Halk sillesinin sedası yoktur,
Ama inerken gökler titrer,
Bir taş değil o:
Tarihlerin, suskunlukların, sabırların yumruğu...
Hele bir vurdu mu,
Zaman durur, saat geri sayar,
Hançer gibi girer kalbe
Kibrin, zulmün, saltanatın bağrına...
Unutur nefes almayı
O koltukta sonsuz sanan,
Eceli gelir, ama fark etmez
Çünkü halk önce yok sayar,
Sonra yok eder sessizce...
Çatlamaya başlar saray duvarları,
Kör edilen adalet gözlerini arar,
Ve bir annenin gözyaşı
Güçsüz bırakır tankı, topu,
Korkusuz yapar çocuğu...
Mazlumun duası
Kuru yaprak gibi sarsar saltanatı,
Kalkar tozun içinden hakikat
Ayak sesleriyle gelir sabır...
Halk öyle bir kalkar ki yerinden,
Dağlar eğilir önünde,
Kurumuş nehirler çağlar olur,
Unutulmuş köyler şehirleri boğar...
Bir çoban bir zalimi dize getirir,
Bir fırıncı açlığı mahkemeye çıkarır,
Bir öğretmen, suskunluğu boğar
Diliyle, kalemiyle, yüreğiyle...
Ve o zaman sorar herkes kendine:
"Kim verdi bu gücü bu sade insana?"
Cevap, alnındaki terdedir,
Omzundaki yük, gözündeki umut…
Halk sillesidir vakit,
Geldiğinde ne kalkan durur,
Ne dev bir ordu, ne yasa,
Çünkü o sille:
Birikmiş duadır, gecikmiş adalettir,
Kalkmış bir secde, indirilmiş bir yumruktur...
Ve bir kez iner mi
Yüzdeki makyajlar silinir,
İtibarlar çöpe döner,
Ve halk...
Bir daha boyun eğmez.
Çünkü o gün
Kendi gücünü tanımıştır artık...
Bahadır Hataylı/25.04.2025/Sancaktepe/İST

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder