17 Aralık 2024 Salı

Hainlik Kostümleri ve Sahte Dürüstlük

 


Gözlerim perdesini araladı,
Bir sahne var önünde,
Ve tek kişilik oyunlar oynanıyor.
Kostümler dürüstlükten,
Ama kalpler hainlikle dolmuş,
Her replikte ahlaktan dem vuruluyor,
fakat onun iyileşmesi yalanla örülüyor.

Bir çağ ki,
Hainliğin zirvesinde yaşayanlar,
Dürüstlüğün kitabını başucunda taşıyor,
Ve ağzı dualı diller,
Zehrini masumlara akıtıyor,
Seyirci karanlık, alkışlar hazır,
Karanlığın oyunu sahnede,
Perdenin ardında kaybolmuş insanlık...

Büyük kalabalıklar ellerini Dürüstlük tiyatrosunun kuyruklarında ovuştururlar...

Kendi kuyularını kazmışlar,
Gözleriyle değil, kör bakışlarla,
Görmeden yürürler,
Ayakları doğru yola gitmez.
Ve ne zaman ışık varsa,
Bir el uzanır,
Ve gölgeler yeniden ele geçirir kalpleri...

Beynini kullanmayı unutanlar,
Vicdanını bir kenara atanlar,
Ahlak dersleri dillerinde,
Ama ruhları çölde,
Su diye Acımasız içiyorlar,
Adalet diye bir safsataya sarılıyorlar...

"Kim doğru? Kim yanlış?" diye sorulmaz,
Soran dilsiz,
Gören kör olur.
Bu yolda haramdan kazanırlar,
kirlenmiş ellerle tokat atarlar hakikate,
Ve sonra masum pozlarına bürünüp,
Kendilerini temize çekerler...

Bakın bir toplum var karşınızda,
Çıkmaz sokaklarda kaybolmuşlar.
Ruhları ölüm uykusunda,
Ama gençlik rolüyle,
Kendi mezarlarını kazarlar,
Ve alkışlar,
O mezarın taşına kazınan isimleri gibi yankılanır...

Sömürülmüş yürekler,
Yorgun ayaklarıyla yürüyenler,
Hayallerini pazarlarda başaracaklar.
"Neydik?" diye soramaz kimse,
çünkü aynaya bakacak yüz kalmamış...

Ve böyle bir çağda,
Hakikat unutulur,
Adalet rafa kaldırılır,
Doğru, “yanlış” diye damgalanır.
İnsanlığın kendi ölümü için,
Kendi kalemiyle kendi fermanını imzalanır...

Yalan bir saltanattır,
Ve baş tacı edilen soytarılardır.
Her doğruyu söyleyenler,
Zindanda susmaya mahkûm edilir.
Bir gün, o karanlık kuyularda,
Çığlıklar yankılanır,
Ama kazanan olmaz.
Kulaklar sağır, gözleri görmez,
Ve zihinler zincirlenmiştir...

Peki, insan mıydı?
Doğru bir yolda yürüyen,
Hakikatin savunucusu,
Ve vicdanını elinde bulunduran değil miydi?
Ama o insanlık,
Bir vitrinde yaşayan hatıra gibi,
İzleniyor sadece,
Bilet kuyruğunda bekleyen seyirciler tarafından...

Bütün bir toplum,
Sarhoşluğun pençesinde,
Zafer çığlıklarının gölgesinde,
Kendi canına kast ediyor.
Ve hainler, hainlikte seviye atlıyor,
Yalanlar kutsanıyor,
Doğru olan, hain ilan edilirken...

Bir gün perde kapanacak,
Ve o zaman sahte kahkahalar susacak.
Yüzlerdeki maskeler birer birer düşecek,
Dürüstlük kostümü verilen hainler,
Kendi gerçeğiyle yüzleşecek...

O gün geldiğinde
Hakikat rüzgar gibi esecek,
Ve yalanlardan inşa edilmiş saraylar,
Çökecek birer birer.
“Zafer bizim!” diye haykıran diller,
Sessizliğe gömülecek...

Ey insanoğlu!
Artık uyanırken,
Bu sahte oyuna çekilme,
Hakikatin sesine kulak ver.
Çünkü o ses,
Kalbinde yankılanan son nefestir,
Ve o nefes,
Ahlaksızlığın kaynağına atılmış bir feryattır...

Unutma,
Ahlakın maskesiyle hareket etmek,
İnsanlık değildir!
Ve hainlikte seviye atlayanların,
Sonu dipsiz kuyularda kaybolmaktır...

Ey karanlık çağın seyircisi,
Kalk ve kendi yolunu çiz,
Çünkü karanlık her gecenin,
Mutlaka bir sabahı vardır...

Erol Kekeç/16.12.2024/Sancaktepe/İST

Hiç yorum yok:

TOK MİDELER, AÇ VİCDANLAR

  Dediler ki: "Onlar yiyeceğine biz yiyelim!" Dedim ki: Buyurun yiyin efendiler, Yiyin de görün bakalım, Mideyle vicdanın kavgasın...