Yalnızlık diye bir şey buldum,
Çocukken giydiğim bir sessizlik gibi
Dizlerim yara, yüreğim aç,
Ve kimse bilmez hangi gecede üşüdüğümü.
İlk nefesimde başlamış meğer,
Kalabalık bir odada ağlarken
Kimse anlamamış gözyaşımın nedenini.
İşte o an,
Bir eksiklik yerleşmiş içime —
Sesimi duyuramadığım her an büyümüş.
Bir sabah uyanmışım da,
Yanımda duranların gözleri başka yerlerde.
İsimlerin var, ama çağıran yok.
Sevgi var sanırsın,
Ama herkesin sevgisi kendi çıkarı kadar.
Yalnızlık bir kuş değil,
Uçar da geri gelir sanma.
O, döndüğün her köşe başında
Sana gülümseyen,
Ama adını hiç bilmediğin bir yüz gibidir.
Alışırsın...
Önce gürültüye, sonra sessizliğe.
Geceler…
En sadık dostlarım.
Duvarlara anlattığım hikâyeler,
Yastıklara sakladığım haykırışlar,
Ve saatlerin tıkırtısına ayak uyduran kalbim.
Yalnızlık bazen bir çay bardağında,
Bazen boş bir sandalyede saklanır.
Annenin “doydun mu?” sorusunda bile
Bir eksik vardır artık.
Yıllar geçer,
Sevdiklerin gider,
Bir tek yalnızlık kalır sana miras.
O da ne sevinir seni görünce,
Ne küser gidişine.
Bekler…
Tıpkı senin kendini beklediğin gibi.
Dostluklar gelir geçer,
Aşklar yanar söner,
Ama yalnızlık,
Bir mum gibi sönmeden aydınlatır içini.
Ve anlarsın:
Yalnızlık bitmez, çünkü biz bittiğimizde bile
O, ardından gelenin koluna girer.
Ey insan,
Kendine en çok benzediğin an nedir bilir misin?
İşte o hiç kimsenin beklemediği gün,
Kendini kapının eşiğinde bulduğundur.
Bir adım atamazsın,
Çünkü içeri kimse çağırmaz.
Ama dışarda da kalamazsın,
Çünkü orası da sensiz doludur.
Ben yalnızlığı sevdim sanmıştım.
Meğer o, beni sevmekten hiç vazgeçmemiş.
Erol Kekeç/26.03.2025/Sancaktepe/İST

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder