Eskiyen yıllarımı verin bana,
Ömrüm tükendi o takvim yapraklarında.
Her gelen, “yeni” diye süslendi karşımda,
Ama ben sorarım:
Yeni olan nerede, eskiyenim nerede?
Çalınmış hayatım, kabirlere gömülü,
Gülüşlerim, dost seslerim,
Birer birer taşlara sinmiş.
Noeller, moeller, yabancı sevinçler,
Bacadan düşen sahte hediyeler,
Kül oldu ömrümün ateşinde.
Ey seneler, ey çalıp da götüren zaman,
Bana geri verin, alın benden bu aldanışları.
Geriye bakmak istemez gönlüm,
Ama gözlerim kaç kez takıldı arkaya,
On beş yıl, belki de daha fazlası
Avuçlarımın arasından kum gibi kayıp gitti.
Ben anlamadan, ben doymadan
Bir armağan gibi geldi Rabbimden
Ve ben hâlâ diyorum:
Geleni istemem, gidenle kalayım ben...
Ah, yıllar, siz ki sessiz bir hırsızsınız,
Geceye sinip gündüzü çalan,
Çocukluğun şarkısını susturan,
Gençliğin rüzgârını dindiren...
Ben size küsmem,
Ama sizden talebim var:
Yalancı ışıkları değil,
Gerçek seherleri verin bana...
Çünkü ben artık biliyorum,
Yeni diye gelen her yıl,
Eskiyen bir başka ömrün gölgesi.
Ve ben istiyorum ki,
O gölgenin içinde kaybolmayayım,
Eskiyenin sıcak hatırasına sarılayım...
Eskiyen yıllarımı verin bana...
Onlarla ağlayayım, onlarla güleyim.
Çünkü kalbim bilir:
Zaman, eskitse de teni,
Ruhu eskitmeye gücü yetmez.
31/12/2015 – Çamlıca/İstanbul
Erol Kekeç
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder