Ahırda doğmuşum diye sanma ki cahilim,
Üzerimden geçen her saltanatın tarihçisiyim.
Sırtımda taşınan her köşk bir kibre dönüştü,
Kırbacı yiyen ben oldum, saltanatı süren siz!
Kervan yürür, paşa alkış alır,
Ben yolda diz çöksem suç bendedir,
Süslenir araba, çiçekli semer,
Altında ezilen yine benim, haber ver!
Her devrin "vatanseveri" sırtıma biner,
Ben yürürüm, o nutuk çeker, yoluna güller serer.
“Bu yük milletin kaderidir” der utanmadan,
Sahi bu millet kimdir, benim mi adım yaman?
Bir sofraya çağrılmam, ama çöpü ben toplarım,
Bayramda hediye vermezler, ama yük hep bana kalır.
Uğruna ölünen ideallerin bayrağını ben taşırım,
Üzerime kusarlar sonra, “hizmet ettin” deyip geçiştirirler.
Benim adım “eşek” olmuş, peki sizin adınız ne?
Ben sırtımda taşırken, siz kiminle meşguldünüz be?
Ben çamura saplanırken, siz hangi masada kaşık salladınız?
Ben geceyi titreyerek geçirirken, siz hangi ninnide uyudunuz?
Bir taraf feda eder yürekle, bir lokmayla, bir ömürle,
Bir taraf hesap yapar, her şeyin kazancını ölçer ölçekle.
Yardım sandığına üç kuruş atar, sonra kameraya gülümser,
Eşekçe çalışan görmez, ama reklamı milyon izler.
Ve sonra gelir devran döner,
Sahte şefkatten yeni maskeler biter.
O yük yine sırtımda, ama bu kez gözüm açık,
Artık yemem o yaldızlı yalanı, midem artık sağlam değil, bak açık.
O yüzden siz siz olun,
Eşekliği başkasına bırakın,
Çünkü bazıları eşektir;
Bazıları ise... eşekten bile utanmalıdır!
Erol Kekeç/14.05.2024/Sancaktepe/İST

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder