Bir zamanlar köy vardı, adı bile yetimdi,
Meydanı harmandı, toprağın dilinden bilinirdi.
Orada ne kantar olurdu ne hesap defteri,
Hakkın terazisini baba eli tartardı,
Tenekeyle buğday gelir, çuval olurdu emanet,
Kimin payıysa bilinirdi, beyaz gibi net...
Yoksulun adı anılmazdı, ama hatırlanırdı.
İhtiyacı olan, el açmazdı;
Zira eli açık olan zaten fark ederdi.
Ambara konur, sessizce, gölge gibi,
Garibin hakkı sahibini bulurdu,
Ne utanç olurdu, ne rencide,
Zira o da o mahsulün ortağıydı,
Bir başak kadar haklıydı.
Biz böyle gördük, böyle büyüdük,
Yırtık mintanlı ama yüreği sağlam adamlardan.
Dedik ki “Babam böyle yapar, çünkü bilir”
O derdi ki:
“Evladım, hesap meydanda verilir,
Görülmeyen hayır, dedikodudan kurtulmaz.
Sadaka gizli verilir ki edep bozulmasın,
Ama hak meydanda verilir ki, şüphe dolaşmasın.”
Şimdi sorarım size, hangi banknotun gölgesinde,
Bu kelam yaşar?
İnanarak yaşarlardı, gösterişten değil.
Bir avuç buğdayda bile adalet aranırdı.
Biz zannederdik ki herkes böyle yaşar.
Meğer hayat dediğin,
Çuvallarla çalınan,
Vicdan terazisine hırsız basılan bir pazarmış...
Zaman değişti,
Ama insan değişmedi,
Yalnızca yüzünü kaybetti.
Sadaka verirken poz kesenler gördük,
Gönlü değil, kamerası açık olanlar…
Şimdi yardım kolileri gelir ama,
İçinde insan yok, yalnızca paketli vicdan...
Bir zamanlar biz,
Paylaştığımızda çoğalırdık.
Şimdi çoğaldıkça azalıyoruz.
Toprağın dilinden anlayanlar sustu,
Asfalt gürültüsünde kayboldu sesleri...
Harman yerleri otopark oldu,
Mahsul kalktı, pazarlık girdi onun yerine.
İyilik bile piyasa değeriyle ölçülür oldu,
Fakirin hakkı "sponsorluk" diye yazıldı tabelaya.
Ve ben…
Kan içinde uyanıyorum her sabah,
Yüreğim parça parça,
Ne zaman iyilik görsem, niyetini sorguluyorum,
Bu da yara, bu da kan...
Çünkü artık biz,
Sadakatle değil, stratejiyle yaşıyoruz.
Samimiyet bir virüs gibi korkutuyor insanı,
Yalancılar çoğaldı; doğrular dilsiz kaldı.
Benim çocukluğum meydanda kaldı,
Adaleti harman yerinde gömdüler,
Üzerine AVM diktiler...
Ey zaman, ey zalim çağ!
Bizi ne hale koydun?
O teneke buğdayda adalet vardı,
Şimdi terazi bile çalıntı.
Ey babam, hak terazisini taşıyan adam,
Senin yokluğun sadece seni değil,
İnancı da götürdü bu dünyadan...
Biz ki dua alırdık, şimdi beddua topluyoruz,
Hayat bir yaradır artık,
Ve biz, her sabah yeniden kanıyoruz...
Erol Kekeç/07.05.2025/Sancaktepe/İST
.jpg)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder