Gazze yanar, gök ağlar; zalimin saltanatı kül olur.
Direniş susmaz; karanlık, nurun önünde çözülür.
Kanla yoğrulan taşlar, şehadetle parlar.
Siyon’un surları, mazlumun nefesiyle yıkılır.
Her mermi bir çiçek, her şehit bir güneş olur.
Zalim titrer, hakikatin ayak sesinde...
Gazze’nin gözyaşı, Arş’a yükselir.
Cehennem, zalime müjde gibi iner.
Yetimin feryadı, göğü deler.
Firavun’un tahtı, kumdan kale gibi çöker.
Toprak, kanı emmez; adalet için saklar.
Zalim, kendi zehrinde boğulur.
Kudüs’e giden yol, sabır taşından geçer.
Siyon’un adımları, bataklığa saplanır.
Mazlumun duası, geceyi deler.
Zalim, gündüzü bile karanlık görür.
Şehadet, Gazze’de güldür;
Siyon’a ise ebedî zehir.
Her enkaz, bir minare gibi haykırır.
“Zafer, iman edenlerindir” der.
Gazze’nin çocukları, yıldızlara bakar.
Zalim, yıldızsız gecede kaybolur.
Kan damlar, toprağa iman düşer.
Zalim, kendi ateşinde pişer.
Bir taş, bin yılın hesabını sorar.
Siyon’un surları, bu sarsıntıya dayanmaz.
Gazze’de bir anne ağlar;
Melekler, o gözyaşını cennete taşır.
Her çığlık, gök kubbeye kazınır.
Zalim, bu yankıyı asla susturamaz.
Direniş, kurşunu aşar;
Zalim, kendi korkusuna yenilir.
Gazze’nin ufkunda sabah doğar;
Siyon’un gecesi bitmez.
Her şehit, bir kandil olur;
Zalim, bu ışıkla körleşir.
Toprak, emaneti bilir;
Zalim, ihanetinin altında ezilir.
Gazze’nin kalbi Allah der;
Siyon’un kalbi, kendi nefretinde erir.
Erol Kekeç/10.07.2025/Sancaktepe/İST

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder