Adana'nın sıcak sokaklarında,
Bir adam dırdıra dayanamamış,
Kadere meydan okurcasına,
Cezaevine girmeye kalkmış.
Hakim de ince bir zekayla,
Verdiği hükümle ironi yazmış:
"Evde kal altı ay,
Dırdırla baş başa!"
Benim de halim o adamdan farksız,
Bu ülke denen evin içinde,
Sokakların dırdırı mı dersin,
Yoksa sessiz duvarların baskısı mı?
Ne yana dönsem,
Bir ezgi var ruhumu delen,
Ne yana baksam,
Gözlerimle savaşan bir gerçek...
Ülke dediğin,
Hani bazen sıcak bir yuva,
Bazen de bitmeyen bir dırdır.
İçinde doğup büyürsün,
Ama duvarları bir hapishane gibi,
Hissettirir nefesinin kısıldığını...
Düşündüm Adanalı gibi,
Kaçıp gitmeyi uzaklara.
Cezaevi mi daha sessiz,
Yoksa bu coğrafya mı?
Ama sonra hatırladım,
Hakim ev hapsi verebilir bana da,
"Gitme, otur evinde,
Burası senin cezan!"
Peki, kaçsak nereye?
Bir başka ülke mi var,
Dırdırı olmayan?
Bir başka toprak mı var,
Kendi insanını yormayan?
Bu ülke benim kaderim,
Tıpkı o adamın dırdırı gibi.
Kaçamam, kaçsam da dönülür,
Ne yapsam içimde taşınır.
İroniyle yaşıyorum artık,
Tıpkı Adanalı gibi.
Kendi ruhumun hakimi oldum,
Ceza da benim, özgürlük de!
Bu ülke hepimize ev hapsi verdi,
Kimi dırdırdan, kimi sevgiden.
Kapılar açık gibi görünse de,
Dışarısı hep bir bilinmezlik.
Bu toprak,
Sanki bir sınav kağıdı gibi,
Kimine karışık sorular sorar,
Kimini cevapsız bırakır...
Adanalı gibi bazen gülüp geçiyorum,
Bazen öfkemi ironide eritiyorum.
Ama işte, burada kalıyorum,
Tıpkı o adamın ev hapsinde olduğu gibi.
Ülke dediğin,
Hem ana, hem dırdır,
Hem yuva, hem yük,
Hem aşk, hem ayrılık…
Bu şiir,
Bir Adanalı'nın mizahıyla,
Bir milletin derinliğiyle yazıldı.
Dırdırı da bizim, sevgisi de,
Kaçamayız,
Kendi hapsimizin içinde yaşarız biz!
Bahadır Hataylı/14.11.2024/Sancaktepe/İST

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder