Ayağa kalk dediler, kalktık,
Toprağın altında kalmış köklerimizi silkip
Göğe doğru yürüdük.
Omuzlarımızda taş değil,
Asırlık sabır vardı,
Dizlerimizde yara değil,
Bin yıllık yürüyüşün izleri.
Ve biz düşe kalka,
Kanaya kanaya,
Ama hep yeniden doğarak
Çıktık sokağa, çıktık meydana,
Çıktık tarihin ortasına...
Nice baharlar gördük,
Ama her baharın ardında
Kışın paslı bıçağı bekledi.
Nice kışları ayakta atlattık,
Ama her kışın ortasında
Bir kardelen gibi umut yeşerttik.
Çocuklarımız üşüdü,
Annelerimiz aç kaldı,
Ama biz yine de türkü söyledik,
Çünkü bilirdik:
Karanlık sonsuz değil,
Ve güneşin doğmadığı sabah yoktur...
Sandık ki vatan bizim,
Sandık ki adalet haktır,
Sandık ki yeminler göğe yazılır
Ve asla unutulmaz.
Meğer kürsüye kim çıkarsa
Onun nefesi kanunmuş,
Onun hevesi mukaddes,
Onun gölgesi bile yasa.
Bizim alın terimizle kurdukları sofralarda
Bizim ismimiz anılmazmış,
Bizim emeğimizle yükselen binalarda
Bizim çocuklarımız barınmazmış...
Bir lokma ekmek için eğilmeyen,
Hak için susmayan dillerdik biz,
Ama baktık ki meydanda yalnız kalan biziz.
Onlar oturdu, biz ayakta durduk.
Onlar tahta geçti,
Biz taşa bastık.
Onlar sarayların duvarını örerken
Biz mezar taşlarına yazıldık...
Ne yeminler edildi,
Ne büyük sözler verildi,
Her biri bir kandil gibi yandı
Ama sabaha varmadan söndü.
Ve hep aynı masal söylendi:
“Halk için geldik” dediler,
Ama hep halktan aldılar.
“Kurtaracağız” dediler,
Ama her defasında kendilerini kurtardılar...
Bir zamanlar koca dağlardık biz,
Başımız bulutlara değerdi.
Şimdi bir avuç toprağa düştük,
Kırıntılarla yetinmeye zorlandık.
Bir zamanlar asil olanlar,
Şimdi suskun bir figan oldu.
Kimi kalemini sattı,
Kimi dilini susturdu,
Kimi yüreğini pazara çıkardı.
Ne ceket kaldı ne metelik,
Ne haysiyet ne şeref.
Önce ekmeğimizi çaldılar,
Sonra onurumuzu kemirdiler.
Boğazımızda düğümlenen lokmayı
Kadehlerinde köpürttüler.
Biz kuru ekmeğe muhtaçken
Onlar bal sofralarında birbirine şerefe dediler...
Adaletin terazisi mi dedin?
Bir o yana, bir bu yana kayar,
Kimin cebi doluysa kefesi ona iner.
Yoksulun davası sürünür,
Varsılın günahı süslenir.
Birinin gözyaşı sel olur,
Ama dosyası rafta çürür.
Diğerinin suçları dağ olur,
Ama bir kalem darbesiyle
Kuş tüyü gibi uçar.
Ahlak dedik, yüce bildik,
Ama her kural güce eğildi.
Hak dedik, hukuk dedik,
Ama masanın altına itildik.
Bir kalem oynadı,
Onca canın teri silindi.
Bir imza atıldı,
Koca bir ömrün emeği kayboldu.
Ve şimdi…
Ayağa kalktık ama oturacak yerimiz yok.
Sofralar kuruldu ama bize kırıntı düşmedi.
Konuşacak sözümüz var ama duyan kulak yok.
Kulaklar tıkalı, vicdanlar mühürlü.
Adalet bekledik ama terazinin kefesi çoktan satılmış.
Üstüne bir de bize “sabır” öğrettiler.
Sabır dediler, ama kendi paylarına şatafat düştü,
Bize ise çürük duvarların gölgesi kaldı.
Ama bilsinler ki,
Bizim sabrımız zillet değil,
Bizim suskunluğumuz korku değil,
Bizim bekleyişimiz teslimiyet değil.
Biz, sabrı imanla taşıyanız,
Ve zamanı geldiğinde
Dağları yerinden oynatırız...
Yine de ayaktayız,
Yine de yılmadık.
Çünkü biliriz ki zulüm baki olmaz.
Ve er ya da geç hak yerini bulur.
Gök susmaz,
Yer yutmaz,
Tarih unutmaz.
Bugün kürsüde naralar atanlar
Yarın sokak aralarında yüzlerini saklar.
Bugün saltanat sürenler
Yarın kendi gölgelerinden korkar.
Bugün masada tok karnına vaaz verenler
Yarın açlığın ne demek olduğunu
Çocuklarının gözünde görecek.
Biz susmayız,
Biz eğilmeyiz,
Biz vazgeçmeyiz.
Çünkü biliriz ki tarih
Dik duranların alnına yazılır.
Ve çürüyen her saltanat
Kendi gölgesinde boğulur.
Bir gün gelir,
Sarayların kapıları pas tutar.
Bir gün gelir,
Satılmış teraziler kırılır.
Bir gün gelir,
Yeminler yeniden göğe çıkar.
Ve halkın sesi
Bir dağ gibi yükselir.
İşte o gün,
Bizim dilimiz yeniden açar.
Bizim ellerimiz yeniden yazar.
Ve bütün ihanetlerin üstüne
Bir tek kelime kazınır:
“Direniş.”
Ayağa kalk dediler, kalktık,
Ve artık oturmak yok!
Kalktık, yıkılmayacağız.
Kalktık, susmayacağız.
Kalktık, unutmayacağız.
Çünkü biliriz:
Hak, sonunda mutlaka
Kendi yolunu bulur.
Ve zincirler…
Ne kadar kalın,
Ne kadar paslı,
Ne kadar ağır olursa olsun,
Kırılır bir gün.
Çünkü zinciri kıran
Çekiç değil,
İnandığı davadır insanın...
Biz zincir kıranların torunlarıyız,
Ve zincir kıranların çocukları
Yeniden doğuyor aramızda.
Bugün belki kalabalık değiliz,
Ama yarın milyon olacağız.
Bugün belki susturulduk,
Ama yarın gök gürlemesi gibi konuşacağız.
Bugün belki görünmeyiz,
Ama yarın dağ gibi dikileceğiz.
Zincir kırmak
Sadece demiri parçalamak değildir.
Zincir kırmak,
Korkuyu yırtmaktır.
Zincir kırmak,
Umudu diriltmektir.
Zincir kırmak,
Zulme karşı gözlerini kapatmamaktır.
Biz zincir kıranların destanıyız.
Kanla yazıldık,
Gözyaşıyla yoğrulduk,
Ama asla unutulmadık.
Her düşüşümüz
Yeni bir kalkış oldu.
Her kaybımız
Yeni bir dirilişin tohumu oldu.
Ve işte şimdi,
Bir kez daha yükseliyoruz:
Ayağa kalk dediler, kalktık!
Kalktık, zincirlerimizi kırdık,
Ve bu destanı tarihin taşına kazıdık:
“Zulüm baki değildir,
Hak er geç yerini bulur.
Zincir ne kadar güçlü olursa olsun,
Onu kıracak bir yürek mutlaka vardır.”
Erol Kekeç / 13.03.2025 / Namazgah / İST

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder