Bir gün, bir köy meydanında, akşam vakti,
Toprak yorgun, yıldızlar sessiz, gökyüzü sakindi.
İki adam karşı karşıya geldi, sınırlı iki dünya,
Biri kemle parlar, diğeri tevazuda...
Birinci adam Din Bezirganı,
Cübbesi normal de, altın işlemeli yanı.
Bir eli gösterişli tespihte, bir eli kitapta,
Ama gözler sadece dünyalık hesapta...
İkincisi ise Dindar bir can,
Yüreğinde iman, dilinde Kur'an.
Hırkası eski, kenarlarında çizgiler,
Ama gözleri huzurlu, gönlü güler yüzlü...
Din Bezirganı hemen atıldı,
"Gel bakalım dostum, bu dünyada ne yaptın?" dedi.
"Ben dini yaşar, dini yaşatırım,
Hakk'ın adıyla hizmetimi katlarım!"
"Bak şu minareye, benim bağışımla dikildi,
O külliye var ya, adı benimle bilinir.
İnsanlar adımı saygıyla anar,
Cömertliğim dilden dile dolaşır..."
Dindar adam gülümsemeyle baktı,
Sesi sakindi, gönlü hep hakikatte aktifti.
"Dostum" dedi, "Senin iyiliklerin gösterişli,
Ama bu yolda işler gizli olarak yapılır..."
Din Bezirganı kaşlarını çattı,
"Ne demek bu? Ben ki Hak yolunda bir deryayım!" dedi.
"Servetim çok ama kalbim saf,
Allah yolunda hep bir adım öndeyim..!"
Dindar adam başını eğdi,
"Belki haklısın, ben bilemem ki" dedi.
"Ama ben, elimde ne varsa verdim,
Hiç adımı anmasınlar diye gizledim."
"Bir yetimin gözyaşlarıdır benim sevincim,
Bir dulun duasıdır yüreğime değen ince çizgim.
Kazanmadım gösterişle, hizmetle,
Bir lokmam olduysa paylaştım kederlilerle."
Din Bezirganı kahkahayla gülerek,
"Sana hayran mı kalmalı, yoksa acımalı mı?" dedi.
"Zenginlik de bir nimet, Hak'tan gelir,
Ben ki bu nimeti Hak için çeviririm!"
Dindar adam yürüyordu durdu ve
"Doğrudur" dedi, "Zenginlik de bir sınav bize.
Ama ben, ne kazandıysam Allah'ın bir emaneti,
Zenginlik değil, tevazudur her nimetin hakkı..."
Din Bezirganı öne çıktı bir adım,
"Sen küçük şeylerin peşinde bir adamsın" dedi.
"Ben ise büyük hayaller kurar, büyük işler yaparım;
Benim davam büyüktür, seninki dar kalır!"
Dindar adam durdu, derin nefes aldı,
Bir yıldız kaydı o an, gökyüzü ağladı.
"Dostum" dedi, "Büyüklük, gösterişle olmaz,
Büyüklük, kalbe sığar; sevgiyle, özle dolmaz."
"Bak şu ağaca," dedi ve bir dala işaret etti,
"Dalında bir kuş, yuvasına gizlice girdi.
Kimse bilmez onun emeğini,
Ama yaradan bilir, onun Dahili sevgisini..."
Din Bezirganı sustu çünkü şaşkındı,
Ama sonra toparlandı, kibriyle hakimdi.
"Ne yani, benim işlerim küçümsenecek mi?"
"Senin yaptığın bir avuç hurmayla övünmek mi?"
Dindar adam hafifçe başını salladı,
"Sözüm yanlış anlaşıldıysa, affola" dedi.
"Ama bil ki, Allah'a yakınlık,
Gösterişte değil, gönlün açıklığında saklıdır."
"Bir yetimin başını okşadığında,
Bir mazlumun acısının hafiflemesinde,
Kimsenin görmediği bir iyilikte,
O vakit Allah'a daha yakınsın belki de."
Din Bezirganı yine öfkeyle yükseldi,
"Ben ki her gün Allah'ı anar,
Her işe onun adıyla başlar,
Nasıl olur da bu kalpten şüphelenirim?"
Dindar adam ona baktı,
sonra yere eğildi, bir avuç toprak aldı.
"Bak buna" dedi, "Hepimiz buradanız,
Ve sonunda yine buraya döneriz."
"Toprağa ne götürdüğün önemlidir,
Servet değil, yüreğindeki sevgidir.
Mazlumun duası, yetimin gülüşü,
Bu hayatın özüdür, bu da hakiki dönüştür..."
Din Bezirganı sustu, eli titredi,
Başını eğdi, bakışları yerdeydi.
Belki kalbinin derinlerinde bir aydınlanma,
Belki de bir inkârın sessiz savunması belirdi...
Dindar adam elini uzattı ona,
"Gel" dedi, "Beraber yürüyelim bu yolda.
Belki senin hizmetinle, benim gönlüm birleşir,
Hakikat o zaman tam anlamına erişir."
İki adam o gece ayrıldı,
Biri düşünceleri, diğeri gönlü rahat,
Yıldızlar yukarıdan baktı,
Ve hikâye, sessizlikte dalgalandı...
Bu hayat bir imtihan,
kimin haklı olduğunu ahirette anlarız.
Ama şunu bil ki, dostum,
Görkem değil, kalbin ameli önemlidir...
Erol Kekeç/16.09.2024/Sancaktepe/İST

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder