"En derin yaralar, en masum gülüşlerin ardında açılır."
Biraz yaşayacaktık,
baharın kokusuyla, serçelerin sesiyle büyüyecektik.
Avuçlarımızda sıcak bir güven,
gözlerimizde kırılmamış rüyalar vardı.
Kim bilebilirdi ki;
en büyük yaralar, en masum zamanlarda açılırmış?
Anlamadım...
"Bazen en ağır söz, hiç söylenmeyen kelimedir."
Büyüdükçe kelimeler azaldı,
sevgiler suskunlaştı.
Bir bakışta anlatılacak dostluklar,
bir ömür boyu söylenmeyen cümlelere dönüştü.
Bir kahkaha, içimizde çürüyen bir sessizliğin maskesi oldu.
Her “iyi misin?” sorusuna
kırık bir gülümseme ile cevap verdik.
Anlamadım...
"Zaman, sadece anıları değil, insanı da aşındırır."
Zaman geçti,
geçerken bizi parça parça yanına kattı.
Her mevsim bir şey aldı bizden,
her gece biraz daha unutturdu kim olduğumuzu.
Biraz yaşayacaktık sadece;
ama yaşarken ağırlaştı ruhumuz,
çöktü omuzlarımıza görünmez acılar.
Neden?
Anlamadım...
"İnsan en çok kendine yenilir, en çok kendinde kaybolur."
Ruhumuz,
cevabını bilmediğimiz soruların sonsuz yankısına dönüştü.
Sevmek, kaybetmenin başlangıcı oldu;
güvenmek, aldatılmanın ilk adımı.
Bir dost eli ararken,
kendi yalnızlığımızla tokalaştık.
Kırıldık, suskunduk, yine yürüdük...
Hayat bize öğretmedi nasıl sevilir,
sadece nasıl susulur,
nasıl unutulur...
Anlamadım...
"Bazı vedalar, hiçbir zaman anlaşılmaz; sadece yaşanır."
Ve şimdi,
bir eski fotoğrafın solmuş köşesinde kalan gölgeler gibiyiz.
Bir masanın kenarında,
bir kedinin sessiz bakışında teselli arıyoruz.
Ne kadar yaşadıysak,
o kadar eksildik.
Ne kadar sevdiysek,
o kadar kırıldık.
Ve sonunda...
Sadece susarak,
anlamadan,
gidiyoruz...
Erol Kekeç/22.02.2025 /Sancaktepe/İST

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder