Bir duvar var bu çağda, kanla örülmüş,
Mazlumun çığlığına sağır örülmüş.
Taş taş üstüne, beden bedenin üstünde,
Kiminin yüreği yanmış, kiminin üstünde...
Bir çocuk düşün, adı yok bir listede,
Ne devlet bilir, ne şehir, ne postane.
Karnı aç, gözü donuk, elleri titrek,
Düşleri ekmek, oyuncak değil; gerçek...
Suda boğulanlar var, kıyıya vurmuşlar,
Bir sandal umutmuş, dalga yutmuşlar.
Yalın ayak yürümüşler dağlar ardında,
Ne bir harita var, ne de baba ardında...
Bir anne var, gözünde sabırdan sabır,
Göğsünde süt değil artık, yanık bir kabir.
Kucağında taşırken son nefesi,
Ağlamaz artık, kurumuş göz pınarı sesi...
Bir baba var, sustuğuna küsmüş yıllarca,
Çünkü konuşsa bile yok sesin alıcısı,
İnşa etmeye çalışır taşla kaderi,
Ama üstüne çöker hep harabenin yeri...
Çadır kentler kurulur sonsuz bekleyişe,
Ne yağmur diner, ne umut girer içeri.
Bir tas çorba için sabahlar geceden,
Vicdan uyur; açlık sabit geceden...
Şehirde bir balkon, ışıklar içindedir,
Bir el fincanı tutar, diğeri telefon gibi serin.
Ekranda haber akar: “Bin kişi boğuldu,”
Ama suratlar gülümser, kahve köpüklüdür...
Bir lüks sofrada devrilen şarap bardağı,
Bir yetimin gözünden düşen yaş kadar değer mi?
İki farklı dünya var bu gezegende,
Biri lüks içinde kör, diğeri kan içinde serin...
Pasaportsuz doğar bazı çocuklar,
Doğar ama kimse kutlamaz adını.
Sınırda yakalanır, annesinin memesindeyken,
Ve ağlaması bile suç olur ardından...
Savaşa alışanlar var artık bu çağda,
Kardeşini öldüren kurşunu silah diye satar.
Silahı yapan susar, alan da susar,
Ama toprağa düşen yürek bağırır: “Yeter artık!” diye ağlar...
Bir öğretmen vardı, öğrencisiyle birlikte yandı,
Bir fırın kuruldu, insanlık içinde kavruldu.
Biri mülteciydi, biri doğduğu toprakta,
Ama yangın ayırmaz; her şey küle karışır sonunda...
Bir işaret vardı: “Tehlike!” derdi sınırda,
Ama tehlike değil insan vardı orada.
Bebek vardı, dilsizdi, ağlamıyordu bile,
Çünkü korku susturur en doğal refleksi bile...
Bir parkta oynayan çocuklar yok artık,
Kimi göçtü, kimi toprağa döndü çoktan.
Kaybolan sadece insanlar değil,
O çocukluğun neşesi, insanlığın özü de silinmiş gibiydi...
Yüz binler yürürken çıplak ayakla,
Birileri vitrin diker şatafatla.
Ne demek açlık, ne demek korku,
Bilemez ki tok olan, güvenli sokakta oturur korkusuzlukla...
Yardım kutuları var ama açılmaz,
Çünkü yardım için önce yürek gerekir.
Bir gülüş gönderemezsin çekinmeden,
Çünkü bakışlar bile bölünmüştür ülkelerden.
Vicdan, ekmek kadar değerlidir ama,
Bugün yok satıyor o raflarda.
Çünkü herkes önce kendini doyurur,
Sonra doymuşken unutmayı öğrenir...
Kalem tutacak eller, tüfeğe mecbur kalır,
Okul defteri yerine mühimmat taşır.
Hayaller kitapta değil, kampta çizilir,
Gelecek planı yoktur; çünkü yarın belirsizdir...
Bir camide soğuk taşta uyur bir yaşlı,
Önünden geçer giyimli insanlar, bakmaz kimse.
Bir yanda abdest alırken taşan su,
Diğer yanda bir yudum suya hasret bir ömürdür bu...
Göz göre göre ölüyor insanlık,
Kameralar çekse de, haberlere düşse de,
Bir “tıklama”ya dönüşüyor bir hayat,
Sonra bir “like” gelir ve unuturuz rahat rahat.
Sosyal medya kahramanları çıkar:
Bir fotoğraf, bir emoji, sonra hayat devam…
Ama o çocuk, o anne, o baba…
Onların devamı yok, çünkü dünya durmuş orada...
Mazluma dokunmak değil, ona yönelmek zor,
Çünkü vicdan, konforla asla barışmaz.
Biraz empati ister, biraz yürek ister,
Ve en çok da sessiz kalmamayı ister...
Yardım, sadece cebinden değil;
Kalbinden başlamalı, samimiyetle.
Çünkü bir mendil vermezsen gözyaşına,
O gözyaşı boğar seni vicdan aynasında...
Bir ümmet uyanmalı yeniden;
Birlik değilse bile, acıyı paylaşmalı en azından.
Bir feryadı duymak yetmez,
O feryat senin kaderinmiş gibi hissetmen gerek...
Bir dua yetmez,
Eylem gerek, el gerek, adım gerek.
Mazluma omuz vermek gerek,
Yoksa boynuna bastığın yük seni de ezer bir gün gerek...
Dünya büyük değil aslında,
Mazluma yer yoksa sana da yok.
Birlikte ağlamadıkça, birlikte gülmek haram,
Ve susmak, suç ortağı olmaktır her zaman...
Bugün görmezden gelinen her yara,
Yarın senin kapında açar kendine bir mezar.
Çünkü zulüm döner,
Adaletsizlik yeryüzünde asla tek taraflı kalmaz...
Bir kişiyle başlar insanlık,
Bir adımla başlar kurtuluş.
Küçük bir iyilik, büyük bir zincirin halkasıdır,
Ve zincir, mazlumu değil; zalimi sarsmalıdır...
Erol Kekeç/09.03.2025/Sancaktepe/İst

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder