Bir zamanlar, uzak bir kır evinde,
Genç bir kadın gülümsüyordu bahara,
Kucağında iki minik can,
Dünyanın en masum armağanıydılar ona...
Gözlerinde umut, yüreğinde sevda,
Sonsuz bir bahçeydi annelik,
Ne zamanın hırçın fırtınalarından haberi vardı,
Ne de yılların hoyrat ellerinden...
Küçücük parmaklar tutundu ona,
Biri sağında, biri solunda,
Gülüşleri, birer sabah güneşi,
Ömür boyu sürecek bir hikâyenin başlangıcıydı...
Kır çitlerinin ardında uzanan yeşil vadiler,
O vakitler ne sonsuz görünürdü göze,
Oysa zaman, sessiz bir hırsızdı,
İz bırakmadan yürürdü geçmişin içinde...
Yıllar aktı, mevsimler değişti,
O bahar gözlü kadın bir gün kayboldu zamanın içinde,
Ne sesinden bir yankı kaldı,
Ne de sıcacık ellerinden bir iz...
Ama ardında iki yürek bıraktı,
Yıllar önce kucağına aldığı,
Bir zamanlar nazik bir fısıltıyla büyüttüğü,
Şimdi dal gibi eğilmiş iki ihtiyar...
Ve işte onlar şimdi,
Bir çerçevenin içinde geçmişi tutuyorlar,
Tıpkı çocukken annelerine sarıldıkları gibi,
Bir fotoğraf karesinde hapsolmuş bir anı...
Elleri buruşmuş ama ruhları hala çocuk,
Baktıkları resimde gençlikleri,
Kırışmış gözlerinde eski bir bahar,
İçlerinde kaybolmuş bir anne sesi...
Ah zaman, ne hainsin,
Evlatları ihtiyara, gülüşleri hatıraya,
Gençliği solan bir yaprağa dönüştürdün,
Ama sevgiyi yok edemedin!
Çünkü bir anne ölmez evlatlarında,
Bir çocuk kaybolmaz hatıralarında,
Ve zaman sadece bir aynadır,
Baktığında gördüğün şey yalnızca sevgidir…
Erol Kekeç/21.02.22025/Sancaktepe/İST

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder