4 Haziran 2025 Çarşamba

Hayat Dedikleri (Bir Perdelik Hiçlik Tiyatrosu)

Işıklar açılır, perde açılır, bir çığlık yankılanır:
"Hoş geldin dünyaya, bilinçsiz yolcu!"
Kucağa alınmadan önce ismin konur,
“Adı bu olsun, hayatı da buna göre biçilsin.”
İlk sahne kanlıdır: doğum
Ama seyirci alkışlar,
Çünkü o da böyle başlamıştır bu trajikomik oyuna.
Ve sen daha repliğini öğrenmeden,
Sana bir rol biçilir:
“Uslu çocuk, başarılı öğrenci, hayırlı evlat.”
Sen misin? Hayır, sen henüz yoksun.
Ama herkes emin senin kim olduğundan.
İtirazın mı var? Sus, bebekler konuşamaz...

Sahne değişir: Bir okul tahtası, tebeşir tozu,
Ve bir ses yankılanır:
“Bu sınıfta sadece doğru cevaplara yer var!”
Soru sorma, sorgulama, ezberle!
“Niye?” demek hadsizliktir,
"Farklı düşünmek tehlikelidir."
Öğretmen gülümser:
“Bu sistemi anlaman gerekmez, sadece puan al.”
Ve çocuklar robot gibi yürür
Doğruca sınava,
Hayata değil, sınava hazırlanır.
Ama unutma: Başarılıysan değerlisin,
Gerisi sistemin arızası.

Perde hızla açılır,
Disko ışıkları, sosyal medya filtreleri…
“Hayal kur!” der sistem.
Ama kutunun dışına çıkarsan cezalandırılırsın.
Aşık olursun,
Ama aşk puanla ölçülür.
“Kaç beğeni aldı bu aşk?”
“CV’si iyi mi çocuğun?”
Hayatına sponsor ararken
Ruhun sessizce intihar eder.
Ve sen aynada kendine bakarken sorarsın:
“Bu ben miyim?”
Ama o sırada uygulamada biriyle eşleşmişsindir.
Geç bunları...

Kostüm değişir: Kravat, takım elbise,
Ve suratında yapışık bir gülümseme.
"Merhaba, ben X Holding’ten Y Bey."
Kendini tanıtırsın ama kendini tanıyamazsın.
Sabah 9, akşam 6,
Ama mesai uzar, rüyalara kadar.
Toplantılarda uyursun,
Ama gözün açık kalmak zorunda.
Ve müdür sorar:
“Yarın için ne hedefin var?”
Gerçekten mi?
Hayatta kalmak...

Perde romantik açılır,
Nikâh memuru sorar: “Evet diyor musun?”
Duyulmaz bir iç ses: “Neye evet?”
Ortak kredi borcuna mı,
Tadilatı bitmeyen mutfağa mı,
Yoksa yıllar içinde yıpranacak bir ‘biz’ hayaline mi?
Sevgi, artık hediye paketi gibi:
Dışı süslü, içi boş.
Ve bir süre sonra evin içindeki sessizlik,
İki kişinin birbirini duymadan yaşamasına dönüşür.
Ama herkes "çok mutlular" der,
Çünkü Instagram öyle söylüyor...

Sahnedekiler maskelidir.
Kimse kendisi değildir, olmak da istemez.
Kimi dindar görünür, kimisi çağdaş;
Oysa ikisi de markette kuyrukta aynı sigarayı alır.
Kim daha çok gösterirse o kazanır.
Vicdan yerine vitrin önemlidir.
Komşu aç mı, umursanmaz;
Ama yeni aldığı arabayı görmek için
Camdan sarkılır.
Bir dram yaşanır:
Bir adam intihar eder,
Altına yazılır: "Yeterince güçlü değildi."
Hadi canım, senin gibi düşünmedi diye mi güçsüz oldu?

Sahne loştur, sandalyede bir ihtiyar.
Konuşturulmaz, dinlenmez,
Ama bayramda el öpmeye gidilir.
Yaşanmışlık değil, yaş sadece rakamdır artık.
"Eskiden..." diye başlar ama cümlesi bitmeden
Z kuşağı göz devirir.
"Teknolojiden anlamıyor ya!"
Peki, ruhun hangi yazılımını çözdünüz siz?
Ve yaşlı adam der ki kendi kendine:
“Bunca yıl niye yaşadım, hâlâ bilmiyorum.”
Kimse cevap veremez.
Çünkü çoğu henüz sormamıştır bile o soruyu...

Perde kapanır.
Ama ölüme kadar her şey çok hızlıdır.
Bir an bakarsın ki cenazedesin.
Dualar ezberden okunur,
Ardından biri fısıldar:
“Vasiyet etmiş, paylaşımı beğenilsin istemiş.”
Kabristanda yer kalmadı,
Ama dijital mezarlık dolup taşıyor.
Ve bir mezar taşı yazısı:
“İyi bir insandı.”
Ne demekse artık o…
Sistemin istediği gibi yaşadıysa,
Kimse sorun etmiyor: Gerçekten yaşadı mı?

Sevgili seyirciler,
Bu oyun burada biter,
Ama sahne devam eder.
Perdeler kapanır,
Anlam yine açıkta kalır.
Siz hâlâ alkışlıyor musunuz
Bu trajediyi?
Yoksa sahneye atlayıp
Kendi senaryonuzu yazmaya mı karar verdiniz?

Bahadır Hataylı/01.06.2025/Sancaktepe/İST

Hiç yorum yok:

TOK MİDELER, AÇ VİCDANLAR

  Dediler ki: "Onlar yiyeceğine biz yiyelim!" Dedim ki: Buyurun yiyin efendiler, Yiyin de görün bakalım, Mideyle vicdanın kavgasın...