Yeni çizme aldık hepimiz aynı anda,
Rengârenk, parlak, markalı mağazalardan.
Giydik aceleyle, kimse sormadı hangi ayak,
Derken uzandık geriye, bir rehavet bastı aniden.
Kimi sağını sola, kimi solunu sağa taktı,
Biri iki çift giydi, öbürü yalınayak kaldı.
Başladı fısıltılar:
"Senin ayağın benim, benimki de senin!"
Bir curcuna, bir gaflet;
Kimse ayağa kalkamaz hale geldi...
Ayyaş bir kavga değil bu,
Ayaklara sarılmış akılların hikâyesi.
Zihinlerimiz çarpışıyor yerde,
Ayaklarımız karmakarışık olmuşken üstümüzde...
Geçerken oradan bir Arif uğradı,
Duru bir bakış, sesi tok, sözü sade.
Sordu: “Ey yorgun kalabalık, nedir bu hâliniz?”
Dediler: “Ayağımızı karıştırdık usta,
Kalkamıyoruz yerimizden.”
Arif aldı eline bir değnek,
Bilinç değil, sadece bir dürtüş,
Birer birer dokundu zihinlere,
Ve birer birer ayağa kalktı halk...
“Bulabildiniz mi şimdi ayaklarınızı?”
diye sordu,
Şaşkın ama minnet dolu gözlerle cevap geldi:
“Sabahtan beri oturuyoruz,
Şimdi olduk yürüyen insanlar,
Sağ olasın usta,
Bize ayağımızı hatırlattın!”
Ama şiir burada bitmez dostlarım,
Mesele sadece bir çizme ve ayak değil;
Bir milletin, kendine olan mesafesidir bu.
Beyinleri çıkarıp vitrine koyduk,
Satılık gibi sergiledik dışa.
Kendi düşüncesini değil,
Moda düşünceleri giydik kafamıza.
Ayağa kalkma komutu
Artık dışardan geliyor bize.
Reklamlardan, dizilerden, seçilmiş liderlerden…
Bir tuşa basıyorlar; “Şimdi ağla!”,
Birine daha: “Şimdi alkışla!”
Sonra "unut!", sonra "görme!", sonra "sus!"
İşte böyle bir beynin ayakları
Nasıl yürür?
İçimizden bir arif gerek,
Zehir gibi sözü,
Merhem gibi bakışı,
Asa gibi sözüyle
Beyinlerimizi bizimle tanıştıracak...
O arif bir sabah gelir de,
Kalbimize dokunursa eğer,
Belki o zaman biz de uyanırız.
Belki o zaman fark ederiz
Aslında ayakta olmadığımızı,
Sadece sürüklendiğimizi.
Koşacağız belki,
Ama tüketim listesine doğru değil,
Mazlumlara, yıkılmış viranelere,
Yetimin başını okşamaya.
Konacağız taş olmuş yüreklerin üstüne
Bir Şahin gibi dik,
Ama taşlar arasında gezinen
Baykuşların yasını susturmak için.
Zira eğer konmazsak,
O baykuşlar döner başımıza,
Kendi yasımızı fısıldarlar kulaklarımıza.
Ve biz onların ağıtlarını
Kendi türkümüz zannederiz.
Toplum olduk,
Ama millet değil.
Millet, ortak aklın, ortak acının
Ortak sevdada birleşmesidir.
Biz ise;
Birbirimizin beynine yabancı,
Birbirimizin kalbine öksüz kaldık.
Beyinlerimizi sokakta kaybettik,
Vicdanlarımızı medya raflarına astık,
İnancımızı çıkar masalarına yatırdık.
Ve şimdi…
Kendi ayağımızla yürüyemiyoruz!
Ayağını kaybeden bir millet
Nasıl gider Kudüs’e?
Beynini unutan bir millet
Nasıl kurar bir adalet?
Arif yine geçer yolumuzdan,
Ama biz hâlâ tartışıyorsak
Hangi ayak kiminse…
Arif gider ve
Baykuşlar kalır geriye.
Biz neyi bekliyoruz?
Bir tokat mı,
Yoksa bir kıyamet mi?
Çünkü dostlarım,
Ayakta durmak yalnız fiziki bir duruş değildir.
Ayakta olmak,
Akıl ile ahlakın birleşmesidir.
Ayağa kalkmak,
Beynin, kalbin ve iradenin
Bir millete dönüşmesidir.
Bir millet düşünün ki
Her birey ayrı bir düşünür olmuş,
Ama birlikte düşünememiş.
Bir millet düşünün ki
Ayakları olmuş ama yolu yok,
Yolu olmuş ama yürüyeni yok.
Bizim arifimiz kim olacak?
Bir köy hocası mı,
Bir nene mi,
Yoksa bir çocuk mu
Sokakta bize gerçek soruyu soran?
Belki de arif biziz!
Birbirimize değdiğimizde
Uyanıyoruz ya,
Belki hepimizin içinde bir arif uyuyor.
Uyan dostum,
Ayaklarını bul artık.
Beynine kavuş.
Zihnine selam ver.
Vicdanına dön...
Yoksa yürüyemeyeceğiz hiçbir zaman,
Ve baykuşlar sadece viranelerde değil,
Kendi içimizde de ötmeye başlayacak...
Bahadır Hataylı/22.07.2025/Sancakepe/İST

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder