21 Nisan 2025 Pazartesi

Yıldız Korkmaz Batmaktan

Umut,

bir sabah değildir sadece—

bir çağrıdır karanlığın bağrından,

diz çökmüş bir aslan gibi

göğsünde patlayan yıldızlarla

vakti beklemektir.

Ve o vakit,

gökyüzünün susmayı bıraktığı

ilk andır.


Gözlerini açar insan,

uykudan değil

bir ömrün küllerinden kalkar.

Göz pınarında yanmış geçmişin

soğumayan izleri vardır ama

bir çiçek,

bütün geçmişe rağmen açar...


Küller arasında,

yanmış mektupların harfleriyle

yeni bir cümle yazar hayat:

“Kalk, daha yolun var.”


Ve kalkar insan,

çünkü umut—bir davettir

yıkıntılar arasından el uzatan

görünmez bir el gibi...


Bir çocuğun gülümsemesi gibi ansızın,

bir annenin gözleri gibi yorgun ama kararlı,

bir babanın nasırlı elleri gibi sessiz ama güçlü,

bir sevdanın ilk bakışı gibi titreten

umuttur kalbi yeniden çalıştıran...


Ey insan,

sen ki bu dünyanın sancısını

göğsünde bir tambur gibi taşıyan,

her gün yeniden doğmak

senin yazgındır.

Güneş gibi,

her sabah yeniden doğmaya mecbursun.

Çünkü umut,

batıştan korkmayan bir yıldızdır...


Zaman kırar seni,

hayat ezer

insan unutur

ama umut hatırlar.

Her unutuşun ardında

sana fısıldayan bir ses vardır:

“Kalk, daha bitmedi…”


Ve sen,

bir aslan gibi diz çökersin belki

ama düşmek için değil,

kalkışa hazırlanmak için.

O kalkış ki—

yüreğini göğe çevirdiğin

en büyük duadır...


Bir adam düşün,

ekmeği paylaşan,

suyu bölüşen,

göğsünde taşıdığı yaraları

bir başkasına siper eden.

Umudu omuzlarında taşır o adam,

ve her düştüğünde

toprak bile utanır susmaktan...


Bir kadın düşün,

çocuklarının yorgun düşlerine

ninniler söyleyen,

elleriyle zamanın suratına tokat gibi

umut çizen…

Bir kadın düşün,

gözyaşlarını içip gülümsemeyi

düşünmeden seçen...


Bir genç düşün,

düşleri yırtılmış duvarlara

geleceği resmeden,

bir kalemle devrim yapan

bir nefesle çağlayan olan...


Ve bir ihtiyar,

artık koşmasa da

bir zamanlar umut için yürüdüğünü

unutmayan,

duasıyla bile

geleceği yeşerten…


Ey yeryüzü!

Karanlığını geçtik biz,

kanayan dizlerimizle yürüdük,

düşe kalka sevdik

düşe kalka direndik

ama hiçbir düşüş

bir umudu öldüremedi bizde...


Çünkü biz,

kalkışa hazırlanan bir aslan gibi

diz çöktükse

bu diz çöküş—

bir teslimiyet değil,

bir toparlanıştı...


Diz çöküp beklemek…

ama sabırla,

ama inatla,

ama göğe baş kaldırarak...


Gözlerinde ateş olan insanı

hiçbir gece bastıramaz.

Gülüşünü silah gibi kuşananı

hiçbir karanlık yenemez...


Çünkü umut:

neşeyle başkaldıran bir çığlık,

direnişle yıkanan bir gülüş,

yeniden yazılan kaderin

ilk satırıdır...


Ey umut!

Sana tutunmasaydık

yağmurda boğulurduk

taşlara dönüşürdük

bir sabahın şafağında

kendi gölgemizden kaçar olurduk...


Ama sen,

içimizde büyüyen bir tohum gibi

her gün yeniden doğuyorsun.


Ve biz,

her sabah seni selamlıyoruz

bir kuşun kanadında,

bir çobanın bakışında,

bir çocuğun gülüşünde

seni görüyoruz umut!


Bir gün gelecek…

ve o gün biz

ellerimizde mevsimlerle

sokaklara döküleceğiz...


O gün nefreti değil

birlikte büyüttüğümüz neşeyi taşıyacağız.

Ve yemin olsun ki

bir daha diz çökersek

sadece dua etmek için çökeceğiz!


Çünkü artık biliyoruz:

Umut,

bir kalbin içinde aslan gibi

kükreyerek bekleyen

bir kalkış çağrısıdır...


Ve o aslan,

her sabah yeniden uyanır

her akşam yeniden hazırlanır

her insanın yüreğinde

bir gün mutlaka

ayağa kalkar.

Eol Kekeç/21.03.2025/Sancaktepe/İST

Hiç yorum yok:

TOK MİDELER, AÇ VİCDANLAR

  Dediler ki: "Onlar yiyeceğine biz yiyelim!" Dedim ki: Buyurun yiyin efendiler, Yiyin de görün bakalım, Mideyle vicdanın kavgasın...