Kendime bir yol çizdim,
Taşlar benim, toprak benim, yön benim sandım.
Avuçlarımda tuttuğum harita,
Kalbimin pusulasıyla yarışa kalktı...
Her adımda eylemim konuştu,
"Ben seçtim," dedi; "Ben bilirim!"
Oysa yolun kenar taşlarında
Kapanmamış bir çift göz izliyordu gizlice...
Görmediğimi görüyordu o gözler,
Ben ilerledikçe, suskunluğu büyüyordu.
Çünkü yol benim sandığımdan çok,
Ben yolun bir parçasıydım aslında...
Sonra bir dönemeçte…
Yol, eğildi; ben dik kaldım.
Kader seslendi usulca:
“Burası senin değil, buradan geçemezsin.”
Ama ben sustum ona,
Kendi sesimde kayboldum.
"Yolsa yol, yürürüm!" dedim,
"Yazıysa yazarım, çizerim!"
İtirazla savruldum rüzgârlara,
Kendimi haklı bildim her fırtınada.
Ama bir sessizlik indi aniden,
Eylem yoruldu, yol karardı içimde...
Gece uzarken ruhuma,
Bir mühür fark ettim bir taşta.
Adım yoktu, ama izim vardı.
Yol yazılmıştı benden önce sanki...
Gözlerimi ellerime sürdüm,
Titriyordu bir şey, isyan mıydı yoksa hakikat mi?
Kader önümdeydi,
Ne bir düşman gibi, ne de bir dost gibi...
“Ben seninle geldim,” dedi,
“Sen ben sandın kendini…
Ama her yön sapağında
Ben sana fısıldadım: Henüz zamanı değil.”
Şimdi yolumu eğdim yolun sesine,
Kendi gururuma değil, kalbin izine…
Kaderi yazmak değil mesele,
Onunla yürümeyi öğrenmek gerekmiş meğer...
Her mühür bir uyarıydı sevgiyle,
Her durak bir sınav, bir hatırlayış…
Kader ne dayatma ne zincirdi,
Bir ses, sadece… içini bilen bir sesmiş...
Yürüdükçe anladım,
Ne çok yazılmış içime ben bilmeden.
Artık ne susuyorum itirazla,
Ne bağırıyorum "benim yolum!" diye...
Ben kaderin içindeyim artık,
Ve kader benim içimde,
İkimiz bir bütünüz şimdi,
Yol, eylem ve yazı… hepsi aynı cümlede...
Erol Kekeç/26 Mart (30 yıl ansına)2025/Sancaktepe/İST

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder