14 Aralık 2024 Cumartesi

Köprüler Yıkık

Baba ve Oğulun Zıt Dünyaları

Bir evin çatısı altında iki dünya,

Bir yanda baba, törenin diliyle konuşur,
Diğer yanda oğul, modern çağın ritmiyle akar.
Sözler bir duvar gibi yükselir aralarında,
Sessizlik yankılanır, sevgi bile susturulur.

Baba:
"Oğlum, ellerim nasırlıdır bu topraklardan,
Her kazmada bir emek, her adımda alın teri.
Senin hayatın rahat olsun diye yemedim, içmedim,
Ama sen, şimdi bu nasırlı ellerden mi kaçarsın?

Oğlum, ekranların ışığı seni ısıtmaz,
Modern dediğin dünya, sana mutluluk sunmaz.
Hayat dediğin bir ekmek kadar sade,
Ama senin gözlerin uzaklarda, gölgelerde."

Oğul:
"Baba, neden hep geçmişe tutunursun?
Ben başka bir dünyanın çocuğuyum.
Senin örsünle dövdüğün hayat,
Benim için çoktan paslanmış bir zincir.

O nasırlı ellerinle inşa ettiğin hayat,
Benim hayallerime sığmıyor.
Zaman değişti, baba, sen de değiş,
Eski dünyan beni boğuyor, anlamıyor musun?"

Baba:
"Değişim dediğin nedir, oğlum?
Bir özgürlük maskesi mi, yoksa bir kölelik yemi mi?
Sen kendini modern sanıyorsun,
Ama ruhunu teknolojiye teslim ediyorsun.

Benim dünyamda toprak vardı,
Emek vardı, sevgi vardı, insanlık vardı.
Senin dünyanda ne var?
Yapay bir ışık, sessiz bir yalnızlık mı?"

Oğul:
"Baba, senin dediğin dünya benim rüyalarıma uymuyor,
Ben hızın, yeniliğin ve fırsatların peşindeyim.
Toprak dediğin beni tutar, zincir gibi bağlar,
Ben gökyüzünde uçmak istiyorum, köklerde kalamam.

Senin sevgini anlıyorum, biliyorum,
Ama bu sevgi beni geçmişin gölgesine sürüklüyor.
Ben kendi yolumu çizmek istiyorum,
Bu yüzden köprüleri yakmam gerekiyor."

Baba:
"Oğlum, köprüleri yakmak kolaydır,
Ama dönmek istediğinde bulamazsın.
Ben seni o köprülerde büyüttüm,
Sana sevgiyi, sabrı, insanlığı öğrettim.

O hızlı dediğin dünya seni unutur,
Ama bu ev, bu toprak seni bekler.
Köklerini reddetmek seni uçurmaz,
Yalnızca yere daha sert düşersin."

Oğul:
"Baba, senin dünyan benim gözümde gri,
Ben renkleri, çeşitliliği, yeniliği arıyorum.
Senin toprağın beni sıkıştırır,
Ben şehirlerin ritminde özgürleşirim.

Ama belki de haklısın bir parça,
Bazen o köprüleri yakarken,
İçimde bir boşluk büyüyor,
Ama bunu sana itiraf edemem."

Baba:
"Oğlum, şehirlerin ışığı sahte bir aydınlık,
Gerçek mutluluk sade bir lokmada gizlidir.
Ben seni özgür bırakırım,
Ama unutma, bu kapı her zaman açık.

Zaman geçer, dünya değişir,
Ama insanın özü hep aynıdır.
Sen uzaklarda ararken kendini,
Belki bir gün döner, beni anlarsın."

Oğul:
"Baba, belki de doğruyu söylüyorsun,
Ama bu doğruyu şimdi değil,
Kendi yolculuğumda bulmam gerekiyor.
Ben bir rüzgâr gibi esmek istiyorum,
Ama köklerimin farkındayım, biliyorum."

Bir evin çatısı altında iki sessizlik,
Baba sabırla bekler, dualarla güçlenir.
Oğul, hayallerinin peşinde kaybolur,
Ama içindeki baba sesini susturamaz.

Bir gün belki buluşurlar,
Köprülerin külünden yeni yollar inşa ederler.
O zaman baba geçmişi, oğul geleceği anlatır,
Ve sevgi, zamansız bir köprü olur aralarında...

Erol Kekeç/24.10.2024/Namazgah/İST

Hiç yorum yok:

TOK MİDELER, AÇ VİCDANLAR

  Dediler ki: "Onlar yiyeceğine biz yiyelim!" Dedim ki: Buyurun yiyin efendiler, Yiyin de görün bakalım, Mideyle vicdanın kavgasın...