Umut,
bir sabah değildir sadece—
bir çağrıdır karanlığın bağrından,
diz çökmüş bir aslan gibi
göğsünde patlayan yıldızlarla
vakti beklemektir.
Ve o vakit,
gökyüzünün susmayı bıraktığı
ilk andır.
Gözlerini açar insan,
uykudan değil
bir ömrün küllerinden kalkar.
Göz pınarında yanmış geçmişin
soğumayan izleri vardır ama
bir çiçek,
bütün geçmişe rağmen açar...
Küller arasında,
yanmış mektupların harfleriyle
yeni bir cümle yazar hayat:
“Kalk, daha yolun var.”
Ve kalkar insan,
çünkü umut—bir davettir
yıkıntılar arasından el uzatan
görünmez bir el gibi...
Bir çocuğun gülümsemesi gibi ansızın,
bir annenin gözleri gibi yorgun ama kararlı,
bir babanın nasırlı elleri gibi sessiz ama güçlü,
bir sevdanın ilk bakışı gibi titreten
umuttur kalbi yeniden çalıştıran...
Ey insan,
sen ki bu dünyanın sancısını
göğsünde bir tambur gibi taşıyan,
her gün yeniden doğmak
senin yazgındır.
Güneş gibi,
her sabah yeniden doğmaya mecbursun.
Çünkü umut,
batıştan korkmayan bir yıldızdır...
Zaman kırar seni,
hayat ezer
insan unutur
ama umut hatırlar.
Her unutuşun ardında
sana fısıldayan bir ses vardır:
“Kalk, daha bitmedi…”
Ve sen,
bir aslan gibi diz çökersin belki
ama düşmek için değil,
kalkışa hazırlanmak için.
O kalkış ki—
yüreğini göğe çevirdiğin
en büyük duadır...
Bir adam düşün,
ekmeği paylaşan,
suyu bölüşen,
göğsünde taşıdığı yaraları
bir başkasına siper eden.
Umudu omuzlarında taşır o adam,
ve her düştüğünde
toprak bile utanır susmaktan...
Bir kadın düşün,
çocuklarının yorgun düşlerine
ninniler söyleyen,
elleriyle zamanın suratına tokat gibi
umut çizen…
Bir kadın düşün,
gözyaşlarını içip gülümsemeyi
düşünmeden seçen...
Bir genç düşün,
düşleri yırtılmış duvarlara
geleceği resmeden,
bir kalemle devrim yapan
bir nefesle çağlayan olan...
Ve bir ihtiyar,
artık koşmasa da
bir zamanlar umut için yürüdüğünü
unutmayan,
duasıyla bile
geleceği yeşerten…
Ey yeryüzü!
Karanlığını geçtik biz,
kanayan dizlerimizle yürüdük,
düşe kalka sevdik
düşe kalka direndik
ama hiçbir düşüş
bir umudu öldüremedi bizde...
Çünkü biz,
kalkışa hazırlanan bir aslan gibi
diz çöktükse
bu diz çöküş—
bir teslimiyet değil,
bir toparlanıştı...
Diz çöküp beklemek…
ama sabırla,
ama inatla,
ama göğe baş kaldırarak...
Gözlerinde ateş olan insanı
hiçbir gece bastıramaz.
Gülüşünü silah gibi kuşananı
hiçbir karanlık yenemez...
Çünkü umut:
neşeyle başkaldıran bir çığlık,
direnişle yıkanan bir gülüş,
yeniden yazılan kaderin
ilk satırıdır...
Ey umut!
Sana tutunmasaydık
yağmurda boğulurduk
taşlara dönüşürdük
bir sabahın şafağında
kendi gölgemizden kaçar olurduk...
Ama sen,
içimizde büyüyen bir tohum gibi
her gün yeniden doğuyorsun.
Ve biz,
her sabah seni selamlıyoruz
bir kuşun kanadında,
bir çobanın bakışında,
bir çocuğun gülüşünde
seni görüyoruz umut!
Bir gün gelecek…
ve o gün biz
ellerimizde mevsimlerle
sokaklara döküleceğiz...
O gün nefreti değil
birlikte büyüttüğümüz neşeyi taşıyacağız.
Ve yemin olsun ki
bir daha diz çökersek
sadece dua etmek için çökeceğiz!
Çünkü artık biliyoruz:
Umut,
bir kalbin içinde aslan gibi
kükreyerek bekleyen
bir kalkış çağrısıdır...
Ve o aslan,
her sabah yeniden uyanır
her akşam yeniden hazırlanır
her insanın yüreğinde
bir gün mutlaka
ayağa kalkar.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder