Kum Saatinin İçinde-Bölüm 1
Kum saatinin içindeyim,
Her düşen kum tanesi ömrümden çalıyor.
Bir şey var, göğsümde sıkışıp kalmış,
Ne gözyaşı ne kelime,
Zamana adanmış bir suskunluk belki.
Zaman, elimdeki incecik cam
Kırılmaya meyilli bir sessizlik gibi,
Tuttuğumda kesiyor parmak uçlarımı,
Bıraksam düşecek,
Tutsam kanayacak…
Ve ben,
İkisinin arasında bir boşlukta salınıyorum.
Gözlerim bir takvim yaprağında asılı,
Göz göze geldiğim her saat ibresi,
"Geç kaldın" diyor,
“Yine geç kaldın…”
Ama ben erken geldim aslında,
Her şeye erken inandım,
Umutları erken büyüttüm içimde,
Sevgiyi erken ektim toprağa,
Ama hasat vakti hep zamanın elindeydi.
Ve zaman beni beklemedi,
Ben zamanı bekledim hep,
Diz çökmüş bir sabır gibi.
Bir çocuk gibi baktım zamana,
Oyuncak sanıp oynadım onunla,
Büyüyünce öğrendim ki;
Zaman oyuncak değil,
İnsanı oynatan görünmez bir ipmiş.
Ve ben bu ipi kestim bir gün,
Korkmadan,
Ölümden değil,
Boşa yaşanmışlıktan korkarak kestim.
Çünkü zaman içinde kaybolmak başka,
Zamanla savaşmak başka…
Zamanın alnında terim var,
Her saniyeye bir dua gizledim,
Beni göğe çeksin diye,
Yere düşen her hayalime
Bir kanat taktım içimde,
Ve her hayal kanat çırptıkça
Ben zamandan biraz daha uzaklaştım.
Ey zaman!
Sen bana hükmedemezsin artık.
Senin en güçlü olduğun yerde
Ben en sessiz kelimemi konuştururum.
Sen bir ömrü çürütürken
Ben bir cümleyle yeniden doğarım.
Sen geçerken yanımdan
Ben senden geçerim,
Sen beni tüketirken
Ben kendimi tamamlarım.
Çünkü bilirim,
Zamanla yaşamak,
Zamana rağmen yaşamaktır.
Mektuplar Sonsuzluğa-Bölüm2
Ben ömrümü bir mektup gibi katlayıp
Göğe bıraktım,
Ne zarfım vardı ne pulum,
Yalnızca yüreğimin mührü
Ve gözlerimden damlayan
Sessiz kelimelerim...
Yeryüzü darsa,
Gökyüzü yeter bana,
Zaman yetmiyorsa
Sonsuzluk alsın yükümü.
Çünkü her nefesim
Bir cümleydi yarım kalan,
Ve her sustuğum
Bir dua gibi yükseldi
Yıldızlara doğru.
Ben bu hayata bir cevap değil,
Bir soru olarak gönderildim belki de.
Anlamı aradım sokak aralarında,
Çocukların gözlerinde,
Ve en çok,
Hiç konuşmayan yaşlıların bakışlarında.
Ey sonsuzluk,
Ben umutlarımı buraya sığdıramadım,
Bir bedene, bir zamana, bir kente...
Onlar bir ırmak gibi taştı içimden,
Ve taşarken acılarımı suladı.
Şimdi hangi göğüs nefes yetirebilir
Bu kadar suskun umudu taşımaya?
Ben gözlerimle yazdım sana mektupları,
Sözler yetmedi.
Her gün biraz daha yandım,
Ama kül olmadım.
Çünkü her külde
Bir harf gizliydi,
Ve o harf bendim.
Ey zaman!
Sana ait değil bu mektuplar,
Senin sınırların dışında yazıldı,
Senin çarkına takılmayan kalemlerle.
Çünkü ben artık biliyorum,
Bir ömür yetmez bazı cümlelere,
Ama bir cümle
Bütün bir ömrü kurtarabilir.
Ben sustuğum her an
Yazdım sonsuzluğa,
Adres bilinmiyordu,
Ama biliyordum ulaşacak,
Çünkü hakikat
Hiçbir zarfa sığmaz,
Ve umut
Hiçbir zamana mahkûm kalmaz.
Ve bir gün,
Sen de okuyacaksın o mektubu,
Bir rüzgâr dokunduğunda yüzüne
Bir tüy düşerken omzuna
Ya da yıldızlar konuşurken geceyle...
O an bileceksin,
Ben oradaydım.
Umutla,
Sonsuzluğa fısıldarken adını...
Müstagnileşmenin Eşiğinde-Bölüm 3
Ben çok istedim,
Ama azla yetinmeyi öğrendim.
Sonsuzu arzularken
Geçici olanın yorgunluğunu tattım.
Dünyanın yükü sırtımdaydı bir zamanlar,
Ama meğer en ağır yük,
İnsan kendi arzularıymış.
Bir sabah uyandım,
Ruhumun kenarında bir yankı:
“Yeter…”
Ne altına gözüm vardı artık,
Ne alkışa, ne kalabalığa.
Ben artık içimdeki sesi arıyordum
Ve o ses
Sessizlikten doğuyordu.
Ey gönlüm…
Sen her kapıda eğildin bir parça umut için,
Ama şimdi,
Ne dileniyorsun sevgiden,
Ne bekliyorsun takdirden,
Ne de kaygılanıyorsun unutulmaktan.
İşte o an,
Bir başka ben doğdu içimden,
Tüm beklentilerin dışına taşan
Ve hiçbir şeye boyun eğmeyen
Bir ben...
Ne büyük zenginlikti o an,
İstemeden sahip olmak
Ve sahipsizliğin içinde
Bütün evrene ait hissetmek…
Ben artık
Ne alın terimin bile karşılığını bekliyorum,
Ne de gözyaşımın cevabını.
Çünkü bilirim ki,
Müstagnî olmak,
Kalbin yeryüzünden azade oluşudur.
Sahip olmadan sevebilmek,
Tüketmeden yaşayabilmek,
Kendi içinde çoğalabilmektir.
Kendini tüketenleri izledim
Bir kenardan,
Birbirini aşındıran hırsları,
Gözlerini donduran kibirleri…
Ve uzaklaştım.
Bir dağın zirvesi gibi yalnız,
Ama bir yıldızın sonsuzluğu kadar özgür.
Müstagnileşmek
Bir kaçış değil,
En derin yüzleşmedir kendinle.
Ve her terk ettiğinde,
Bir zincir kırılır içinden.
Her vazgeçiş
Yeni bir doğuşa gebedir.
Ey dünya…
Ben seni bırakmadım aslında,
Sadece seninle yetinmedim.
Çünkü senin sınırların
Benim ufkuma dar geliyordu artık.
Zamana Fısıldanan Direniş-Bölüm 4
Zaman geçti,
Ben durmadım.
O aktı,
Ben derinleştim.
Saatler değişti,
Ama yüreğimdeki nabız
Aynı duada atmaya devam etti.
Her doğan gün,
Biraz daha unuttu beni takvim.
Ama ben,
Kendimi hatırlamak için
Geceye daha sıkı sarıldım.
Çünkü karanlık,
Zamanı değil hakikati gösterirdi.
Bir kum saati gibi
Ters çevirdim ömrümü.
Geçmişi dibe,
Umudu üste bıraktım.
Zaman beni harcamadan
Ben onu suskunluğumla deldim.
Dediler ki:
"Vakit geçiyor…"
Dedim ki:
"Ben geçmiyorum onunla!"
Bir duvar ördüm takvime karşı,
Tuğlaları sabır,
Harçları tevekkül,
Üstüne yazdım:
"Ölçünüz zaman değil,
Derinlik olsun."
Her an bir meydan okuma oldu artık bana,
Zaman hızlandıkça ben yavaşladım.
Koşmadım, acele etmedim,
Çünkü anladım:
Zamanla yarışılmaz,
Zamanla yüzleşilir.
Ey zaman…
Senin kadar acımasız
Ama senin kadar öğretici başka bir şey yokmuş.
Sen çaldın saçlarımdan gençliği,
Ama verdin kalbime olgunluğu.
Sen törpüledin bedenimi,
Ama sivrilttin ruhumu.
Ben seni sevmedim,
Ama seni yok sayamadım.
Sana düşman olmadım,
Ama asla dost da demedim.
Sadece göz göze geldik çoğu gece,
Ve sustuk.
Sen akmaya devam ettin,
Ben yazmaya…
Bir gün duracak bu saatler,
Biliyorum.
Ama işte o gün,
Ben zamanın değil
Zamanı aşmış bir duygunun içinde
Sonsuzluğu giyeceğim.
Zamansızlıkta Var Olmak-Bölüm 5
Bir ânın sonsuzluğunda
Kendime rastladım.
Ne bir takvim yaprağı vardı
Ne de bir saate bağlı yorgunluk.
Zaman bitti,
Ben başladım.
Dün yoktu artık,
Yarın da gereksizdi.
Sadece “şimdi” vardı,
Ve o “şimdi”
Bütün bir ömrün ağırlığını
Sırtından indiriyordu.
Zamansızlık…
Ne garip kelime,
Ama en sahici huzur orada başlıyor.
Çünkü orada
Ne bir gelecek kaygısı var,
Ne de geçmişe dair pişmanlık.
Orada sadece
Olmak var.
Olduğun gibi,
Hiçbir maskeye, role ya da başarıya muhtaç olmadan…
Zamansızlık
Bir duruş değil,
Bir fark ediştir.
Hayatın ölçülemediği yerde
İnsanın değeri saklıdır.
Ben artık vakti değil,
Varlığı ölçüyorum.
Kim ne zaman geldi değil,
Kimin yüreğiyle kaldığını soruyorum.
Gözüm saatte değil,
Kalpteki titreşimde.
Bir çiçek gibi açıyorum kendimi
Güneşin saatine değil,
İlahi bir niyete…
Çünkü ben zamanın içinde değil,
Zamansız bir hikâyede yazıldım.
Ve o hikâyede
Ne yaşımın hükmü var,
Ne de bitişimin zamanı.
Sadece bir öz var,
Ve o öz
Her şeyi taşıyacak kadar kadim,
Hiçbir şeye muhtaç olmayacak kadar sade…
Ey okuyan,
Sen de dene bir gün,
Saatini çıkar kolundan,
Takvimi yırt,
Ve sadece yaşa.
O zaman anlayacaksın
Zamansızlıkta var olmak
Kendinle yüz yüze gelmektir.
Benimle Kalan-Bölüm 6
Ne insanlar geçti yanımdan,
Ne hayaller uğurladım gözlerimle…
Ama hepsi gitti,
Bir ben kaldım kendime.
Ne yalanlar taşıdım,
Ne gerçeklere susadım
Ama en çok suskunluğumla yaşlandım.
Artık sormuyorum:
“Kim benimle geldi?”
Çünkü asıl soru şuymuş meğer:
“Ben kimle kaldım?”
Benimle kalan,
Bir çocuğun gözyaşına bakarken içimin titremesi…
Bir garibin duasında kendimi unutmam…
Bir dostun sessizliğinde ses aramam…
Ve gecenin ortasında
Sadece kendime anlatabildiğim o saf hâlim…
Gururum, başarılarım, adım…
Hepsi kapının dışında kaldı.
Ama içimde kalan
Bir anne duası,
Bir baba nasihati,
Ve bir yetimin gözlerindeki güven duygusu oldu.
Zaman aldı benden,
Çok şey aldı…
Ama almaya gücünün yetmediği şeyler de bıraktı.
İşte ben onları
Yanıma katıp yürüyorum şimdi.
Benimle kalan,
Bir sözün gerçeği,
Bir sevdanın izi,
Bir duanın sesi…
Ve hepsinden önemlisi:
Yalanlardan sıyrılmış bir ben…
Artık gülüşlerimin nedeni yok,
Ama sahici.
Artık acılarımın tarifi yok,
Ama derin.
Artık suskunluklarımın boyu yok,
Ama içi dolu…
Benimle kalan,
Ne altın, ne ün, ne hikâye…
Sadece arınmış bir kalp,
Ve o kalbin sığındığı
Sonsuz bir inanç.
Yarına Dokunmadan, Yaradan’a Yaslanmak-Bölüm 7
Yarın...
Ne çok şey bekledik ondan.
Mutluluk, başarı, barış,
Ve bazen sadece bir affediş...
Ama artık öğrendim,
Yarın hayaldir,
Ve hayal kırılır.
Bugün bile bana ait değilken,
Yarının yükünü neden omzuma alayım?
Ben artık planlar kurmuyorum,
Kaderi yazana teslim oluyorum.
Bir kapı aralanırsa bilirim,
O’nun muradıdır.
Bir kapı kapanırsa bilirim,
O’nun korumasıdır.
İşte bu yüzden
Hiçbir kilide anahtar aramıyorum artık,
Sadece tevekkülle bekliyorum
Ve sabırla susuyorum.
Dualarımın ne zaman kabul olacağını bilmiyorum,
Ama biliyorum ki
Her dua bir kader taşır içinde.
Bazen gözyaşı olur düşer alnıma,
Bazen bir tebessüm olur doğar içimden.
Ama her hâlükârda
O’na ulaşır.
Ben artık
İstemenin değil,
Emanet etmenin sükûnetindeyim.
Dileklerim azaldı,
Şükürlerim çoğaldı.
Çünkü gördüm ki,
En güzel hediyeler
Hep “istemediğim” anlarda geldi.
Yarına dokunmuyorum,
Çünkü elim yanıyor.
Ama Yaradan’a yaslanıyorum,
Çünkü yüreğim orada huzur buluyor.
Bütün soruların cevabını aramaktan yoruldum,
Şimdi sadece
“Sen bilirsin Allah’ım” diyorum.
Ve bu cümlede
Bütün ömrümün özeti gizli:
Biraz gözyaşı,
Biraz tevekkül,
Ve sonsuz bir teslimiyet...
Veda Değil Varlıkla Buluşma-Bölüm 8
Gözlerimi kapattığımda
Duyuyorum o sessizliği.
Bir veda değil bu,
Bir başlangıç sanki.
Kelimeler susuyor,
Zaman geri çekiliyor,
Ve ben
Bir tohum gibi toprağa karışıyorum.
Bedenim bir gün düşecek yere,
Ama ruhum,
Gökyüzünde bir yıldız olacak.
Yaşadığım her an,
Her acı, her sevinç,
Ve her suskunluk,
Bir iz bırakacak sonsuzlukta.
Çünkü veda değil bu,
Varlığın yeniden doğuşu.
Bir elveda değil,
Kavuşmanın sessizliği.
Ben artık
Zamanın esiri değilim.
Ben artık
Kendimle,
Ve Yaradan’la
Bütünüm.
Ve bu bütünlükte
Hiçbir kayıp yok,
Hiçbir hüzün değil.
Sadece
Bir huzur var,
Ve sonsuzlukta
Bir varoluş…
Erol Kekeç/17-25 Eylül.2024/Sancaktepe/İST

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder