13 Kasım 2024 Çarşamba

Doğrunun Peşinde Bir Şair

Ölüm kapımı çalsa bile eğmem boynumu yalana,
Ben şairim; dizlerimde yaşlanır zaman, ama sözüm hep taze.
Yılların köhneliğine direnir kalemim,
Doğruyu arar, yalana teslim olmaz, yolda tek başına kalsa da...

Gözlerimde eskimemiş bir bahar hüznü,
Eğilmemiş, bükülmemiş yılların buruşukluğu var;
Her mısrada, her ince çizgide bir hakikat gizli,
Bir şairin ölümü, yalanı kabullenmesiyle başlar...

Yaşlanırım belki, sessizleşir kelimelerim,
Ama yine de saklamam içimdeki güzelliği;
Her bir mazmun, gönlümde incelikle örülen bir çiçek,
Kendimi bulunca onu, kendi hayalime ihanet etmem asla...

Bir beyit bulurum mesela;
Güzelce oturur kalbime, mısralara işlerim tüm inceliğiyle,
Eşref'çe bir sır, dürüstlüğe bağlı, hicvin kendisi gibi;
Biliyorum, ben susarsam; kelimeler küser, yankısız kalır hakikat...

Hiciv benim dilimde bir mızrak gibi,
Yanlış olana karşı kalkar, yalanı delip geçer,
Ve her kelime kendi yüzleşmemdir aslında;
Şair olmak; kendine de yabancılaşmadan, dimdik kalmak demek...

Zaman geçiyor, saçlarıma aklar düşüyor belki,
Ama kalemim de hala genç, coşkulu bir direniş,
Bir nefes, bir hüzün, bir neşe…
Kelimelerim genç, sözüm bükülmez, doğrunun eşiğindeyim hâlâ...

Ölüm kapımı çalsa bile, bükmez omuzlarımı,
Zira yalanı bilmem ben, hileyi, iki yüzlülüğü.
Bir şair, doğruyu söyleyerek büyür;
Ve her doğruda kendini keşfeder yeniden, her adımda...

Kelimelerin nasibi olmalı doğrudan yana,
Yoksa çürür mısralar, kokusu gider her dizede;
Doğruyu bulunca seslenirim ben de Eşref gibi,
Kendimi yermeden, kendime ihanet etmeden, yaşarım...

Bir güzel mazmun bulduğumda ellerimde açan çiçek gibi,
Kelimelerden rüya gibi örülmüş, anlamı derin, özü saf;
Eğer anlatmazsam onu, dökmezsem mısralara;
Şair değil, kendi benliğime ihanet eden bir dilsiz olurum...

Bir söz, doğruyu dillendiriyorsa eğer,
Yaşlanmaz, eskimez, unutulmaz bir mevsim gibi kalır;
Ve ben her zaman doğrunun ardında koşarım,
Şair olmak; özünü sevmek, kendine hakikati borç bilmektir çünkü...

Yalanla süslenmiş sahte mısralara inat,
Doğrunun izindeyim; solgun bir güzde açan bir çiçek gibi,
Her adımda kendimle yeniden yüzleşip,
Bir şair gibi, bir sadakatle kalırım bu yolda...

Yıllar geçer, ömür tükenir belki ama,
Ben kalırım dizelerimde taze, hakikatin gölgesinde.
Eğer bir gün susarsa bu kalem, hakikate göz yumarsa,
O gün ben de, kelimelerim de kaybolmuş demektir bu koca alemde...

Her sözde kendime bir hesap sorarım aslında,
Doğruyu bulmanın yüküdür bu, yalanı bilmeyen kalemle yürümek,
Bir güzel mazmun bulunca; kendime döner, yüzleşirim derin derin,
Ve yazarım, aşkla, hicivle, hakikate sadakatle…

Kalemimde dürüstlüğün izleri kalsın isterim,
Her sözcük, her harf bir ahenk bulsun gerçeğin huzurunda;
Zira yalanla yaşanmaz, şair yalanı sindiremez,
Doğrunun peşinde, zamana meydan okuyarak yürürken...

Erol Kekeç/16.07.2024/Sancaktepe/İST

Hiç yorum yok:

TOK MİDELER, AÇ VİCDANLAR

  Dediler ki: "Onlar yiyeceğine biz yiyelim!" Dedim ki: Buyurun yiyin efendiler, Yiyin de görün bakalım, Mideyle vicdanın kavgasın...