Taşlamalar Kitabından Bir Sayfa
Ey bu yalanı yaşamaya alışmış harap memleket,
Tabelanda “özgürlük” yazar, sokaklarında sürünür korku!
Sözde seçime dayalı, özde biatla çevrili makamlarınız var,
Ama oyla gelenin boğazı, müteahhitin eliyle dolmuş kese gibi kabarır!
Ey belediye sarayları! Betonun kutsal kitabını yazdınız,
Her sokağa üç tabela, beş park, ama halkın nefesi yok!
Kaldırım taşlarına kadar torpil döşeli,
Kimin akrabası hangi büroda, Google bile şaşırır haritayı!
Bir semt var ki, çöplüğü halka,
Bir semt var ki, asfaltı yandaşa!
Bir başkan var, fotoğrafta tebessüm ederken,
Öbür karede halk kürekle geçim kazmaya çalışır...
İhale mi? Onu sorma kardeşim…
“Doğrudan temin” derler, “şeffaf kapalı zarf”,
Ama içinden çıkan dosya değil,
Koca bir mahallenin rızkı, bir avuç doymayanın tabağında!
Kim bu çeteler? Kravatla gezen tezgâhtarlar,
Devletle diz dize, halka arkası dönük,
Makam aracıyla cüzdan taşıyan adamlardır onlar,
Şehir planını değil, kar oranını çizerler masada...
Ey muhalefet! Sen ki, yıkılması gereken duvara afiş asarsın,
Nutukların kibrit çöpü, yaktığın yer soğuk,
Zalimle selfie çektirip mazlumun mezarına çiçek bırakan,
Bir elinle sarılıp, öbür elinle terk eden muammasın!
Mecliste alkışla döner günleriniz,
Yasaya değil, çıkar haritasına göre konuşur çoğunuz.
Bir yanda suskunlukla direniş satılır,
Öbür yanda yüksek perdeden ama içi boş çığlıklar...
Ey STK geçinen karanlıklar,
Derneğin adı umut, içerisi protokol kokar!
Halkla bir olacağına, halkın üzerinden proje yazar,
Avrupa'dan fon alıp, halkı fonlar gibi anlatırsınız!
Banka kuyruklarında yaşlanmış babalar var bu ülkede,
Kira gününden korkan anneler,
Kantinde bekleyen ama kantin göremeyen öğrenciler…
Taksitle yaşayıp borçla ölen bir nesil büyüttünüz...
Ve sonra gelir “törenler”!
Kurdele kesilir, kameralar güler,
Ama altından geçilen o köprü,
Halkın sırtına çöken borç köprüsüdür aslında...
Memleketin dağına taşına “yatırım” değil,
Satış tabelası çakarlar artık,
“Yatırımcı geldi” derler,
Ama gelen ya toprağı çalar ya da ormanı yutar...
Eğitim desen, diploma koleksiyonu artık,
Ezberle büyütülen zihinlere, fikir değil “formasyon” öğretilir.
Ve gençlik?
Ya işsiz, ya sessiz, ya da yurtdışında…
Çünkü memleketin geleceği, vize kuyruğunda bekletilir!
Ey halk!
Sen ki sabır taşı sanırlar seni,
Ama unutur o muktedirler, taş fazla sabırdan çatlar!
Sen ki, ekmeğini bölüp komşuna uzatırsın,
Ama payına düşen, genelde vergidir, zamdır, inkârdır…
Bir gün olur da bu millet ayağa kalkarsa,
İlk titreyen yer, yüksek katlı rezidanslar olur,
Çünkü temelini halkın omzuna değil, yalanın harcına kurdular...
Filistin mi?
O toprak zaten kanla yazılmış, dualarla ıslanmış.
Ben şimdi sana Van’ı söylerim, Hakkâri’yi,
Adana’nın kenar mahallesini, Erzurum’un üşüyen çocuğunu,
Bir kaşık çorba ile doymaya çalışan,
Ama hakkı için ses çıkarınca hain ilan edilen bu halkı…
Ey yönetici!
Sen ki halkı yönetmekle değil, oyalamakla övünürsün!
Her konuşmanda “milletimiz” dersin,
Ama milletin sesi sana yalnızca seçim günü gelir!
Alkışlara alıştın ama eleştiriye tahammülün yok,
Çünkü senin etrafın ayna değil, sadece yankı odası!
Bir gün susturamadığın tek şey olacak:
O da halkın vicdanıdır!
Çetelerle kol kola giren,
İhaleyle yandaşa şehir satan,
Gösterişle adaleti perdeleyen,
Ve bu uğurda halkın sesini boğan her kim varsa,
Bilin ki bu milletin sinesine işlenmiş bir utanç haritası olarak...
Ama umut var, çünkü:
Her yıkımın altından bir direnç doğar,
Her sessiz çocuğun kalbinde bir isyan büyür!
Ve her kurulan sahte saltanatın sonu,
Bir halk duasıyla gelir...
Bahadır Hataylı/10.03.2025/Sancaktepe/İST

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder