22 Ağustos 2025 Cuma

Adaletin Yarası

Anne

Mahkeme kapısında bir anne,

Avuçlarında kırışmış dilekçeler,
Gözlerinde uykusuz gecelerin gölgesi.
Oğlunun masumiyetini anlatır,
Ama duyan olmaz…
Çünkü kulaklar,
Zarfların hışırtısına ayarlı.

Yine de dua eder,
“Belki bir gün,” der,
“Adaletin yüzü oğlumun gözlerinden doğar.”

Baba

Bir baba, iş kazasında yitirdi evladını.
“Alın teri kutsaldır” dediler,
Ama kanlı kaskı sustu masalarda.
Şirket raporları temiz çıktı,
Çünkü birkaç zarf,
Gerçeği kirli bir perdeyle örttü.

O baba, susmadı:
“Benim oğlumun kanı yerde kalmaz!”
İşte umut,
Bir babanın öfkesinde saklıdır...

İşçi

Fabrikada makineler konuşur,
Ama işçinin sesi duyulmaz.
Onların teri,
Patronun cebine akarken
Sendikaların bile dili susar.

Bir işçi der ki:
“Gün gelecek,
Alın terim, maaşımın değil,
Vicdanın terazisinde tartılacak.”

Köylü

Köylünün toprağına el uzanır,
“Kamulaştırma” derler adına,
Ama aslında satılmıştır çoktan
Bir müteahhidin cebine...

Köylü bakar susuz tarlasına,
Eliyle toprağı okşar:
“Beni bırakma,” dercesine.
Ve umut filizlenir yine de;
Çünkü toprak,
Rüşvetten daha sabırlıdır...

Öğrenci

Bir öğrenci sınava girer,
Kafasında yılların emeği,
Kalbinde dürüstlüğün inancı.
Ama bilir ki,
Sorular çoktan satılmıştır.

Yine de yazmaya başlar,
Çünkü bilginin gücüne inanır.
Ve umut,
Bir öğrencinin kaleminde saklıdır...

Hasta

Hastane koridorunda bir hasta,
Röntgeni kaybolmuş,
İlacına sıra gelmemiş.
Ama bir zarf,
Bir dosyanın üstüne düşer,
Ve kapılar birden açılır.

Hasta fısıldar kendi kendine:
“Ben rüşvetle değil,
Allah’ın rahmetiyle yaşamak isterim.”
İşte umut,
Bir duada gizlenir...

Genç

Bir genç, hayal kurar:
“Ülkemde adalet olsun,
Kimse torpille değil,
Hakkıyla yükselsin.”
Ama iş ilanlarında ilk sorulan şey
“Tanıdık var mı?” olur.

Yine de hayalinden vazgeçmez.
Çünkü gençlik,
Her zaman en güçlü umuttur...

Yaşlı

Bir yaşlı, emeklilik maaşını bekler.
Bir ömür çalışmış,
Ama hakkı,
Bankalarda küçülmüş bir gölgeye dönüşmüş.
Yetmez geçinmeye,
Ama siyasilerin sofralarında
Artan yemekler çöpe gider.

Yaşlı adam, gözlerini göğe diker:
“Ben değilsem bile,
Torunlarım adaleti görsün.”
Umudu, kendi ömrünün ötesine taşır.

Göçmen

Bir göçmen,
“Adalet” kelimesini kendi dilinde arar.
Savaşlardan kaçmış,
Ama bu topraklarda da
Parası olmayınca
Sıra ona hiç gelmez.

Yine de bir çocuk gülümser ona,
Ve o gülüşte bulur
İnsanca yaşama umudunu...

Mazlum

Bir mazlum çıkar karşımıza,
Ne kimliği vardır ne gücü.
Yalnızca yüreği vardır
İnancı ve duasıyla dolu.

Der ki:
“Benim hakkımı almazsanız,
Ben yine affederim;
Ama Allah’ın terazisi
Bir gün herkese yeter.”

İşte umut,
Mazlumun duasında saklıdır.

Gazeteci

Bir gazeteci, kalemini doğruluk için oynatır.
Ama kalemi kırılır, sayfaları toplatılır.
“Gerçeği yazma” derler,
“Parayı yaz, gücü yaz.”

O yine de yazar;
Çünkü bilir ki bir satır,
Bin yalanı yakabilir.
Umut, kalemin ucunda gizlidir.

Öğretmen

Bir öğretmen,
Çocuklara adaleti anlatır.
“Adalet eşitliktir,” der,
“Adalet insanın namusudur.”
Ama çocuklardan biri sorar:
“Öğretmenim, babam adalet için dilekçe verdi,
Ama parası olmadığı için kayboldu dosyası.”

Öğretmen susar,
Ama kalbinde filizlenen tohum,
Bir gün o çocuğun vicdanında büyür

Çocuk İşçi

Bir çocuk, ayakkabı boyar.
Ellerinde boya, gözlerinde yorgunluk.
Yaşıtları okulda,
O ise sokaklarda.
Babası haksız yere işten atılmış,
Hak aramaya gitmiş,
Ama kapılar kapanmış yüzüne.

Çocuk der ki:
“Ben büyürsem,
Kimsenin hakkı çalınmasın.”
Umut, bir çocuğun küçücük ellerinde saklıdır.

Mahpus

Bir mahpus vardır,
Suçu yalnızca konuşmaktır.
Demiri öper dudakları,
Ama ruhu özgürdür hâlâ.

“Beni kapatabilirsiniz,” der,
“Fakat kelimelerimi zapt edemezsiniz.”
Umut, paslı bir kilidin arkasından fışkırır.

Şehit Ailesi

Bir şehidin anası,
Kefeni koklar her gece.
Oğlunun canını verdiği ülkenin,
Adaletsizliğe satıldığını görür.
“Benim oğlum vatan için can verdi,
Siz rüşvet için insanlığı sattınız.”

Yine de göğe bakar,
“Oğlumun ruhu bir gün
Adaletle huzur bulacak.” der.

Genç Kız

Bir genç kız, işe girmek ister.
Bilgisi vardır, emeği vardır,
Ama “torpilin var mı?” diye sorarlar.
Başını eğer,
Ama kalemi bırakmaz.

Çünkü bilir ki,
Bir gün liyakat konuşacak,
Ve umut, onun sabrında büyüyecek.

Esnaf

Bir esnaf, kepengini kapatır.
Vergisi ağır, haksızlık çoktur.
Ama yan dükkân işler hâlâ,
Çünkü sahibi birilerine zarflar sunmuştur.

Esnaf der ki:
“Ben dürüstlükle kazanacağım.
Batarsam da alnım ak,
Vicdanım temiz batacağım.”
İşte umut, onun helal ekmeğinde gizlidir.

Çiftçi

Bir çiftçi,
Ürününü satamaz pazarda.
Aracı kazanır, tüccar kazanır,
Ama çiftçi borç içinde yıkılır.
Devletin kredileri,
Çoktan torpillilere dağıtılmıştır.

O ise elini toprağa sürer:
“Benim sabrım toprağın sabrıdır,
Gün gelir bu haksızlık da çürür.”
Umut, her tohumun içinde saklıdır.

Şair

Bir şair, adalet için yazar.
Kelimeleri yanar, mısraları kanar.
Onu da susturmak isterler,
Ama susmaz.
Çünkü bilir ki şiir,
Bir milletin kalbine dokunan
Son kale, son çığlıktır.

Umut, her dizenin ardında yankılanır.

Sanatçı

Bir sanatçı sahneye çıkar,
Halkın acısını anlatır.
Ama onu da sustururlar,
“Sen eğlendir,
Gerçeği söyleme” derler.

O ise der ki:
“Sanat, gerçeğin aynasıdır.”
Ve umut,
Bir melodinin içinde dolaşır salonda.

Görevli Memur

Bir memur, vicdanıyla kalemi arasında sıkışır.
Amiri ondan yanlış rapor ister,
“İmzala, yoksa sürülürsün” der.
Kalem titrer, yürek ağrır.

Bir gece kendi kendine fısıldar:
“Ben adalet için yazmazsam,
Çocuklarıma ne miras bırakırım?”
Umut, onun titreyen kalemindedir.

Öğrenci Gençlik

Bir üniversite bahçesinde,
Gençler “adalet” diye bağırır.
Polis duvar örer, cop iner,
Ama sesleri daha da büyür.
Çünkü gençlik,
Bastırıldıkça fışkıran bir pınardır.

Umut, o sloganların kalbinde atar.

Engelli

Bir engelli yurttaş,
Rampasız bir adliye kapısında bekler.
“Benim de hakkım var!” der,
Ama kimse duymaz.

Yine de gözlerinde bir inat vardır:
“Ben yılmam,
Ben de bu ülkenin onurlu bir parçasıyım.”
Umut, onun tekerlekli sandalyesinde ilerler.

Öğretisiz Çocuklar

Bir köy okulunda çocuklar,
Deftersiz, kitapsız kalır.
Çünkü kitap ihaleleri
Çoktan rüşvetle paylaşılmıştır.

Yine de öğretmen kara tahtaya
Bembeyaz bir umut çizer.
Ve o kara tahta,
Bir ülkenin yeniden doğuşunu taşır.

Kardeş

Bir kardeş, abisinin mahkeme gününü bekler.
“Suçsuzdur,” der, “O sadece konuştu.”
Ama karar çoktan yazılmıştır.
Kardeş ağlamaz,
Başını dik tutar.

Çünkü bilir ki,
Adaletin defteri bir gün yeniden açılacaktır.
Umut, kardeşin dik duran gözlerindedir.

İşsiz

Bir genç iş arar,
Ama her kapıda aynı söz:
“Tanıdığın var mı?”
Cevap veremez,
Çünkü onun tanıdığı yalnızca
Alın teri ve sabrıdır.

Bir gün kendi kendine der:
“Benim liyakatim bir gün
Onların torpilini yenecek.”
Umut, aç ama dimdik duran gururundadır.

Mahalle

Bir mahallede çocuklar açtır,
Kadınlar ekmek kuyruğundadır.
Ama lüks arabalar
Onların önünden geçer,
Camları kapalı, müzikleri yüksek.

Mahalleli fısıldar:
“Bizim ekmeğimiz küçüldü belki,
Ama bizim vicdanımız büyüyor.”
Umut, o dar sokaklarda çoğalır.

Gazaplı Dede

Bir dede,
Torununa masal anlatır:
“Bir zamanlar adalet vardı evlat.
Haklı olan kazanırdı,
Hak yiyen utançla yaşardı.”
Torun sorar:
“Şimdi öyle mi dede?”

Dede gözyaşını saklar,
Ama içinden geçer:
“Belki bir gün torunum
Benim göremediğim adaleti görecek.”
Umut, nesilden nesile taşınır.

Sessiz Kadın

Bir kadın,
Yıllarca evinde şiddete uğrar.
Defalarca başvurur,
Ama dilekçesi kaybolur.
Çünkü eşinin arkası kuvvetlidir.

Bir gün kalkar,
Korkusunu yener,
Kapıyı çalar yine.
“Ben susmayacağım artık,” der.
Umut, onun kırılan sesinde yeniden doğar.

Direnişçi Halk

Bir meydan dolar taşar,
İnsanlar adalet ister,
“Ekmek, özgürlük, hukuk!” diye bağırır.
Birileri bastırmak ister,
Ama kalabalık büyür.

Çünkü halkın sesi susturulamaz.
Ve umut,
Binlerce yürekten göğe yükselir.

Uyanış

Bir gece,
Karanlık şehrin sokaklarında
Bir mum yandı.
Küçük, cılız bir ışık,
Ama karanlık titredi.
Çünkü adalet,
Bir mumla bile
Bin gölgeyi boğabilirdi.

Çocukların Şarkısı

Çocuklar sokakta oyun oynarken,
Birden şarkıya başlarlar:
“Adalet, adalet!”
Küçük dillerinden çıkan bu söz,
Büyüklerin utancına tokat olur.

Umut, o çocuk seslerinde
Tertemiz bir melodi gibi yükselir.

Kadınların Yürüyüşü

Kadınlar ellerinde pankartlarla yürür:
“Adalet istiyoruz!”
Onların adımları,
Taş kaldırımları titreten bir çığlıktır.

Çünkü bilirler:
Bir kadının çığlığı,
Bir toplumun yeniden doğuşudur.
Umut, kadınların direnişinde yeşerir.

Gençliğin Ateşi

Gençler meydanlarda toplanır,
Kitaplarını kaldırırlar göğe.
“Biz hak için buradayız!” derler.
Kalemleri silah gibi,
Sözleri kalkan gibi.

Umut, onların ateşinde
Yeni bir çağın kıvılcımı olur.

Adaletin Yankısı

Bir gün, bir mahkeme salonunda
Beklenmedik bir karar çıkar:
Haklı olan kazanır!
Ve salonun duvarları bile
Şaşırır bu sese.

İnsanlar fısıldar:
“Demek hâlâ mümkünmüş…”
Umut, o kararın yankısında çiçek açar.

Halkın Sofrası

Yoksul bir mahallede
Bir sofra kurulur.
Herkes neyi varsa getirir, paylaşır.
O sofrada rüşvet yoktur,
O sofrada adaletin tadı vardır.

Çünkü ekmek,
Paylaşıldıkça adil olur.
Umut, o sofranın sıcaklığında pişer.

Vicdanlı Hakim

Bir hâkim kürsüye çıkar,
Ellerinde dosya değil, vicdan vardır.
“Ben artık susmayacağım,” der.
Ve kararını hukuk için değil,
Hakikat için yazar.

Umut, onun cesur imzasında
Bir güneş gibi doğar.

Halkın Birliği

Dağ köyünden, şehir meydanına;
Köylü, işçi, öğrenci, kadın, erkek…
Herkes tek bir ağızdan söyler:
“Adalet istiyoruz!”
Ve o ses,
Ülkenin en yüksek dağını bile aşar.

Umut, birleşen kalplerde
Bir orduya dönüşür.

Güneşin Doğuşu

Bir sabah,
Şehirde rüşvetin karanlığı değil,
Adaletin ışığı parlar.
İnsanlar birbirine bakar:
“Oluyor galiba…” derler.
Çünkü o sabah,
Vicdan güneşi doğar bu ülkeye.

Umut, günün ilk ışığında
Altın bir bayrak gibi dalgalanır.

Adaletin Zaferi

Ve sonunda,
Bir millet ayağa kalkar:
“Ne rüşvet, ne yalan,
Biz adaletle yaşayacağız!”
Çocuklar güler,
Anneler ağlamaz artık,
Babalar onurla yaşar.

Adalet,
Yeniden halkın kalbine kurulur.
Ve o gün,
Bu ülkenin tarihi yeniden yazılır:

“Türkiye bir hukuk devletidir.”
Ve artık kimse gülmez bu söze,
Çünkü gerçek olmuştur.

Bahadır Hataylı/14-19.07.2025/Sancaktepe/İST

Hiç yorum yok:

TOK MİDELER, AÇ VİCDANLAR

  Dediler ki: "Onlar yiyeceğine biz yiyelim!" Dedim ki: Buyurun yiyin efendiler, Yiyin de görün bakalım, Mideyle vicdanın kavgasın...