16 Aralık 2024 Pazartesi

Sömürünün Görünmeyen Yüzü



Bir sabah,
Güneş doğmadan önce,
Toprağın derinliklerinden yükselen bir ses duyuldu:
"Uyan!"
Oysa halk, uykunun tatlı prangasına sarılmıştı.
Düşler ülkesi mi? Hayır,
Bir mezar, bir zindan kadar karanlık,
Ama farkında değillerdi...

"Zafer!" diye bağırdılar meydanlarda,
Topraklarında yürüyen işgalcilerin ayak sesleri,
Zafer marşlarının gürültüsünde kaybettiler çok şeyi,
Kim düşman, kim dost?
Kimdi masum, kim hain?
Bilmiyorlardı,
Bilmek istemiyorlardı…

Gözlerine açılan parlak gözlüklerden,
Gökkuşağı renkleriyle şakırdayan sözlerden,
Hakikatin çorak topraklarına bakmak zor geldi.
Görmek, görmek, görülebilen zor görüntüleri,
Kolay seçeneği seçtiler:
"Yaşasın özgürlük!" dediler,
Ama özgürlükleriyle zincirlendiler...

Tarih, kan kırmızı bir mürekkeple yazıldı.
Ve kalemi tutan,
Hakikat değil, güçlü olanın elleriydi.
Gümüş tepsilerde sunulan barışlar,
Arkasından silahların sesini kesti,
İmzalanan anlaşmalar,
Bir milletin kaderini,
Yabancıların kasasına kilitledi.

"Alın!" dediler,
Gösterişli caddeler, fabrikalar, şehirler,
Ama şehirlerin temelindeki
Çocukların kanı ve anaların göz yaşlarıydı.
Topraklarına, akıttıkları terin bedeli,
Yalnızca açlık ve borç faturalarıydı...

"Borç" dediler.
O kelime bir kurşundan güçlü,
Bir ordudan güçlüydü.
Bankalar, tüccarlar, emperyalistler…
Onlar kalemle, kağıtla gelir,
Ve sizin tüm gücünüzü ipotek eder.
Bir altın zincir boynunda,
fark edilmeyen baş,
yavaş yavaş gömülür.

Sarhoş "zafer şarkılarıyla",
Kendilerine ait olmayan bayrakların gölgesine,
Kendilerine ait olmayan özgürlükleri savunarak doldular.
Ama o özgürlük, zincirlerin yenisiydi,
Bir bankadan, bir silahtan, bir petrol kuyusundan oluşuyor.
Ve onlar, bağırarak parmak bastılar:
"Özgürüz!" diye.
Oysa kelepçeleri artık daha sıkıydı,
ama görülebilir miydi?

Oysa özgürlük, toprağın bağrında saklıydı,
Bir köyde, bir tohumda,
Bir nasırlı elin tuttuğu sabanda.
Fakat  sesi kesilmiş suskun kalmıştı,
Şehirlerin betonunda boğulmuştu.
"Çağdaşlık" dediler,
Ama o çağdaşlık,
Kim bilir kaç ecdadı mezarsız bıraktı...

Sömürü düzeni,
Siyah beyaz film gibi görünse de,
Modern çağdan beri taşınmıştı.
Artık sömürgeciler;
Tanklarla değil, sayılarla gelir.
Toprakları değil, hayalleri işgal eder.
Ve en kötüsü,
İnsanların, Kendi köleliklerini bile bilmezler…


Ellerine bir oyuncak tutuşturur,
Ama yüreğini çalar.
“Al bu özgürlük” der sana,
Ama sen, köleliğini satın alırsın.

Altın tepside sunulan her şey,
Sana pahalıya patlar.
Bir yol gösterirler;
Yolun sonu karanlık,
Ama başı parlaktır.
Bir rüya verirler,
Ve sen o rüyanın içinde kaybolup gidersin.

Ey uyuyan milletler,
Gözlerinizi açın!
Toprağa bakın,

Özgürlük, boyunduruk altına alınmaz,

Özgürlük; alın terinde, direnişte ve birliktedir.
O tohumun yeşermesi için,
Suyunla sulamalısın.
Başkasının elleriyle gelen ekmek,
Senin açıklığını doyurmaz...

Ey mazlumlar,
Ellerinizin emeğini,
Yüreğinizin sesini duyun!
Yalan sözlere, sahte vaatlere kanmayın.
Onun zafer marşı,
aslında zafer getirmez.
Unutmayın:
Zülüm ile abad olanın sonu yok olmaktır.

Ve müjde!
Kasas Suresi'nin 5. ayeti der ki:
"Biz istiyoruz ki,  ezilenlere lütfedelim, onları yeryüzünde önderler  ve onları mirasçılar kılalım."

Bu toprakların ezilmiş yüreği,
Bir gün ayılacak.
Ve Şehit ile kurulan tahtlar,
O mazlumların ayakları altında yıkılacak!

Şuara Suresi'nin 227. ayeti şöyle haykırır,
"Zalimler, nasıl bir inkılaba uğrayacaklarını bileceklerdir."

O gün, mazlumun kanını taşıyan rüzgar,
Zalimin surlarını tuzla buz edecek!
Ve ey büyük şeytanlar,
İşte o gün,
Toprak kabul etmez sizi,
Gökyüzü tanımaz sizi,
Ve halkın nefesi sizi boğacak.

Gelecek bizimdir!
Mazlumun duası,
Yeryüzünün adaleti,
Ve hakikatin güneşi,
Zulmetin kaynaklarını delip geçecektir...

Bugün sessiz olsak da,
Suskunluk bir tufan gibi birikir.
Ve tufan geldiğinde,
O sahte kaleler, o sömürü hanedanları,
Bir avuç toz gibi savrulacak…

Ve biz,  kıyametin saatinde  sizler için 

Son sözlerimiz;

“Zalimler için yaşasın cehennem!”

Bahadır Hataylı/16.12.2024/Sancaktepe/İST

Hiç yorum yok:

TOK MİDELER, AÇ VİCDANLAR

  Dediler ki: "Onlar yiyeceğine biz yiyelim!" Dedim ki: Buyurun yiyin efendiler, Yiyin de görün bakalım, Mideyle vicdanın kavgasın...