Evde bir gürültü, mutfağın derin köşesinde,
Karı koca çatışıyor, kelimeler kılıç misali.
“Sen hep böylesin!” diye bağırır kadın,
“Ben mi? Asıl sen sorun çıkarıyorsun!” der adam;
Tencere bir yanda, çay soğumuş masada,
Ama kimsenin umurunda değil artık.
Kelimeler savrulur, öfke bir çığ gibi,
Sevginin seyri, buz gibi devam ediyor.
Kadın diyor ki: “Ben ne yaptım, söyle?
Her sabah aynı şey, her akşam aynı dert!”
Adem susmaz, cevap verir inatla:
“Sen kendini bilmeden konuşuyorsun hep.”
Diller kavgada, kalpler hala küs,
Birbirlerine durmadan laf yetiştirmede yarıştalar,
Sanki kendi kelimesiyle üstün gelecek biri,
Ama geride kalan hep bir kırık sızı...
Tam o sırada, bir yabancı belirir,
Yaşlanmıştı, gözlerinde hayatın sisi
"Evlatlar" der, "bu savaşın yararı yok ?
Bir şekilde konuşsak, belki ortam rahatlar..."
Kadın bakar, gözler dolmuş artık,
“Kimse bizi anlamaz, siz de gidin.”
Adam terslenir, kapıyı işaret eder,
"Hayatımıza karışmayın, lütfen bey amca."
Ama yabancı durmaz, bir sandalye çeker,
“Evlatlar, anlaşılır; bu bir tecrübe meselesi.
Sizin gibi bir zamanlar biz de,
Bu savaşta kaybettik en güzel seneleri.”
“Bir zamanlar,” der adam, “gençtik biz de,
Sevgiyle vardık, sözlerimiz nazikti.
Ama devam ederse sevgi toprak olur,
Eğer bakılmazsa, sadece taş geride kalır.”
Kadın hafifçe derin bir nefes alıyor,
"Biz de seviyorduk bir zamanlar,
Ama şimdi onun ki bir dırdır kavgası,
Nasıl geri döner o eski huzur?"
Adam ise halihazırda serttir, susmaz:
"Onca fedakârlık yaptım,
Ama kimse değerini bilmedi,
Kendi halimde yaşamak daha kolay belki..."
Yaşlı adam gülümser, zarifçe konuşur:
"Evlat, sevgi bir yarış değil ki!
Kimin haklı olduğu, kimin kazandığı önemli değil,
Önemli olan, birlikte kazanmanız, bunu bil."
“Her söz bir seçimdir, evlat bunu bil, unutma,
Ya karşındakini yüceltir, ya yere çalar.
Kelimeleriniz taş gibi ağırsa eğer,
Hangi sevgi dayanır, hangi bağ kalır?”
Kadın gözü yere indirir,
"Ben hep dinlemek istedim aslında,
Ama hiç susmadığı için,
Ben de bağırmayı sonunda öğrendim."
Yaşlı adam baş sallar:
"Bağrışmalar bir duvardır,
Ama o duvarın ardında bir sessizlik vardır,
O sessizlik, sevginin kök saldığı yerdir."
Adam bakar, bir an durur:
“Belki de,” der, “fazla savunmadaydım.
Ama her şarkı sözünde beni küçümsemişti,
O yüzden kendi sessizliğimde kayboldum...”
Yaşlı adam hafifçe eğilir,
"Evlat, birini anlamak kolay değildir,
Ama sevmek, sürdürebilmekten daha büyük bir sabırdır.
Eğer sabrınız yoksa, sevgi yalnızca bir yük olur..."
“Birlikteliğin anlamı nedir, bilir misiniz?”
Der yaşlı adam, gözleri ufka bakıyorken,
“Birlikte olmak, kazanmak değil;
Birlikte olmak, sevdiklerinin sevdiklerini bile sevebilmektir...”
“Hayat bazen serttir, evet,
Ama unutma ki sevgi,
O sert dalgalarda bir gemidir,
Ve o gemiyi iki kişiyi isterse yönlendirir...”
Kadın ve adam birbirine girer,
Gözlerinde bir tomurcuk çiçeği gibi umut.
"Belki de" der kadın, "çok konuştum ama,
Hislerimi gerçekten anlatmadım..."
Adam başını eğer, ilk kez bir gülümsemeyle,
"Ve ben" der, "hiç dinlemedim seni,
Sadece cevap vermek için bekledim,
Ama anlamadım, ne istediğimi, ne aradığımı..."
Yaşlı adam kalkar ayrılırken,
“Evlatlar” der, “kavgalar bitmez,
Ama kavgaların ardında sevgi varsa,
O zaman her şey düzelir, er ya da geç...”
Kapıdan çıkarken bir kez daha döner:
“Unutmayın, sevgi kelimesi bir seçimdir,
Ve sevgi, doğru sözlerle barışıktır öyle yaşar..."
Kadın ve adam oturur,
İlk kez göz göze gelir,
Ve o gün, dırdırın yerini,
Sessizlikte büyüyen bir anlam alır...
Hayat bir sınavdır, sevgiler bir ayna,
Ama aynaya bakan, önce kendini görür.
Dırdır bir savaştır, kazananı olmaz,
Ama sevgiyle örtünen her söz,
Solmadan yaşar ufka çıkar...
Erol Kekeç/07.12.2024/Sancaktepe/İST

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder