29 Ekim 2024 Salı

Sevgiyi Toyken Tanıdık

Geçmişten izler taşır yüreğim,
Her yara, eski bir dost gibi tanıdık gelir,
Hayat dedikleri zehri içtim yudum yudum,
Bir kadeh gibi döküldü yıllarım,
Ve ihanetin gölgesinde bir ömrüm var artık...

Bilmiyorum, terk etmek bir çare olur belki,
Kaçıp gitmekten öte yollar da var,
Ama kapanmış yaraları kanatıp durma,
Sızısız bir acı bırak, hatıra kalsın o da.
Sürükleniyorum ihanet günlerinin içinde...

Ne sorular biter, ne cevaplar açık,
Gömerim başımı toprağa devekuşu misali,
Görmekten kaçmak değil midir bazen yaşamak?
Zira gözlerini kapattığında, yokmuş gibi olur ihanet ;

Bir selamı bile esirger oldunuz dost bildiklerim,
Bakışlarınızda kaybolan o eski kelimeler,
Kuru bir yaprak gibi savruluyor, sessizce,
Kafalar düşmüş belki, ama dertler hep aynı.
Kapanmış yaralar arasında, yalnızım...

Daldan dala konar acılar,
Bin yaranın içinde bir hatıra gibi durur,
Gecenin koynunda, hece hece,
Ölmeyi öğreniyor bu yürek.
Dağlar gibi ağır bir yük omzumda,
Ah, zorunlu bir yolculukmuş bu hayat dedikleri…

Kalbimizde yaralar mı olurdu,
Eğer dostlar dost kalabilseydi?
Yakutiye Camii'nin avlusunda,
Bir umutla dizilmiş tespih tanelerim,
Her biri gözyaşıyla ıslanmış,
O avluda yitirdim çocukluğumu...

Bir gül, aynı kökten beslenirdi,
Dostların kıymet bilmeden ezdiği,
Yarısı söylenmemiş bir cümlede kaldım,
Eksik kalan bir ömür gibi, ortada.
Yaşamak nasıl da zor gelirmiş bana,
Ve artık her şiirde bilirim,
İçimdeki kin biraz daha kök salıyor...

Dertlerin içinde sustum,
Aşk ağlatır derlerdi,
Ama bu dert, beni sessizliğe mahkum etti,
Yaralı bir kalbe basarak geçenlerin
Küllere çevirdiği her hayal gibi…
Ah, dost dediklerim, yolda bırakanlarım,
Satırlarda yüzünüzü gördüğüm her an,
Bir hayat daha yitip giderdi gözlerimde...

Gözlerimde biriken yaşlar, suskun kalır bazen,
İhanetin soğuk yüzü vurur her defasında.
Bir yara ki, her gece bin kere kanatır,
Sanki hançer darbesiyle açılmış gibi,
Kalbimde yer eden izler solgun bir çiçek misali,
Ve ben, bu zorunlu yalnızlığın koynunda,
Bir küskünlük türküsüne sarılıyorum...

Umudu her kırılan tespihe dizdim bir bir,
Yakutiye Camii’nin avlusunda,
Kırık taneler gibi dizildi gözyaşlarım,
Kuş misali özgür olmak varken,
Gönlümde bir kafeste,
Ağıtlar yakmayı öğrendim bu şehirde...

Yalnızlığın en derin türküsünü öğrendim,
Dost bildiklerimin bıraktığı boşlukta,
Kendi başıma bir yol oldum kendime,
İçimdeki rüzgar, sevdaya bir meydan okurcasına,
Savurur her acıyı ardında.
Ama bilir misin, her rüzgar gibi,
Acılarım da eskiyor, zamanla yitip gidiyor,
Fakat özlem bitmiyor,
Bir gün özlem de küser mi insana?

Eskimek, su gibi akmak zamanı bilmeden,
Kıyıya çarpıp geri dönen dalgalar gibi,
Özlerim her anı, içten bir selam gibi,
Ama kalbimde bir arayış,
Göremem ihanetin bayrağını sallayanları,
Yalnız kalırım, yalnız yaşarım,
Bir gün benden geriye bir kırık ezgi kalırsa,
İşte o, acıdan damıtılmış bir nehir olur belki...

Başımda ihanetin kırbaçları dönerken,
Ve yıllarım toprağın koynunda eskirken,
Hayat dediğin bir savaş,
Her darbesiyle, yeniden soluk aldığım.
Gecenin koynuna gömülürüm kimi vakit,
Bir mezara girer gibi usulca,
Ve sabaha mahşere hazır bir yolcuyum,
Kıldan ince sırat köprüsünde...

Güller kanar kendi dikenlerinden,
Analar boğar yavrularını,
Yalnızca ihanetin hüküm sürdüğü bu günde,
Ey Hasan, Ali, Hüseyin,
Bu ihanet sizin mirasınız değil,
Ekmeğime acı katık edenlerin gününde,
Acılarıma dost bildim kendimi...

Bir yolcu gibi susamış yudumlarım yılları,
Toprağın özleminde ve hasretinde,
Zaman eskir, eskir her anısı,
Bir selam yollamam artık uzaklara,
Çünkü bende kırık hatıralar var,
Ve görmek istemem,
İhaneti bayrak gibi taşımış kalpleri...

Bir gün ben de eskirim,
Eskimiş sular gibi,
Çağlamam artık sana,
Sessiz ve sedasız,
Her hecesinde buruk bir ağıt var artık,
Ve bir gün, kimsesiz bir yol olurum,
Ardımdan gelen gölgeler içinde...

Gözlerimin feri sönüyor yavaşça,
Burnuma çam kokusu savrulurken,
Kanım dudaklarda, sessiz bir veda,
Ve ihanetin kırbaçları,
Başımda dönerken bir lanet gibi,
Hançer misali yüreğimde saklı kalan,
Bu yol, vefanın sönmüş izleri,
Sevgiyi toyken tanımışız biz,
El yaktı, biz yanmadık sanmışız.

Hayat tek bir mevsime sığdırılmış,
Başka baharlar varmış, bilemedik,
Sevdalandığımız dava, bir yürek,
Bizi arayan o saf vefa,
Bir gün, gerçek yüzünü gösterdi.

Ve nihayet, yılgın bir seherde,
Kırık ezgiler arasında,
Benim oldu hayatın acı yüzü,
Benim oldu dilsiz sancılar,
İhanetin bıraktığı yaralar,
Ve kim bilir, belki bir gün,
Bu kırık türküyü sana duyururum.

Bahadır Hataylı/20.10.2024/Sancaktepe/İST

Hiç yorum yok:

TOK MİDELER, AÇ VİCDANLAR

  Dediler ki: "Onlar yiyeceğine biz yiyelim!" Dedim ki: Buyurun yiyin efendiler, Yiyin de görün bakalım, Mideyle vicdanın kavgasın...