Düştük...
Karanlık bir gecenin göğsüne,
Adımızla değil, unutuşla çağırıldık.
Sustu anneler, sustu dualar,
Sözler bile yoruldu artık...
Bir yalan fısıldadı kulağımıza,
"Rahat ol... Bu devir böyle geçer."
Ve biz o yalanın gölgesine uzandık,
Bir uykuya daldık... cehennemde uyandık...
Ne zaman sustuk, işte o an başladı tufan,
Bir hoca sustu, bin hain kürsüye çıktı.
Vicdanlar cam gibi değil artık,
Birer karanlık taş soğuk, suskun, bıçkılı...
Kardeşi satmak alışveriş oldu,
Zekât servetin süsü; kurban bir gösteri.
Kâbe dönüyordu kalpler...Ama,
Kalpler bir dünya dönerine kilitliydi!
İlk ihaneti gül sanmıştık,
Sakladı kendini "dava" içinde.
Birbirimizi sevdiğimizi sanarken,
Kendimize mezar kazdık gizlice...
Hakkı konuşmak, suç oldu bir vakit,
Zulmü alkışlamak: diplomasi!
Meclisler değil, puthaneler doldu,
Ve ümmet; suskunlukla yaktı kendini...
"Zulmü alkışlayamam!" dedi bir ses,
Yüz yıl önceden, diri ve keskin...
O ses şimdi içimizde yankı,
Ama biz duvar kesildik, kalın ve sessiz!
Akif’in gözyaşıyla yıkandık bir gece,
Ama sabah yine göz boyadı...
Bir şiir, bin sarsıntı doğurduysa eğer,
Niçin hâlâ putlar alkışlandı?
Gazze’de bir çocuk, taşla uyandı sabaha,
Yanında ne baba vardı ne oyuncak...
Ama alnında secde izi gibi bir çizik,
O çizik... bir medeniyetin yüzündeki çatlak!
Sordum kendi kendime:
"Bu çocuk niçin ben değilim?"
Ve ağladım...
Çünkü ben lüks içinde kaybolmuş bir hiçim...
Bir gece kalbim titredi:
Kur'an içimde göğe yükseldi.
Sustum...
Ama bu suskunluk artık dua değil,
İsyandı susmaya ayağa kalkmalıydım!
Zira Allah, susanları değil,
"Yolun ortasında haykıranları" severdi.
Ve ben haykırdım:
"Ey zulüm, ey hainlik, ben buradayım!"
Haykırış bir tohumdu kalpte,
Çatladı acıyla, kurşunla, pişmanlıkla...
Ve içimden bir ümmet filizlendi yeniden,
Sözle değil, özle yoğrulmuş bir sevda...
Gölgeye değil, ateşe çağıran bir dildir bu,
Rahatı değil, ölümü gül sanan bir iman.
Bilin ey korkaklar,
Cennet…
Tırnakla kazınan bir dağdır, yokuştur, arınan!
Biz ölü değiliz,
Ama kalabalık mezarlarda yaşıyoruz.
İnanç kefen, tüketim tabut,
Ve rızkımız… reklamlardan doğuyor...
Ama hâlâ bir avuç var,
Yalınayak yürüyen, susarak direnen.
Onlar ki yoksulluktan nasipli,
Onlar ki susuz ama arşa yükselen…
Bir gece oturdum karanlıkla,
Dedim: "Ey gece, ne çok benziyorsun bana."
O da dedi:
"Sen de bir ümmetsin, kaybolmuş ışıkla..."
Karanlığa rağmen doğmalı gün,
Bir isyanla, bir haykırışla, bir secdeyle.
Zira karanlık, karanlık kalmaz,
Bir nur yeter… yeter ki gökten gelsin değil,
Yürekten doğsun, içeriden!
İşte şimdi…
Bir çağın son çığlığıyım ben,
Ne gök susacak artık ne yer.
Tufan bir damlayla başlar çünkü,
Ve o damla… benim gözümden düşer!
Artık susmak zulümdür!
Artık susmak yok oluş, yoklayış değil!
Kalk ey yürek!
Çünkü bu çağın başına yazılmış son cümleyim...
"Bir uykuya daldık ki… cehennemde uyandık!"
Ama artık uykuda değiliz.
Artık biz... kıyamdayız!
Erol Kekeç/16.07.2025/Sancaktepe/İST

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder