"Dünyanın en fakir insanları için
ve zamanın ellerinde ödenmiş bütün hayatlar adına…"
Bir şey satın aldığında insan,
kasadaki bip sesiyle ödemez aslında,
bir ömrün kıyısından kıyısına
sürüklenen nefesle öder;
çocukluğunun uçurtmalarını satar,
babasının nasırlı ellerinden düşen teri,
annesinin geceleri uykusuz kalan duasını
paranın yeşil gözlerine yatırır...
O yüzden dostum,
her etiket bir yanılsamadır,
bir ceketin üstündeki fiyat,
aslında sana benzeyen bir adamın
yaşlanmış zamanıdır...
Saat yedi, alarm çalar:
Uyan! Çünkü seni bekleyen
sadece bir mesai değil,
bile bile feda ettiğin ömrün var...
Metroda karşılaştığın adamın bakışları boş,
çünkü o sabah değil;
hayatına yetişmeye çalışıyor.
Ve kadın, elindeki kahve kupasıyla
aslında zaman satın alıyor,
uyanıklığını değil,
yaşayamadığı bir günü satın alıyor...
Bir çocuğun düşleri satılık, rafta durur,
bir oyuncak, bir bisiklet, bir hayal...
Ama o çocuk, bilmiyor henüz
babası onu güldürmek için
ne çok gece uykusuz kaldı,
gözüne sokulan tozlar gibi
dertleri susturup, pazarda limon sattı...
Ey modern dünyanın kölesi!
Cep telefonun belki son model olabilir,
ama konuştuğun kelimeler tükenmiş olabilir.
Oysa söz dediğin,
bir ömrün damıtılmış parçasıdır.
"Merhaba" derken bile,
kim bilir kaç yılın yorgunluğunu taşırsın...
Bir şey aldığında,
parayı değil,
anılarını ödersin.
İlk gençliğinde yürüdüğün sokakları,
hiç dönmediğin köyünü,
yarım bıraktığın kitapları…
Bir kazağın bedeli,
belki de gitmediğin bir annenin mezarıdır...
Ah dostum,
insan harcarken değil,
kazanmaya çalışırken tükenir.
Zaman, banknotların diline çevrilmiş
gözyaşıdır.
Sen fark etmeden
birer birer eksilir yılların
alışveriş fişlerinin arkasında...
Hatırlar mısın?
Bir zamanlar kuşlara özenirdin.
Özgürlük derdin,
kanatlarla ölçülürdü.
Şimdi ise taksitli bir özgürlükle
borçlu bir martıya dönüşüyorsun...
Bir ev alıyorsun,
aslında ömür kiralıyorsun.
Bir araba alıyorsun,
hayallerini bagajda unutuyorsun.
Bir tatil planlıyorsun,
ve geri döndüğünde daha yorgunsun...
Ey zamanın kölesi,
sen aslında hiç parasız kalmadın.
Sen zamanını kaybettin.
Zamanı…
Yani yaşamı.
Yani gerçek serveti...
O yüzden
bir şey satın aldığında artık sus.
Kendine de ki:
"Ben bunu kaç saatlik ömrümle aldım?"
"Bu bana kaç sabah yorgunluğa,
kaç gece uykusuzluğa mal oldu?"
Dünyanın en fakir insanı der ki:
"Para, zamanı satın almak içindir."
Ama sistem,
zamanını senden alıp,
para karşılığı sana
ölü bir hayat sunar...
Kahveni içerken düşün,
o çekirdek için kaç işçi
ellerini kavrulmuş toprağa bastı?
O masadaki telefon için
kaç çocuk elmas madeninde
gözlerini yitirdi?
Sen aldığını sanırsın,
oysa hep ödeyen sensin.
Gizli bir senaryo bu,
her şeyin fiyatı görünür
ama bedeli saklıdır...
Şimdi sus!
Ve kendine dön.
Zamanı geri iste senden çalanlardan.
Reklamları sustur,
lüksün içindeki yalanı gör.
Çünkü en pahalı şey,
sana hiçbir faydası olmayandır...
Gömleğini çıkar,
ama hayallerini giymeyi unutma.
Çalış, evet.
Ama yaşamak için.
Hayatta kalmak için değil.
Çünkü hayat,
sadece nefes almak değil,
onu neye verdiğindir...
Ve sor kendine:
"Zamanımın karşılığı neydi?"
"Ben gerçekten yaşadım mı,
yoksa sadece ödedim mi?"
Küçük bir tarlada büyüyen bir adam vardı,
başkandı ama mütevaziydi.
Bir karavanın içinde
dünya liderlerinden daha huzurluydu.
Çünkü paranın satın alamadığı bir şeyi vardı:
Özgürlük.
Vicdan.
Ve zaman.
Ey dostum,
şimdi son söz şu olsun:
Hayat bir pazarlık değildir.
Ve zaman…
Asla iade edilmez...
Erol Kekeç/28.03.2025/Hatay-Kırıhan'ın Sınır Köyü

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder