Aşkın haritasında silinmiş sokaklar, yönünü kaybetmiş kalpler için...
Gönül Haritasında Kayıp Bir Şehir-I
Ben bir mecnunum,
Ama Leyla’m yok — haritada adı silinmiş bir kasaba gibi,
Ne gelen var ne de giden...
Aklım posta kutusu, her sabah boş, her akşam umutla açılan...
Yıkılmış umutlar mı?
Onlar şimdi betonarme hayallerin altında çığlık atıyor.
Bir müteahhit geçti gönlümden,
Ruhumu üç kat imara açtı da,
Vicdanını temel betona gömdü...
Solmuş aşklar...
Renk körü zamanın tablosunda pastel lekeler artık.
Bir çiçeğe su veremedik,
Ama gözyaşıyla suladık , o da boğulup kurudu...
Tükenmiş sevdalar mı?
Marketten alınmış, fişsiz, iadesiz.
Aşkı gramla satıyorlardı rafta,
Ben kilo hesabı aramışım meğer…
Dağlar geçit vermezmiş,
Ben de yürüyerek değil, hayalle aşmaya kalktım.
Ayağım kaydı,
Ve gerçeklik adlı uçurumda
Düşlerim kayboldu...
Yollar karla kapanmış,
Ben ateşimle eritir sandım…
Meğer ben yanarken,
Sadece kar değil, kalbim de erimiş...
Bu aşk, bir labirentmiş.
Ama Minotor yoktu,
Sadece ben vardım,
Her dönüşte kendime çarpan hayal kırıklığı...
Şimdi bir gölgeyim,
Kendi hikâyemin karanlığında kaybolmuş,
Yazgısını mürekkep sanan bir şairin
Yanlışlıkla yaktığı son sayfası...
Gönül Haritasında Kayıp Bir Şehir – II
Ben sevdayı, sandım ki;
Bir mektup gibi uzanır uzaklara...
Oysa postacı, kapımı bile çalmadı.
Belki de aşk, yanlış adrese teslim edildi;
Zira ben hep başkalarının kaderinde bekledim...
Gül vermedim kimseye,
Çünkü ellerim diken tutmuştu çoktan.
Sevgi dedikleri şeyin
Etiketi vardı ama içeriği eksikti hep.
Hediye paketiyle kandırıldım,
İçinden boşluk çıktı...
İroni değil mi?
Aşkın en çok konuşulduğu çağda,
Kimse susarak sevmiyor.
Ses var, söz var, yankı var,
Ama yürek yok, niyet yok, emek yok...
Kalbim bir tavan arası şimdi,
Kimi anılar örümcek ağı gibi
Köşelere tutunmuş,
Kimisi ise bavulunu toplamış
Ve gitmiş... ardından kapıyı çarpmadan...
Sana yazdığım şiirleri yaktım,
Küllerini bir dua gibi savurdum rüzgâra.
Ama o da kibirli çıktı,
Ne bir damla yağmur getirdi,
Ne bir serinlik... sadece isli bir boşluk...
Beni terk eden sen değildin aslında,
Ben, benden gittim ilk.
Çünkü senin yansıttığın ışıkta
Kendi karanlığımı izledim,
Ve fark ettim: aşk,
Bazen göz kamaştırmaz — kör edermiş...
Gönül Haritasında Kayıp Bir Şehir – III
Son perdedeyiz artık,
Seyirci yok, alkış yok, sadece
Kapanmayan bir sahne…
Ve ben hâlâ başrol sanıyorum kendimi,
Oysa figüran bile değilmişim kalbinde...
Aşk dedik,
Ama kime anlattıysak pazarlama sandı.
Bir reklam jingle kadar geçiciydi hevesler,
Ve sen,
İz bırakmadan geçen bir sponsor gibiydin ömrümde...
Sustum çoğu zaman,
Çünkü kelimelerimin anlamı kalmamıştı.
Sözlükler dilsizdi,
Benimse yüreğim alfabe yorgunu.
Her harfi ayrı ayrı kanatmışsın,
Adın bile acıyor artık...
Bir gün dedim,
"Belki anlar…"
Ama sen empatiyi ekran koruyucusu yapmışsın,
Hareketsiz, hissiz, bozuk bir görüntüde
Bekledim seni...
Hicabım var şimdi,
Yüreğime değil, sana inandığım günlere.
Bir dua gibi kıymetli sandım seni,
Meğer sen,
Ayet görünümlü bir cümle hatasıymışsın...
Ve ben artık,
Ne mecnunum ne mahzun...
Bir gülüş kadar sığ,
Bir bakış kadar uzak olan bu çağda
Yalnızca “unutulmuşlar listesinde”
Bir kalp kırığıyım...
Ama unutma:
Bu şehirde yollar kapanır belki,
Ama her mecnun yolunu kendi deliliğinde bulur.
Sen cümle olamadınsa,
Ben şiirimi başkasında tamamlarım...
Bahadır Hataylı/30.04.2025/Sancaktepe/İST

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder