Gülistan içre bir dilberdi evvel,
Taze gonca, gözdeydi her seher, her melâl.
Nakış nakış süslenmiş edep pûşîdesi,
Yüzü güneş, gönlü rahmetin Neşe'si
Lakin zaman bir köprü ki geçit vermez hakka,
El uzattı iğreti, gül giydi yapraksız takke.
Meğer nâmus satılmış, irâde rehine,
Dilber şimdi bir pazarda, iffeti sine...
Düşman değil de dost soydu perdesini,
Önce övgü sundu, sonra çaldı kendisini.
Kâr sanıldı ziyan, zehir bal diye yutuldu,
Fahişelik mubah oldu, ar edep unutuldu...
Ey kalem, yaz şimdi aynı hali bir başka sima,
Devlet denir bir dilbere, halk nazarında pak bir mana.
Vaktiyle adalet giyerdi atlas gibi,
Şimdi çırılçıplak menfaatin maskarası gibi...
Yalancı dalkavuklar süsledi yüzünü,
Sadakat yerine sürdüler rüşvetin özünü.
Kulluğa dönmüş efendilik tahtı,
Meclis olmuş yalan kubbesi, yüce mi sandın?
Namus bekçileri şimdi kapı tutar şarap evinde,
Ahlâk nutku atar, satar vicdanı bir ihale bedelinde.
Küfür altın, hakikat kuru bir hurda,
O dilber ki işte, düştü bir hırsızın kucağına...
Ona ağlamaz mı Bahadır-i dudağında kanla,
Kaleminden dökülür her harf, içre isyanla:
“Ey güzel, nerde o eski haya, o eski vakar?
Sana da mı düştü bu alçak pazar?”
Aynı yazgı, aynı yaraya düşen nakış,
Biri vücut satar, diğeri milletin taç.
Biri dilber idi, gitti fuhşa,
Diğeri devletti, çöktü yolsuzluğa...
Bahadır Hataylı/Mart-2025/Üsküdar/İST

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder