14 Mayıs 2025 Çarşamba

Uykudaki Secde

(Hakikatin Gölgesinde Uyutulmuş Bir Toplumun Ağıdı)

Bir çağdayız,

Gözler açık ama rüya içinde,

Vicdanlar susmuş,

Kalpler konserve gibi raflarda,

Diller dua eder gibi mırıldanırken,

Sözler, sanki cehennemden devşirilmiş teselli taneleriyle kaplı...


Her şey yerli yerinde görünür,

Ama hiçbir şey yerli değildir.

Bir mikrofon kadar hür,

Bir sandık kadar susturulmuşuz.

Dönmeyen başlar, eğilen boyunlar,

Ve yukarı değil, hep aşağı bakan gözler...

İnanan değil, teslim alınan kalabalıklar var...


Bir gün dediler ki:

"Ruhlarınız yorgun, gelin, arının.

Hazla dolu dualar var bizde,

Mistik tınılarla sarhoşluk veren zikirler,

Transa geçiren tövbeler…"

Ve biz, günahlarımızdan değil,

Sorgulama hakkımızdan arındırıldık...


Ne zaman ki secde,

Bir düşünceye değil,

Bir düzene boyun eğmek oldu,

O günden beri

Allah’ın adıyla susmayı öğrendik,

Ve zalimin gölgesinde huzur bulmayı...


Mübarek kılıklı kirli parmaklar

Oylamalarla hükmetti vicdanımıza.

Meclisler kurulmadı akıl için,

Sadece aklı zincire vurmak için...

Bir madde geçer sessizce,

Bir gece ansızın;

Bir “amin” uğultusunda geçer,

Ve bir daha geri alınmaz.

Kim “bir daha oylayalım” derse,

Onun da parmakları kıtır kıtır kırılır,

Sadece eli değil,

Sözü, varlığı, geçmişi de gömülür...


Uyanmak isteyenlere “rüya bozucu” denir,

Sorulara “fitne tohumu”,

Cevaplara “şeytanın fısıltısı”...

Ve en çok da düşünenlerden korkulur,

Çünkü düşünce bulaşıcıdır.

Bir zihin uyandığında,

Bin zihin titremeye başlar...


Onlar bilir bunu,

O yüzden en önce düşleri vururlar,

Sonra düşünenleri...


Zalimlerin yapamadığını,

Dini kurumlar yaptı.

Eskiden kılıçla kesilen başlar,

Şimdi vaazla uyutuluyor.

Eskiden cellatlar vardı,

Şimdi psikolog kıyafeti giymiş mürşitler.

Manevi huzur adıyla verilen haplar,

Ruhu değil, aklı uyuşturur...


Bir yudum “sabır”,

Bir doz “tevekkül”,

Ve bolca “melekleşme telkiniyle”

Tırnaklar sökülmeden teslim olmayı öğrenir kitleler...


Bir çocuğun gözyaşı akar,

Camilerden çıkan kalabalık görmez.

Bir kadın taşlanır,

Kürsüdeki hatip ahlak anlatır.

Bir aç yutkunur,

Sofralarda dualar kabarır.

Ve her şey ibadetle aklanır,

İyilik yapılmadan,

Sadece susularak...


Ey secdeye eğilen ama adalete doğrulmayan kalabalık,

Hangi ayetin ardında sakladınız sessizliğinizi?

Hangi hadisle susturdunuz mazlumun çığlığını?

Ve hangi “rahmet” duvarında unuttunuz öfkenizi?


Bu kadar mı kolay oldu

Allah’ı şahit tutarak susmak?

Bu kadar mı basitti

Dini, zulme şemsiye yapmak?


İtirazlar gölgede yetişir artık,

Çünkü güneş bile satın alınmıştır.

Diller “âmin” diye mühürlenmiş,

Kalpler, şehvetle karışık huşuya yatırılmıştır.

Ve iman artık bir inanç değil,

Bir program, bir gösteri,

Bir ritueldir haftalık...


Kimi ağlar çünkü içindekini anlatamaz,

Kimi güler çünkü dışındakini anlayamaz.

Ama her biri aynı maske altında buluşur,

“Uyum” adıyla susar,

“Teslimiyet” adıyla unutur,

Ve “din” adıyla yok olur...


Ben hâlâ uyanamayan bir halkın

Kırılmış sesiyim bu şiirde.

Yas tutan değil,

Yasaklarla bastırılmış bir vicdanım.

Diz çökmem ama susarım,

Konuşmam ama görürüm.

Ve yazarım,

Çünkü kelimeler henüz yasaklanmadı...


Ey zaman,

Ey akıl,

Ey kalbin içindeki hakikat!

Bu şiir bir çağrıdır:

Secde eden alnın da

İtiraz eden aklın da

Aynı bedende kardeşçe yaşadığı gün gelsin diye...


Bahadır Hataylı/14.05.2025/Namazgah/İST

Hiç yorum yok:

TOK MİDELER, AÇ VİCDANLAR

  Dediler ki: "Onlar yiyeceğine biz yiyelim!" Dedim ki: Buyurun yiyin efendiler, Yiyin de görün bakalım, Mideyle vicdanın kavgasın...