan su getirilir,

Suya giden Elif aşkını sulara anlatır dertleşir,

Sudan dönünce sevgiliden gelir gibi sakinleşir,

Coşku ve heyecanla kuzuları koyunlardan ayırır,

Babası güzel Hasan sorunca bu ne hal Elif kızım,

Gelin gidecek gibi halin sevinç mi hüzün mü senin,

Emmim güzel Osman kar suyu kaçırdı kulağıma dün,

Bu sene beni gelin etmeden Çadırı sökmem demişsin,

Güzden başladım ki çalışmaya baharda beni gelin edin,

Valla babam böyle giderse ömrümü iste vereyim,

Çamur kış demeden koyunlarla yaylıma ben giderim,

Evde kalırsam koyunları bana versen de kaderime küserim,

Kaderim iyi olsun da korkma rızkımıza Allah Kerim,

Üç yaşından beri koyunun içinde yattım kalktım,

Şimdi oldu yaşım yirmi yedi yirmi dört senem burada geçti,

İki sene sonra kimse bakmaz yüzüme adım olur deli,

Hasan’ın kızı Elif cinlendi koyunun önünde kafayı yedi,

Aşkından deliye dönen bir kızın babası olmazsın değil mi?

Cinlendi deseler de sana bil ki aşkım eder deli davane beni,

Ben kara sevdaya tutuldum suyu eşeğe yükleyen çocuğa vuruldum,

Kaçarlardan olduğunu söylediler ama buradaki köylerden sanıyorum,

O kadar dokundu ki uzaktan aynayı yüzüme tuttu yüreğimi hoplattı

Çadıra kadar arkama bakmadan geldim şimdi onu bekliyorum,

Ne zaman bir daha gelir diye kayalara çıkıp ayna arıyorum,

Onun aynası öyle güçlü ki sanki kalbimi yerinden sökecek gibi,

Çadırı sökmeden vereceksen ondan başkasına yar etme beni,

Boynum bükük kalmasın Elif ismi gibi yaşadı O Elife layık biri,

Hasan emmim duymasın oğlu Durana düşünüyormuş beni,

Duran benim yakışım değil ben Duranı hep gardaş bildim,

Koyunların önünde çok beştaş oynadık onu hep ben yendim,

Karısına yenilen bir koca benim gönlümde hep yenilmiş kalır,

Durana ben karılık yapamam ondan gönlümde yok yeri,

Gözüme gelen aynanın ışığı kalbimi çalıp gitti,

Kaç zamandır evdeki suları döküp suya gidiyom gayrı,

Onu bir daha görmek için suyu yüklemeden bekliyorum,

Uzaktan biri sana yardım edebilir miyim diye seslensin istiyorum,

Bir gördüm pir gördüm kalbimi aldı gitti kalbimi arıyorum,

Kalbim kalbinde olan o çocukla ne olur babam beni nişanla,

Çobanları yolla hepsinin yaptığını tek başıma yapacağım yeminle,

Aşkın gözü kör derler yalan aşk beni diriltti gözlerimi açtı,

Ondaki zariflik yüreğimi delik deşik etti ince hastalık gibi,

Bu hastalıktan kurtulmam için elini öpeyim babacığım dinle beni,

Bu Elifini ismini bilmediğim çocuğa tapula beni çaldı kalbimi,

Davar çobanıyım diye aşkı bilmiyor muyum sanki,

Duran’a gidersem ince hastalık bahardan önce yer beni,

Çadırımız sökülmeden taziye yerine döner bilmem anlatabildim mi?

Ben bilinmez görünmez aşkların hayranıyım,

Bir su başında su gibi aziz olan bir çocukla aşkı tanıdım,

Köylerin hepsini arayın bu çocuk benim kaderim,

Kaderimi rabbim yolladı ayağıma sonuna kadar bundan eminim,

Bulamazsanız kayalara çıkıp güneşin çıkmasını bekleyeceğim,

Onun aynası güneş gibi Güneşle yansıdı yüzüme için için eridim,

Günler aylar derken şimdi otuzumda sevdiğimi bekliyorum,

Güzel Hasan’ın kızı Elif koyun güderken sevdiğine kavuştu deyin,

Bu çocuğu bulamazsanız gelinliğimi kefenime giydirin,

Öldü diyerek diri diri beni derin bir mezara indirin!

Erol KEKEÇ/05.07.2021/01.28


29 Haziran 2021 Salı

YOLLARA VURULDUM

 Yorulmuş yollarda çılgın süvariler gördüm,

Atlar hamuta kalkarken üzerinde yoktular,

Savaş kazanmış asker gibi yollarda karşılandılar,

Mehter çalarken mahzun hayallere daldılar;

Nice gençler tanıdım gençliği gitmiş gençtiler,

Köprüleri yıkıp duvar örmekle ömür tükettiler,

Demir atmak için iskeleden yoksun yaşarken,

Dalgalar arasında sulara dalmayı tercih ettiler;

Okullar gördüm duvarları var ruhu yalan olmuş,

Öğretmeni sallabaş al maaş demiş gün saymış,

Azrail’den nöbeti devralmış gibi ecel ona kalmış,

Merhem olmak değil acıyla küçük yürekleri dağlamış;

Adıma yollar yapılmış kavşaklara yavşama diye yazılmış,

Anılar arasında bunlara yer var mı ne dersin gardaş,

Bu eller elimi kesti yollar bahtıma kara kalemle yazılmış,

Kalamam  buralarda sevdiğim acılar içinde kalmış;

Erol KEKEÇ/29.06.2021/00.12


28 Haziran 2021 Pazartesi

SON PERDE

Bir alem ki yaşamın kıyısında ölüm yaşar,

Neden böyle diye kimse sual edemez,

İnanınca insan şevkten kendinden geçer,

Bilmediği şeyi neden yaşar onu bilmez,

Göz kulak ve kalp sorumludur yaptığından,

Sorular soru doğurmaz kafasının içinde,

Sorulardan korkar olduğu gibi yaşar,

Nereden gelir nereye gider aklına gelmez,

Gidenler olursa bir gün etkisinden kalkamaz,

Oradan çıktığında eski hamam eski tas,

Bir elinde cımbız bir elinde ayna umurunda dünya,

Alemi evrende bilmez nedir yaşamın gayesi,

Vurunca kafayı yatar bulunca aşı karnını yoklar,

Cirit atar her gün bir yerden bir yere,

Cirinoğlu peşine takılmış anlamaz kim var geride,

Nefes nefese yorulur çıkamaz yokuşları,

Takatsiz kalır dizleri elleri tutmaz bir şeyi,

Başını tutamaz sallanır durur titrer bacakları,

Ona sorsan yapacakları çok ne çabuk geçti zaman,

Zamansız gelen bir rüzgârda savrulur yaprak gibi,

Gözleri nemli bir ah çeker ta yürekten dağlar dinler,

Bülbüller ötmez gönül kafesi kırılmış ne gelir elden,

Vasiyet başına bela onunla boğuşur durur günlerce,

Vasi olanlar vah bile demeden gün sayarlar açıktan,

Bir seremoni bekler etrafta kendinden gelenler,

Pay almak için nerde kaldı bu Azrail demeye başlarlar,

Uzanır boylu boyunca eski günler şerit gibi gelir gözüne,

Can havliyle çok kazanacakken zarar ettiği ticareti anımsar,

Ne günlerdi ama kaça alıp kaça satardık kolay değil ticaret,

Hakkımı kimseye yedirmedim ama bazen hatalarda olurdu,

O kadar da olsun melekler bile günahsız değil diye mırıldanır(!)

Dört dörtlük yaşadığını etrafındakilere kanıtlamaya çalışır,

Hesap uzmanı onlarmış gibi rahatlar Allah Allah demeye başlar,

Vay be ne çabuk geçti zaman daha dün gibi her şey aklımda,

Köyden çıktığımızda bir kat yatağımız vardı ne günlerdi,

Gece gündüz demedik çalıştık çalışmakta ibadetti,

İşimizi çok iyi yaptık ama Allah’a karşı mahcubum gençlik var ya!

Onu hep hovarda geçirdik nerde akşam orada sabah,

Bu günleri çok uzak görüyorduk bir de baktım ki bu günlerdeyiz,

Biri bana sorsa nasıl geçti valla ne sen sor ne ben söyleyeyim derim,

Göz açıp kapamak gibi bir anda   kendimi bu yaşlarda buldum,

Bana sorarsanız her şey boş geldi geçti ömür dediğin,

Çocukken yakamdan bitleri ayıkladığım günler bugün gibi,

Çamura batan ayaklarımızı yıkamak için az mı su aradık,

Bizler dedelerimiz gittiğinde sıra bize gelmeyecek sanırdık,

Babalarımızı uğurladığımızda bir düşünmeye başladık,

Kendimizle baş başa kalınca düşünecek zamanımız olmadı,

Tedirgin ve ürkek yaşayarak dünyalıkları tatmak istedik,

Kimine ulaştık kimine ulaşamadık bazen çok hayıflandık,

Elimizden gidenleri bizim sandık ardından çok yıprandık,

Biz gidecek hale geldiğimizde bizim bize ait olmadığını anladık,

Yatakta yatan biri olarak ben söylesem kim anlar şimdi beni,

Anlayan olmasa da ben söyleyeyim belki ibret alır kimileri,

İçinde bulunduğunuz anı yaşarsanız kendiniz olursunuz,

Geçmişte kalırsanız stres ve üzüntülerden kurtulamazsanız,

Gelecekte olursanız hayallerin esiri olur köle olarak kalırsınız,

Ne bugünü yarına bırakın ne de geçmişin olumsuzluklarını tartışın,

Boylu boyunca uzanın semanın altına gök kubbenin tadını çıkarın,

Tefekkürü mektep bilin zerreden küreye her şeyi idrak edin,

Nereden geldiğinizi bilirseniz gideceğiniz yeri hesap edersiniz,

Bugüne geldiğinizde neşe ve coşkuyla kendinizden geçersiniz,

Sevgiliye kavuşmanın heyecanıyla gözlerinizi kapamayı beklersiniz,

Benim tedirginliğim geçmişimin karanlık günlerinin ürpertisi,

Siz böyle bir durumla karşılaşmamak için beni iyi görün,

Her şey gitti gençlik yalan oldu mal mülk heba oldu,

Ellerim boş gidersem hesap sorunca Rabbim ben ne diyeceğim,

Bilmediğim bir yolculuğa çıkmak için son treni bekliyorum,

Siz siz olun bilmediğiniz yolculuğa çıkmayın yolu önceden bilin,

Nasıl bir yolda niçin ve nasıl gideceğinizi belirseniz çok sevinirsiniz,

Perdeler henüz açıkken son perde kapanmadan iyi oynayın,

Bu oyunun gişe rekorları galada değil oyun sonunda kırılacaktır,

Bu sözlerimi vasiyet bilin son tren gelmeden bileti alıp bekleyin,

Azrail tren kalkıyor dediğinde eyvah demeden bu köprüden geçin,

Tecrübe pahalıya mal olmazsa değerlidir bana pahalıya mal oldu,

Geride kalanlar bu tecrübelerimi ganimet bilip öyle yaşasın ki,

Benim perde kapandığında tüm koltuklar bomboş kalmasın!

Erol KEKEÇ/28.06.2021/00.22



24 Haziran 2021 Perşembe

NAZENDE SEVGİLİM Mİ DOĞA

 Gümbürder gökler Şimşekler çakar,

 Bulutlar kuşatmış geçer gökyüzünden,

 Asi rüzgar  dal bırakmaz ağaçlarda,

 Karıncalar  can verir yağmur altında,

Harman yerinde köylü kadınları,

Muşamba dibine girmiş yağmurdan,

Davarlar salınmış seyipt halde gezerken,

Ufukta bir duman görünür Güneş batarken,

Telefon tellerine konmuş sığırcıklar,

Sürülen tarlaları uzaktan yokluyorlar,

Biçerler aralıksız dönüyor tarlalarda,

Bir tavşan kalktı biçerin önünden,

Bıldırcınlar yelkindi birden gürültüden,

Sıcaklık tufan aynı anda bilmem ki neden,

İklimler değişmiş gök ağlıyor kahrından,

Yağmur yağarken sular çekiliyor yerden,

Bir görsen çocukları sevinçle oynuyorken,

Umurunda değil hesapsız yaşıyorlar ürkmeden,

Hennepler sararmış kargaşanlar patlarken,

Yazın sıcağı çarpıp bulutlar dans ederken,

Kavunların kokusu sarıyor burnumu derinden,

Doğanın bereketi iniyor her gün tepemizden,

Tefekkürden yoksun yürekler ne anlar bu halden,

İnceden bir sızı var içimde damarlarımda gezen,

Bedenim delik deşik Harran gibi çatırdıyor her yerden,

Bir gün dedim, yıllar gün gibi eriyip gitti elimden,

Bir baykuş misali oturdum kayanın başına,

Yanaklarımı aldım avuçlarımın ortasına,

Derin bir nefes aldım tüm havayı solur gibi,

Daldım uzaklara geçtiğim yolları anımsadım birden,

Her adımda bir hikayem vardı zihnimi yiyen,

Viran olmuş bağ gibi şimdi her dalda afara ediyorum ben,

Ey zaman ne çabuk geçip gittin acımıyor musun sen,

Baharında akşamın yazı yaşarken güzde uyandım,

Bu fırtınalar kışın habercisi de yok mu haberim;

Çıldırmış deli gibi ellerim cebimde çıktım tımarhaneden,

Doğanın girdabına aşığım bırak beni burada dinleneyim;

Burada geçecek her günüm için ne istersen sana veririm,

Bu rahmeti doğadan başka bir yerde görmedim ben,

Döşeğim kara toprak yorganım mavi gök böyle olsun hikayem,

Roman olan yaşamımı bir hikayeye sığdırdım ben,

Mısralar anlatsın hayallerimi kaşifler okusun bahtımdakileri,

Yaşarken sürgün edildiğimi bilmesin yaşayan biri,

Geldi geçti ömür dediğin bir bak ne var elinde şimdi;

Erol KEKEÇ/24.06.2021/13.19





21 Haziran 2021 Pazartesi

ISLANMIŞ GECELER

 Yaşamın armağanı bana gecenin mehtabı,

 Yılmaz yolcuyum dağlara göğüs geren,

 Bir kıvılcım vursa alnıma gözlerim kamaşmaz,

 Körpe balalardan öğrendim hesapsız yaşamayı,

 Gölgeler gündüzden kalmış gibi yoluma kurulmuş,

 Rüzgar savurmuyor bahtıma oturmuş dumanlar,

 Çığlık atan garipler geçtiğim yolda acı veren,

 Gök kuşağı altında sıradan bir hayal ettim,

 Düşlerimde rengarenk gelincikler açmış,

 Doru bir at dört nala hazır su başında beni bekler,

 Günleri saymadan çılgınca boşa heder etmişim meğer,

 Arzularla avunan yüreğim gerçeğe sırt dönmüş gider,

 Geceden kalma yorgunluğumu çekemiyor bu ayaklar,

 Çeltik sakaları suyun içinde heybetle orak sallar,

 Geverin ağzında bir balık susuz kalmış sıcaktan çatlar,

 Pehlivanlar pınarın başında uzaktan birbirini yoklar,

 Kara çadırın kızı helkeler kolunda sevdiğini sayıklar,

 Kepeneği özlemiş çoban otlara sarılmış sivrisinek kovalar,

 Akşama pamuk harallarının üzerinde koyu sohbet var,

 Yeri gelir  battaniyeye sarılıp orada uyku çekmek her şeye değer,

 Cırcır böcekleri ve ateş böcekleri ansızın ortaya çıkar,

 Derinden bir sükunet iner yürekler dalıp kendinden geçer,

 Gecenin mehtabı bakarsın tepende sana selam çakar,

  Yavaştan üşümeye başlarsın hafiften bir çiğ düşer,

  Islanmıştır geceler kurak mevsimlerin bağrından su iner;

  Yaşarken basıp geçtiğim günlerime tecrübe dediler,

  Anlamsız yaşamın kurumuş dallarında tecrübe ne gezer,

 Işıl ışıl  parlayan gözlerim tecrübelerime kurban gittiler,

Beyhude aşktan solmuş sümbül gibi arta kalan bu mısralar,

Yüreğimde patlayan dilimde çoğalan bu sıcak haykırışlar,

Beni çaldı zihnimi kurşunladı umudumu değirmen taşına bıraktılar;

Erol KEKEÇ/21.06.2021/18.53

 






 

20 Haziran 2021 Pazar

DÜNYA MI KARARIYOR?

 Zindana inmiş deniz altının güvertesinde gibiyim,

Sular doluyor ağzıma kabarcıklar çıkıyor sanki,

Tabana indikçe güverte arıyorum soluklanmak için,

Yaşamak için bunca zindana nasıl dayanır insan,

Tırmalanıyor yüreğim sanki kaşıntı var ayaklarımda,

Zihnimden bulut gibi geçiyor zamanın eskimişliği,

Deryanın derinliğinde aramıyorum beni benliğimi,

Bu denizaltı acaba çıkar mı yüzeye bilmiyorum,

Bir gidiş ki sorma gitsin dalgalar dövüyor dış kabini,

Anlamsız yakarışlarla geçen zaman bakmıyor suratıma;

Ellerim birbirine kenetlenmiş yüreğim dargın ve dağınık,

Bu yola çıkmadan kestiremedim bileti bir kaçak yolcuyum,

Kuşlarla özlem gideren beynim denizin dibine demirlemiş,

Kaderime sorabilsem belki bilirdim hangi limanda yerim,

Bir umut türküsü peşinde koşarken denizaltına binmişim,

Güverte ararken derin sularda balıklara yem edildim,

Ömrümün nasıl geçtiğini soruyor ömür hırsızlarından biri,

Kulaklarımı tıkadım hava almasın sancı vuruyor beynime,

Kim düşürdü beni bu hale gemileri parçaladım geliyorum,

İskelesiz limanlara demir atacağım bakir yüreklerde yerim,

Dalgalar kıyıyı dövse fırtınalar yüreğimi yaksa da geçeceğim,

Kararım kati nice denizaltıları derinlere gömerek yükseleceğim,

Zamanın korkusuz azığı sırtında dertli cengâver süvarisiyim,

Kararan dünyanın yüreğinin ortasına insanlık abidesi dikeceğim,

Bir bilen olarak gitmek varsa kaderde bilen olarak yaşamak muradım,

Ey gönlümü yıkıp gönlümde taht kurduğunu sanan gönül yorgunlarım,

Dayanaksız yaşamak için çıktığım bu yolda bir zindana hapsoldum,

Özgürlüğe aşık bir kuş gibi hiçbir mekânda adres bırakmadım,

Mekânı dost bilenlerden kopalı seneler oldu ben zamanda yolcuyum,

Ey zaman! söylediklerime şahit ol sen bunları hâkim mi sanırsın,

Hakimlerin hakiminin huzurunda divana durulacak zaman çok yakın!

Hesap dürülmeden imtihan bitmeden özümle yüzleşmek derdim,

Söylediğimi herkesin anlayacağı gün hızla gelip çatmadan,

Yakalım gemileri çıkaralım çakılan kazıkları koşalım aldırmadan,

Gemi karaya toslamadan İskelesiz limana çabucak demir atalım!

Erol KEKEÇ/20.06.2021/19.01


GÖZYAŞIM

 Gözyaşlarım inci gibi toprağa düşerken,

Toprak aydınlanır gözümün feri yere inen,

Nurlar saçılır şafağa kim bu geceyi kaldıran,

Arafat tamıyız değişmiyor yaşam var mı anlayan;

Tohum inerken toprağa bir letafet çıkar semaya,

Saçılan koku kuşatırken koca evreni baştan başa,

Köpekler havlamayı keser uykuya dalar şafakta,

Ne oldu insana gafletten kendinden geçiyor bu saatte;

Aklıma zindan göründü tefekkürüm arşa tırmanırken,

Duygular göledinden yudumladığım su mideme inerken,

Bir başka esiyor rüzgâr tokmaklar beynimde gümlerken,

Tomurcuğa dönmüş fideler solucanlar yüreğimden geçerken;

Sabahın rahmetiyle kuşatılmaktır benim hedefim,

Rızıklar şafakta inerken meyyit gibi horlayarak nasıl beklerim,

Avucumla alamıyorum seherde inenleri çok dar yerim,

İneni alıyor çok geniş yüreğim peki bu hüzün neden sevdiğim!

Erol KEKEÇ/20.06.2021/06.10


19 Haziran 2021 Cumartesi

HÜZÜNLÜ İNLEYİŞ

 Talih kuşumu uçurmuştum çocukken,

O günden beri dönmedi gittiği yerden,

Bir talihsizlik başımda ayrılmıyor benden,

Nedir çektiğim bu dünyanın elinden;

Tan yeri ağarmadan uyanırdım eskiden,

Şimdi karanlıklar eksilmiyor üzerimden,

Bu yaralı kalbime acı doldu talihimden,

Talih kuşum dönerse acılar gider yüreğimden;

Güneş kararmışsa ayın ne faydası olur ki,

İçimdeyse karanlıklarım yolum aydınlanır mı,

Çocukken talih kuşum gittiği yerden dönseydi,

Acı çeken kalbim bugün şaha kalkar gürlerdi;

Beyhude aşkım aşk bugün var yarın yok ki,

Kara sevda aşkın yolunda hep sarhoş gezdi,

Çamura batınca karanlık yolları seçemedi,

Kara günlerimin karası çocukluğumun hatırası;

Bir iki diye bağıran simsarların nedir bu derdi,

Son otobüs giderse diye bindiklerimin hepsi,

Beni yarıda bıraktı uçurumdan aşağı yuvarlandı,

Sevda bağrıma saplandı kimse onu çıkaramadı;

Ömrümün güzünde dökülen sararmış yapraklar,

Hercai menekşe gibi nedir bu hüzünlü inleyişler,

Geceye çadır kurdum koyu bir çay demlemiş dertler,

Çayın kadrini bilmeyenler dertlerime dert eklediler;

Erol KEKEÇ/19.06.2021/01.50


16 Haziran 2021 Çarşamba

ACILAR ZAP SUYUNDA

 Davarın önünde bir küçük çoban,

Meşeler çırpılmış kim bunları soyan,

Gün batımı yanık bir ses gelir,

Kuşlar uçmaz davar insafa gelir,

Küçük çobandan yakıcı bir seda yükselir;

Bu ellerin yaman olur dağı bayırı,

Karı bol olur yakar kanı boranı,

Dağlar meşe gönül şaşar bu işe,

Çoban diye bir küçük çocuk dağlara meze,

Zap suyu geçit vermez gidemez şehre;

Sorsan bilmez ne var başka yerde,

Acılar yuva kurup tünemiş yüreğine,

Küçük yaşta hayat çizgisi çekilmiş önüne,

Dağları mesken bilmiş davarına kendine,

Zemheride acılar ve dumanlar çökmüş üzerine;

Doyumsuz bir sevdayla üfler kavalına meyine;

Ne hayaller kuracak ortamın çocuğu değil,

En büyük hayali dağı davarı ve yanık çalan kavalı,

Doğumda hasret kaldığı anasına ağlar kavalı,

Göz yaşları sel olur zap suyuna sığmaz acıları,

Davarı bırakıp dalar uzaklara görmemiş ana kucağı;

Bir garip küçük çoban ki Allah’a ayan acıları,

Ana hasretiyle yanan bağrını soğutmuş davarları,

Zap suyundan öte çobanlık bir aşk masalı!

Erol KEKEÇ/16.06.2021/23.04


14 Haziran 2021 Pazartesi

EYLEMEM KALBİMİ ELEK

Bir bakış vurdu tam şurama,

Sol yanımda kafes boşluğuma,

Öyle yaktı ki dumanlar yükseldi,

Sanırsın zemheride kömür ateşi;

Parmakları narin bir el tuttu elimi,

İki kelamı kalbimi çaldı bir gece vakti,

Nasıl bir incelik inceden okudu içimi,

Kanattı içimi bak kalbim avucumdaki;

Topuklarına sarkmış baştan aşağı beliği,

Her teline acılar işlenmiş hüzünlü geçmişi,

Fırtına ektim ayaz vurdu sarardı benzi,

Sözleşmemiz vardı nasıl yaktın akdimizi;

Çileli kuş gibi yuvamı yağmur aldı,

Ayaklarım yalın ve boş elimde ne var ki,

Bir ömür yazımda ne var bilmiyorum ki,

Kınalı meleğim ömrümü yiyip tüketmedin mi;

Ayarım bozuldu bu yürek düzen tutar mı,

Örsle çekiç arasına sıkıştım hayalim kırıldı,

Bir damla su ıslatmasın mı kurumuş dudağımı,

Gel sevdiğim alem izlesin oynayalım çifte telli;

Erol KEKEÇ/14.06.2021/23.42


TOK MİDELER, AÇ VİCDANLAR

  Dediler ki: "Onlar yiyeceğine biz yiyelim!" Dedim ki: Buyurun yiyin efendiler, Yiyin de görün bakalım, Mideyle vicdanın kavgasın...